Ortadoğu’da Müslümanların yürüttükleri, uyguladıkları, gereğini yerine getirdikleri İslam’a dayalı bir projeleri bulunmamaktadır. Daha vahimi ise; böyle bir proje için özgür ve bağımsız bir zihne, teorik bir altyapıya, yeterli birikim ve özgüvene sahip olmamalarıdır. Bunun yerine;gruplara ayrılarak ve Din’in bütünlüğünü bozarak, bağlamından kopardıkları parçalarla icat ettikleri tahrif edilmiş dinlere çağırıyorlar: Şiddetle özdeşleştirilmiş İslam, Ilımlı İslam, Tanzimat kafalı İslam, Çıkar ve hiyerarşiye dayalı İslam, Guruba göre İslam gibi…

Bu yüzden rüzgârın önündeki dal gibi bir o yana bir bu yana savrulup duruyorlar. Müslümanların içinde bulunduğu kafa karışıklığı gerçekten ürkütücü seviyede…

Kimi içerideki din bezirgânları, kimileri de kendilerini kullanan dışarıdan bir odağın peşine takılmış gidiyor. Şunu unutmayalım: İslam Dünyası ile ilgili, hatta dünyanın geneli için Batılı Küresel Güçlerin dışında planlı programlı hareket eden, ne yaptığını bilen, teorisini oluşturan, projesi olan kimse yok. Onlar da çıkarlarının gerektirdiği her şeyi tek meşruiyet kaynağı sayıp sömürüyü yegâne hedef görmeye devam ediyorlar. Bütün insanlık değerlerini ve maddi kaynaklarını bencilce, vahşice, ölçü tanımaksızın tüketiyorlar. Arap Ülkeleri ve Türkiye de küresel güçlerin müttefiki olarak aynı projenin parçası olmayı sürdürüyorlar. Şu sıralarda gelişen olaylar nedeniyle oluşan puslu havada gözlerinin önünü göremeyecek kadar acz içinde kıvranan Müslümanlar durumun farkına vardıklarında iş işten geçmiş olacak. Önemli ve gerekli olan, şimdi durumu fark etmek ve tedbir almaktır. Aslında bu çok zor bir şey de değildir. Bunun için; çok gerilere gitmeye de gerek yok, yakın geçmişe biraz dikkatle bakmak yeter.

Irak’ta, Afganistan’da ve Suriye’de tezgâhlanan ve halen süren oyunlar başka bir şeye ihtiyaç duyurmayacak kadar açık ve aydınlatıcıdır. İslam’ı ve Müslümanları düşman ilan eden NATO’nun Afganistan’daki işgal güçleri içinde Türkiye’nin bulunuyor olmasına gözümüzü açıp bakalım. Aynı NATO bileşenlerinin İsrail’in çıkarları için Filistin halkının yok olmasına destek vermelerini hatırlayalım. Suriye’de bir halkın ve bir ülkenin yok olmasına nasıl göz yumduklarını, petrol kaynaklarından pay almak için Irak’a nasıl üşüştüklerini düşünelim. Bunlardan bir ders çıkarmak ve sürekli tekrarlan benzer oyunlara gelmemek için birazcık feraset, birazcık bağımsız düşünmek yeter. Türkiye dâhil Müslümanların çoğunluk olduğu hiçbir ülke bağımsız, özgür ve kendi başına karar verebilecek konumda değildir. Bu ülkelerin hiç birinin erişilmez bir güç ve imkân kaynağı olan İslam’la ne yazık ki sağlıklı bir ilişkisi bulunmamaktadır.

Hepsi modern seküler değerler dizisi ile Din arasında imkânsız bir sentezin peşinden sürükleniyorlar. İki yüzyıldır süren bu beyhude arayış ve arada kalmışlık bitecek gibi görünmüyor. Dahası; bunun için bizzat Müslümanlar İslam’ı tahrif ve tahrip etmek için yoğun bir çaba içine girmiş bulunuyorlar. Çıkar, rant ve tahakküm aracı haline getirilen Din, kitleleri uyutmak için tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar kullanılır oldu. Öyle ki, işin içinden çıkacakaklıselim sahibi hiç bir insan kalmadı neredeyse. Tam bir kaos ve kargaşa hali. Bunun İslami terminolojideki karşılığıfitnedir. Fitne, şeytanın yönetimi ele geçirdiği, akıl ve iradenin iflas ettiği bir haldir. Böyle bir zamanda yapılacak en hayırlı şey ukalalığı terk edip iflası kabullenmek ve yeni bir başlangıca hazırlanmak üzere Peygamberin (as) tavsiyesine uymak olabilir: “Yakında büyük fitneler olacak, o fitnelerde oturanlar ayaktakilerden, ayaktakiler yürüyenlerden, yürüyenler koşanlardan, daha hayırlı olacaklar. Kim o fitne içinde bulunmuş olursa, ondan uzak dursun.

O zaman bir iltica yeri, sığınacak mekân bulursa ona sığınsın.” Ebu Ümeyye eş-Şa’bânî anlatıyor: “Ey Ebu Sa’lebe, şu ayet hakkında ne dersin? “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda oldukça sapıtmış olanlar size zarar vermez…” (Maide 105). -Bana şu cevabı verdi: “Gerçekten bunu, iyi bilen birine sordun. Zira ben aynı şeyi Resûlullah’a sormuştum, demişti ki:”Ma’rufa sarılın, münkerden de kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir heva, (dine, ahirete) tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin kendireylerinibeğendiklerini müşahede edersen, o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zira (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibidir. O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here