Hz. Fatıma`nın Doğumu
Hz. Fatıma…
Rabbimizin Kevser olarak Resulüne ikramı…
Resulullah`ın Neslini Devam Ettiren nur halesi…
Hazreti Fatıma Nebiler nebisinin son çiçeği…
Kızlarının en küçüğü…
İmam Ali’nin yüzünde huzur bulduğu sevgili eşleri…
Cennet gençlerinin efendileri Hz. Hasan ve Hüseyin`in ve Hz. Zeynep’in sevgili anneleri ….
Cennet kadınlarının efendisi….
Hz. Fatıma hakkında ne söylesek onu anlatmaktan aciz kalırız.
Hz. Fatıma Kuran’ın yaşanan hayata dönüştürdüğü örnek kadın, örnek insan.
Hz. Fatıma öyle büyük bir insandır ki Fatıma sevgisi Müslümalar için cennet vesilesi olabilecek bir sevgidir.
Peygamberimiz “Onu sevenleri, Allah`ın Cehennem`den uzaklaştıracağı için kızıma Fâtıma adını verdim.” Buyurur.
Hz. Fatıma’nın diğer bir ismi Zehra’dır. Zehra; “Ak yüzlü, nur yumağı, beyaz, parlak, ve aydınlık yüzlü kadın” manasına gelir.
Hz. Fatıma’nın diğer bir ismi Betül’dür. Betül; “Dünyevi heveslerden uzak, ibadet için kendisini Allah`a yönelten, iffetli ve namuslu kadın” anlamına gelmektedir.
Hz. Fatıma’nın diğer bir ismi Kevser’dir. Kuran onu Kevser olarak isimlendirir.Kevser; bol hayır, bitmez tükenmez bir nimet demektir.
Resulullah`ın erkek evladı Abdullah vefat ettiğinde müşrikler, “Artık Muhammed’in soyunu devam ettirecek erkek evladı kalmamıştır; kendisinden sonra yolu da sönüp gider” şeklindeki söylentiler yaparak Peygamberimizi  incitiyorlardı. Bunun üzerine Rabbimiz onlara  cevap olarak Kevser Suresini indirerek şöyle buyurdu: “Şüphesiz biz sana bol hayır Kevser’i verdik. Öyleyse Rabbin için namaz kıl ve kurban kes. Doğrusu asıl ebter (soyu kesik) olan sana kin duyandır.”
Hz. Fatıma`nın doğum tarihi hakkında farklı rivayetler var.
Ehl-i Sünnet alimleri çoğunlukla o Hz. Fatıma’nın  Resulullah`ın Peygamberliğinden beş yıl önce doğduğunu rivayet ederken,
Ehl-i Beyt İmamları`ndan gelen hadislerde daha çok Hz. Fatıma`nın Peygamberliğin beşinci yılının cemaziyülâhır ayının yirmisinde cuma günü doğduğu belirtilmiştir.
Ebu Basir`in naklettiği bir hadiste İmam Cafer Sadık şöyle buyurmuştur: “Fatıma   Hz. Resulullah (a.s) kırk beş yaşında iken cemaziyülâhır ayının yirmisinde dünyaya geldi.”
Taberî, Peygamberimizden (a.s) şöyle naklediyor:
Cebrail cennetten bir elma getirdi, ben onu yedim ve Hatice ile bir araya geldim. O, Fatıma`ya hamile oldu. Bir müddet sonra Hatice, “Benim hamlim çok hafiftir ve sen yanımdan ayrıldığında, karnımdaki bebek benimle konuşuyor…” dedi.
Yine Taberi’nin rivayetine göre Hz. Hatice, doğum vakti geldiğinde Kureyş hanımlarına haber gönderdi. Ama onlar kabul etmeyip: “Muhammed`in hanımı olduğun için senin yanına gelmeyiz.” dediler. Bu esnada insanlık tarihinin seçilmiş dörtkadını, Hz. Hatice`nin huzuruna geldi. Onlardan biri: “Ben senin annen Havva`yım” dedi. Diğeri “ben Mezahim kızı Asiye`yim.”, öbürü ise “Ben Musa`nın bacısı Gülsüm`üm” dördüncüsü de “Ben İmran`ın kızı ve İsa`nın annesi Meryem`im” dedi ve sözlerine şunu eklediler: “Kadınların yapması gereken işi üstlenmek ve sana yardım etmek için geldik.” Hatice diyor ki: “Böylece Fatıma dünyaya geldi ve secde hâlinde yere düştü; ama parmağını göğe doğru kaldırmıştı.”
Bazı rivayetler Hz. Fatıma’nın miraç hadisesinden sonra doğduğunu söyler ki, Miraç olayının tarihini göz önüne aldığımızda bu mümkün değildir.
Diğer bir rivayet ise Hz. Fatıma’nın Resulullah’ın peygamber olduğu yıl doğduğu şeklindedir. Tarihi rivayetler değerlendirildiğinde bu rivayet daha doğru gelmektedir. Gerçeği Allah bilir.
Hz. Fatıma’nın Çocukluğu:
Enes b. Malik’in Annesi Hz. Fatıma’yı şöyle anlatır.
“Fatıma on dördünde Ay gibi idi. Ya da bulutların altından çıkan güneş gibi idi. Kızıla çalan bir beyazlığı vardı. Saçları simsiyahtı. İnsanlar içerisinde Resulullah’a en çok benzeyen oydu.”
Hz. Fatıma babasının ve Annesinin engin sevgisi ve bol şefkati altında büyüdü. Babasının merhameti ve güzel ahlakı, annesinin asaleti, cömertliği, sevgisi ve fedakarlıkları Hz. Fatıma’nın kişiliğini oluşturdu. Babasının ve annesinin İslam uğruna çektikleri sıkıntılara nasıl katlandıklarını görerek, fedakarlığın en güzel örneklerini bizzat yaşarak öğrendi. Tam bir iffet ve ahlak abidesi olarak bütün güzellikleri hayatına nakşederek kendisini yetiştirdi.
Hz. Fatıma babasının elini tutup Mekke sokaklarında gezdi. Babasının tevhit mücadelesini bu mücadelede çektiği sıkıntıları, hakaretleri, babası ile birlikte yaşadı. Kimi zaman babasına yapılan hakaretlere set oldu, kimi zaman babasının üzerine atılan taşlara. Kimi zamanda küçücük elleri ile babasının üzerine bırakılan deve pisliklerini temizliyordu. Bu kutlu mücadelesinde babasına yardım etmeye çalışıyordu. Hem direnişi hem zorluklara sabretmeyi öğreniyordu.
Bir gün Babası ile birlikte Kâbe`ye gitmişlerdi. Müşrikler babasının etrafını sararak: “Şunu şunu söyleyen sen değil misin?” diye hakaret ettiler. Hatta azgın bir müşrik peygamberimizin yakasından tutup sıkıştırdı. Küçük Fâtıma çok korktu ve titreyerek yere yıkıldı. Efendimiz ise hiçbir telâşa gerek duymadan hak olarak söylediği sözleri tekrar ederek: “Evet bunları söyleyen benim” buyurdu. Hz. Fatıma babasının yanında mücadeleyi, direnişi, cesareti yaşayarak görerek öğreniyordu.
Bir gün yine yolda giderken müşrikler, Efendimizin üzerine toz toprak ve pislik attı. Üstü başı toz-toprak olan ve elbiseleri kirlenen Efendimiz eve döndü. Sevgili kızları Hz.Fatıma, kapıyı açınca babasını tanıyamadı ve ağlamağa başladı. Ablaları da ağlıyordu. Peygamber efendimiz  ise kendilerine gülümsüyordu: “Zararı yok, su ile temizlenir” diyordu. Böylece nur parçası yavrularını sükunete kavuşturmağa çalışıyordu. Fakat küçük Fatıma ise hıçkırıklarını tutamıyordu. Onu susturabilmek için: “Ağlama kızım. Yüce Allah, babanı koruyacaktır.” buyurdu efendimiz. Bu şekilde onun korku ve endişelerini gidermeğe gayret etti. Ve ona Allah’a imanı ve Allah’a güveni öğretiyordu.
Hz. Fatıma’nın Çocukluğu Kureyş`in zulum, baskı ve ambargoları altında geçti. Sürekli babasının yanında tevhid mücadelesine tanıklık yapıyor babasına çocukça yardım etmeye çalışıyordu.  Mekkelilerin bütün işkence ve baskıları, Müslümanları dininden vazgeçirmediği gibi İslam’ın ilerlemesine engel olamıyorlardı. Hz. Fatıma yedi yaşında idi. Mekke müşrikleri Müslümanlarla ve Haşim oğulları ile bütün ilişkileri keserek boykot kararı aldılar.
Bu karara göre;
Haşim ve Muttalib Oğulları ailelerinden kız alınmayacak.
Haşim ve Muttalib Oğulları ailelerine kız verilmeyecek.
Haşim ve Muttalib Oğullarına hiçbir şey satılmayacak.
Haşim ve Muttalib Oğullarından hiçbir şey satın alınmayacaktı.
Bu kararlar Mekke müşriklerinin İslam’ı yok etmek için verdikleri son karardı. Boykot kararı da başarıya ulaşmayınca Peygamberimizi öldürmeye karar vereceklerdi. Bu boykot, Haşim ve Muttalib Oğullarının Tabi ki Müslümanların varlığını ortadan kaldırmaya ve köklerini kazımaya yönelikti. Müslümanlar ve Haşim oğulları Mekke`nin kuzey tarafında bulunan Şi`bi Ebu Talib [Ebu Talib Mahallesi] denilen yere topluca taşındılar. Böylece birbirlerine destek olmak istiyorlardı.
Şi’bi Ebu Talip’te boykotun etkisi ile açlık hat safhaya ulaşmıştı. Çocukların feryadı mahallede annelerin yüreğini dağlıyordu. Boykota uğrayanlar, dışarıdan fazla bir şey alamadıklarından, haliyle şiddetli bir açlık ve kıtlıkla karşı karşıya kaldılar. Öyle ki, bazıları, yiyecek bir şey bulamadıklarından ağaç yaprakları, hatta orada burada ele geçirdikleri kuru deri parçalarını ateşe tutup yemeye başladılar.
İşte bu zor günlerde Hz. Fatıma yedi yaşında idi. Oda günlerce aç, ama sevgili annesine ve babasına bir şey hissettirmemeye çalışarak bu zor günlere katlanıyordu. Mekke’nin en zenginlerinden biri olan Hz. Hatice bütün servetini boykot günlerinde bitirmişti.
Yedi yaşından on yaşına kadar bu boykotu yaşadı Hz.Fatıma. Üç yıl açlıkla terbiye edildi. Belki de bu yaşadıkları Hz. Fatıma’yı oruçlu olduğu halde sahip olduğu tek iftarlığını bir yetime verecek olgunluğa ulaştırdı. Rivayetlerimiz anlatmasa da eminim Hz. Fatıma bu üç yıl boyunca diğer Müslüman çocuklara sabrı ve direnmeyi öğretmişti.
Hz. Fatıma on yaşında idi. Boykot bitmişti, ama boykotun bittiğine sevinememişti Fatıma. Aynı yıl Annesi Hz. Hatice vefat etmiş, yetim kalmıştı Fatıma. Allah’ım bu nasıl bir imtihandı böyle. O daha anne sevgisine, anne şefkatine doymamıştı. Küçük Fatıma’nın payına acıların büyüğü düşmüştü. Yetim kalmış bir çocuk duyduğumda içim erir, sonra Fatıma’nın acılarını hatırlar kendi kendimi teselli ederim. Fatıma’nın hüznü yanında, acıları yanında bizimkiler ne kıymet ifade edebilir ki. Ama biz Fatıma gibi değiliz değil mi, onun gibi zor imtihanlara dayanamayız. Rabbim bizim imtihanlarımızı zorlaştırmasın.
Aynı yıl Peygamberimizin amcası, İslam davetinin koruyucusu Ebu talip’te vefat etmiş peygamberimizde ikinci bir yetimlik yaşamıştı. Allah’ın resulü hem sevgili eşi hayat arkadaşı, yani her şeyi olan Hz. Hatice’yi kaybetmiş, hem de en büyük koruyucusu sevgili amcalarını kaybetmişti. Onun için bu yıla hüzün yılı adını verdi Allah’ın peygamberi. Ayrılık ve yalnızlık duygusu yaşıyordu Fatıma ve sevgili babası efendimiz. Onlara binlerce selam olsun.
Fatıma’ya baktıkça içi eriyordu peygamberimizin Fatıma’nın hüznü onun hüznünü daha da arttırıyordu. Peygamberimiz Fatıma’yı öpüyor kokluyor sarılıyor ve birlikte ağlıyorlardı. Çünkü peygamberimize Fatıma’dan daha yakın olan kimse yoktu. Fatıma’da Babasının en büyük destekçisi olmuştu.
Mekke’nin sokaklarına sürekli babası ile dolaşıyordu.
Bir gün babasıyla Kâbe`ye gitmişlerdi. Kureyş Müşrikleri onları görünce toplandılar ve fısıltı halinde birbiriyle konuşmaya başladılar. Peygamberimiz Kâbe`nin yanında namaza durdu. Secdeye vardığında Ukbe İbni Ebî Muayt adındaki azgın müşrik, bir deve işkembesi getirerek Peygamberimizin sırtına koydu. Geriye çekilip uzaktan birbirleriyle gülüşmeye ve dalga geçmeye başladılar. Hz.Fâtıma hemen babasının sırtından o ağırlığı kaldırıp elbisesini temizlemedi. Hz. Fatıma artık eskisi kadar müşriklerin tavırlarından hakaretlerinden korkmuyor, babasına yardım etmeye çalışıyordu. Peygamberimiz efendimiz secdeden başını kaldırdı ve o azgın kişilere ellerini açarak: “Allah`ım bu azgınları sana havale ediyorum Ya Rabbi! Kureyşi sana bırakıyorum” buyurdu.
Abdullah İbni Mesûd Kâbe hareminde Peygamberimize bu tür eziyet edenlerin sonlarının çok feci olduğunu şöyle anlatır: “Allah Hakkı için o azgın müşrikleri Bedir günü gördüm. Hepsi cezasını çekmişlerdi. Bir kısmını sürüyerek Bedir kuyusuna attılar”.
Bu olaydan sonra Fatıma’ya “babasının annesi” demişlerdi “Ümmü Ebiha” çok yakışmıştı bu vasıf Fatıma’ya çünkü onun hayatının merkezinde Babası vardı. Her şeyini babasına göre ayarlıyordu. Peygamberimizde çok sevmişti bu vasfı Kızı Fatıma’yı annesinin yerine koymuştu. Fatıma Onun her şeyi idi. Annesi, kızı, arkadaşı, dostu, sırdaşı her şeyi idi. Fatıma onun bir parçası idi.
Şöyle diyordu Peygamberimiz  “Fatıma benden bir parçadır, onu öfkelendiren beni öfkelendirmiş olur”
Senim parçanı Fatıma’nı öfkelendirmek ne haddimize ya Resulallah. Rabbim ona ve sana olan sevgimizi artırsın.
Mekke Müslümanlar ve Peygamberimiz için dayanılmaz hale gelmiş, tevhid mücadelesi de durma noktasına gelmişti. Peygamberimiz Mekke dışında mücadelesine açılım kazandıracak yerler arıyordu. Müşriklerde artık son kararlarını vermişlerdi peygamberimizi öldüreceklerdi. Rabbimiz Medine kapısı açmıştı, önce Akabe biatları yaşanmış Medine Allah’ın resulünü bekler hale gelmişti.
Peygamberimiz, Hz. Ebubekir ile Hicret yolculuğuna çıkarken İmam Ali Peygamberimizin yerine ölüm döşeğine yatmıştı. Peygamberimiz İmam Ali’ye üzerindeki emanetleri sahiplerine verdikten sonra, beklemeden Ebu talip ailesi ile birlikte Fatıma’yıda alalarak peşinden Medine’ye yetişmesini söylemişti.
Peygamberimiz kızı Fatıma gelene kadar Kuba’da beklemişti. Medineliler ısrar ediyorlar ama peygamberimiz Medine’ye gitmiyordu, Bu arada peygamberimiz Kuba mescidini yaptı. Ve ilk Cuma namazını Kuba’da kıldı. Günler sonra Fatıma geldi. Yüce resul sevgi ve özlemle kucakladı kızını. Özlem bitmişti Medine’ye birlikte girdiler.
Hz. Fatıma Medine’ye geldiğinde on üç yaşında idi…