Batı tarihini; Hz. İsa’nın doğumu olan Milattan öncekiPagan(putçuluk)dönemi, Roma Döneminde başlayıp Rönesans ve Reform Hareketlerine kadar süren Din ile Paganizmin telif edildiği Eklektikdönem ve ardından günümüze kadar sürenDindışıdönem olmak üzere üç ana ayrımda ele alabiliriz.
Dindışıdönem, birinci ve ikinci dönemin ulaşamadığı, hatta hayal bile edemediği egemenlik sınırlarına ulaştı. İstisnasız yeryüzünde yaşayan bütün toplumları etkisi altına aldı. Tarih, hiçbir dönemde benzer bir güç kaydetmemiştir.
BatıUygarlığı olarak adlandırılan bu gücün temel özelliği baskı, dayatma ve zorla kendini kabul ettirmesidir. İnsanların başka seçenekleri tercih etmesine izin vermemesidir. Ötekileştirdikleri farklı kültür ve medeniyetleri; işgal, katliam, soykırım, asimilasyon veya yozlaştırma yoluyla tasfiye etmesidir.
Buna paralel en temel özelliklerinden biri de yalan, aldatma ve yanıltma üzerine kendini kurgulamış olmasıdır. Ürettiği canavarları, allayıp pullayıpkuzu postunda bir görüntü ile takdim etmesidir. İnsan suretine bürünmüş vampirler de denilebilir.
Böyle olduğu içindir ki; Batı’nın insanların önüne sürdüğü yeni adına ne varsa hepsi; aldatıcı, zararlı ve kötü emeller taşıyan şüpheli konumundadır. Çünkü şimdiye kadar kurtarıcı gibi sunduklarının nerdeyse tümü, mahremiyeti ve masumiyeti kirletmiş; toplumları, telafi edilemez zararlara, felaketlere uğratmıştır.
Dindışılık ve Irkçılık; Batı’nın üçüncü dönemine damgasını vurmuş vebütün Dünya ile birlikte Müslüman toplumların kanını emmeye devam eden iki canavar olaraköne çıkmıştır.
Dindışılık(Sekülerizm),İnsanları Kilisenin tahakkümünden kurtarma iddiasının sonucunda ortaya çıktı. Kilise, önceleri insanları Tanrı’ya kul olmaya çağırırken zaman içinde Tanrının yerine geçerek insanları kilisenin kullarına dönüştürdü.Buna karşı başlatılan veDin’i asli hüviyetine kavuşturması beklenenReformasyon Hareketi, kilisenin bu egemenliğini büyük ölçüde kırdı, ama Din’i dehayatın dışına itti. Yerine insanı merkez alan, kutsallaştıran ve Tanrı’nın yerine geçiren Dindışılığı(Sekülerizm) esas alan bir paradigma üretti.Din’in insanlığa kazandırdığı değerleri yıktı, yerine meşruiyet tanımayan Protestan ahlakını geçirdi.Milliyetçilikkamuflajı ile ortaya çıkanIrkçılıkise,meşruiyet tanımayan Dindışı paradigmanın üretimi ve sonucu olarak Batı’nın stratejik hedefleri için paha biçilmez bir araç olarak kullanıldı.
DindışıDönemdeBatı’nın sınırsız egemenliğini sağlayan en güçlü araç; “BölYönet” politikalarını uygulanabilir ve sürdürülebilir kılan Milliyetçilikle örtü altına alınmaya çalışılan Irkçılıktır.
Bize yansıyan korkunç sonuçları olduğu halde süslü ve örtülü söylemlerin arkasına sığındığı için işin vahametini idrak edemedik/edemiyoruz.
Batı’nınYeryüzü kaynaklarını ele geçirmek amaçlı ilk operasyonlarını Coğrafi Keşifler başlıklı bilimsel bir çaba gibi göstererek başlattığını bilmeyen kalmadı. İşgaller,Katliamlar, Soykırımlar eşliğinde el koyduğu kaynakları Avrupa’ya taşıdı. Gözü dönmüş bir hırsla egemenlik sınırlarını genişletmeyi ve Batı dışı dünyayı sömürgeleştirmeyi sürdürdü.
Ancak, İslam Birliğini sembolik de olsa temsil eden ve geniş topraklara hükmeden Osmanlı Devleti’nin duvarlarına toslayarak durmak zorunda kaldı. Hem bu duvarları aşıp ardında bulunan çok değerli kaynakları mutlaka ele geçirmek istiyordu. Hem de önüne çıkan bu engeli ortadan kaldırmanın gerekli olduğunu hesaplıyordu. Bunun için yeni stratejiler geliştirmeliydi. Fransız İhtilalininaltın tepside sunduğuMilliyetçiliği, doğru ifadesiyle Irkçılığı, küresel hegemonya kurmak için bulunmaz bir fırsata dönüştürdü. Batı, o günden beribu stratejiyi bir daha terk etmedi. Her dönemde allayıp pulladı ve yeniden tedavüle koydu.
Bununla Osmanlı paramparça oldu,Birinci Dünya Savaşı ile Osmanlı toprakları paylaştırıldı.
Elli iki sömürge Devlete bölündü. Bütün etnik unsurlar ve inançlar birbirine düşman oldu.
Bu bile Batı’yı tatmin etmedi. Daha fazlasını istiyordu. İstediğini de elde etti. Kalan topraklarda yaşayanları da ırkçılık belasına bulaştırdı.
Busorunlarla nefes alamaz hale geldik. Şimdi “ÇözümSüreci” ile üzerimize bulaşan kirlerin bir kısmını silmek çabasına giriştik. Bunun çok değerli bir çaba olduğuna kuşku yok.
Ancak şunu unutmayalım: Üzerimize sinmiş bu kirleri tamamen silmek için yerine getirmemiz gereken daha çok şey var. Asıl mücadeleyi ise; tüm insanlığı ve Müslümanları kıskacına alan ve hızla uçuruma yuvarlayan “Dindışılık” canavarı için vermek zorundayız.

Geleceğin gündemini bu konu belirleyecek. Buna hazırlıklı olmak gerekir.

24.03.2013