Mehmet Bakırcı ve Saffet Bakırcı; Konya ilahiyat fakültesi öğretim görevliliğinden emekli olmuş iki Kuran talebesi ve Kuran hocası.
Hocalık dönemlerinde öğrencilerinin her türlü dertleri ile ilgilenen, ulaşa bildikleri herkese, Kuran ve hadis anlatan, anlattıklarını da, yaşayan iki güzel insan.
Arkadaşlarına, dostlarına, talebelerine karşı son derece vefalıdırlar. Belli zaman aralıklarla, mutlaka dostlarını ziyaret ederler. Öyle ki bir günde üç beş şehirdeki dostlarını ziyaret ettikleri olur.
Tek çeşit yemek yerler. En fazla iki, üç çeşit yemek yediklerini görmemişimdir. Sudan başka bir ikramda kabul etmezler. Kılık kıyafetleri ve yedikleri ile tevazu timsali gibidirler. Hayatlarının her anında sünneti yaşamaya çalışırlar. Hadis Kuran’dan sonra en çok okudukları şeydir.
Ziyaret ettikleri dostlarına ya Kuran’dan birkaç ayet okur, yada onlara hakkı ve sabrı tavsiye ederek, ayrılırlar. Bakırcılardan Kuran tefsiri dinlemek ayrı bir tat verir insana. Zihninizde ayetlerle ilgili yeni ufuklar açılır. Kimi zaman bu ayeti böyle düşünmemiştim dersiniz.
Yıllar önce Konya’da Sena kitapevinde idi sanıyorum Saffet Hocamdan Fil suresinden Nas suresine kadar kısa surelerinin tefsirini dinlemiştim. Surelerinin birbiri ile bağlantısını o kadar güzel kurmuştu ki, sanırsınız bu on sure birbirinin devamı olarak nazil olmuş. Ve Nas suresinden Fatiha suresine geçerek “Kuran okunarak bitirilecek bir kitap değildir döne döne tekrar takrar okunacak ve yaşanacak bir kitaptır” demişti.
Sanıyorum seksenli yılların sonu yada doksanlı yılların başı idi. Saffet Bakırcı hocam ziyaretime gelmişti. Fatiha’yı anlattı bana ve veda etmek istedi. Hocam akşam oturalım arkadaşları da çağıralım dedim. Arkadaşlarına da sen anlat Fatiha’yı dedi. Akşam evde annene babana eşine anlat Fatiha’yı dedi. Sonra ne durumda olduğumu sordu. En radikal olduğumuz yılardı. Toplumda Ebuzer gibiyiz hocam dedim. Toplum bizden uzak duruyor, uzaklaşıyor dedim. Masamda İstiklal dergisi vardı. İnsanlara İnsan dergisini, İstiklal dergisini götürüyorsanız, ve insanlar sizden uzaklaşıyorsa götürmeyin onları dedi. Ama Kuran’ı götürüyorsanız insanlar sizden uzaklaşıyorsa götürmeye devam edin Kuran’ı dedi.
Biz İstiklal dergisini, İnsan dergisini de Kuran’ı daha iyi anlamamıza katkı sağlasın diye okuyorduk. Sonuçta bütün kitaplar bir tek kitabı, Kuran’ı daha iyi anlamak için okunur değil mi? Hocam Kuran ve hadis dışında başka şeyler okumaya çok gerek olmadığını düşünürdü.
Yıllar sonra küçük kızım Konya Meram tıp fakültesini kazandığında Saffet hocamı kızımla birlikte ziyarete gittik. Hocama dedim ki; “hocam bu benim kızım Konya’ya okumaya geldi izin verirseniz sizin tefsir derslerinize katılsın” hocam bu kız burada ne okuyacak dedi. Ben tıp fakültesinde okuyacak deyince kızıma döndü “kızım eğer Kuran öğrenmek istiyorsan tıp fakültesini bırakacaksın” dedi. Kızım çok şaşırmıştı. İlk defa biri tıp fakültesini kazandığı için tebrik etmiyor hatta bırakmasını istiyordu. Şaşkınlıkla “ama ben Müslüman bir doktor olarak İslam’a hizmet etmek istiyor ve Kuran öğrenmek istiyorum” dedi. Hocam “sen doktor olarak insanların dünya hayatının, ben hoca olarak insanların ebedi hayatının kurtuluşuna vesile olurum” dedi.
Hocamın düşüncesine saygı duymakla birlikte herkesin ilahiyat okumasını istemek çok doğru gelmedi bana. Bu toplumun doktorada hocaya da ihtiyacı var diye düşündüm. Sonuçta Saffet hocam bayanların tefsir dersleri yaptığı bir derneğe yönlendirdi bizi.
Bu yıl Mehmet Bakırcı hocam İslahiye’ye ziyaretimize geldi. Bir arkadaşın eşinin tefsir derslerine gittiğini duyunca, eşin sana karşı vazifelerini yerine getiriyor mu? diye sordu. Kadın önce efendisini memnun edecek dedi. Kızlarıma önceliğiniz her zaman efendinizi, yani kocanızı memnun etmek olmalı diyorum dedi. Bende peki hocam oğlunuza da önceliğin eşini hanımını memnun etmek olmalı diyor musunuz dedim. Tabi ki bir Müslüman eşine iyi davranacak dedi. Ama hocam oğluna kızına bulunduğu gibi bir nasihat da bulunmuyordu.
Görünen o ki hocam kadın konusunda geleneksel bir anlayışa sahipti. Halbuki Kadının, kocasını memnun etmesi ne kadar önemli ise, kocanın da karısını memnun etmesi o kadar önemlidir. Allah resulün kızına şu tavsiyesini “Kızım Fatıma Ali’ye cariye ol ki, Ali’de sana köle olsun.”  Bizde Hem oğullarımıza, hem de kızlarımıza tavsiye etmeliyiz. Kadın eşine cariye olması ne kadar gerekiyorsa, erkeğinde eşine köle olması o kadar gerekiyor. Günümüzdeki problemler her iki tarafında efendi olmaya çalışmasından kaynaklanıyor diye düşünüyorum.
Kimi düşüncelerine katılmasam da bu iki güzel insanı seviyorum. Çünkü hayatını onlar gibi Allah’ın dininin anlaşılması ve yaşanması için mücadele ile geçiren o kadar az Müslüman var ki. Rabbim bizlere dinini doğru anlayıp doğru yaşamayı nasip etsin.

24.07.2013