Almanyaya göçün 50.yılı kutlanmıştı yakın zamanlarda.. Gidiş hikayeleri ne kadar acıklı idiyse dönüşler de bir o kadar ağır olabiliyor.


60`larda başlayan Almanya`ya göç dalgası 80`lerde yeni bir neslin gelmesiyle daha da ilginç bir hal almıştı. Gurbetin hüznünü en has bir şekilde yaşatan bu zoraki durum, zaman ilerledikçe yeni neslin karşılaştığı sorunlarla bambaşka bir hale dönüşmekteydi.

Yaşadıkları kentlerde dindarlık anlamında çok da ileri düzeyde olmayan Alamancı işçiler, gittikleri yerlerde yaşadıkları kültürel şokun da etkisiyle olsa gerek , inançlarına bir başka sarılmışlardı. Onları ayakta tutan en önemli güç inanç birlikleriydi elbet. Ve dahi Milli Görüş bile bu gurbetçi işçilerin birlikteliğine dayanan bir harekettir  ya da o ortamda filizlenmiştir desek abartmış olmayız.

Elbette acı hikayeler de yok değildi bu gurbet imtihanının. Önce kendi giden ama çocuklarını oraya aldır(a)mayan, veya ordaki kültüre kendini kaptırıp kaybolan….

Kimileri çocuklarını oradaki ortamın getireceği handikaplardan korumak adına kesin dönüş yapıp , memleketinde yaşamayı tercih ederken, kimisi de elinde olan olmayan sebeplerle yeni nesille birlikte orda kalmaya devam ediyor hala.

Ama bize en çok değen tarafı Almanya`ya sağlam gidip ya ölümcül bir hastalıkla ya da tabutla gelenlerin hikayesi…

* * *

1982`nin Aralık ayında ben 4,5 yaşındayken babam sirozdan vefat etmişti. O vakitler farkında değildim ne olduğunun, havaalanında beklerken herkesi ellerini arkadan birleştirmiş , düşünceli bir şekilde yürürken gördüğümü hatırlıyorum. Sonra herhalde bunu benim de yapmam gerekir diye aynı şekilde yürüdüğümü,  Üçoklarda evimize geldiğimde , rahmetli dedemin kucağında otururken onlarca insanın bana tuhaf tuhaf baktığını hatırlıyorum…

Meğer babam ölmüştü ve biz artık sürekli yetim , öksüz diye anılır olmuştuk.

Sonradan öğrendiğime göre babamı Almanya`da hastaneye götüren, başında Kur`an okuyan, bizlerle ilgilenen amcalar varmış. Bu amcalar öyle insanlarmış ki, kimi zaman kendi ailelerinin işlerinden de feragat ederek üzerimize titremişler. Büyüdükçe öğrendik ,büyüdükçe o güzel insanların varlığını daha da hissettik. Ne zaman görseler bizi , “bunlar İsmet`in yetimleri” diye etraflarına övünerek tanıtan, bir sıkıntımız olduğunda destek olmaya çalışan, yürekli insanlar…

Gün geldi, devran döndü, büyüdük, büyütüldük  Rahman`ın inayetiyle. Almanyada bu dostluk bu kardeşlik nasıl hasıl oldu diye düşünürken, etrafımızdaki bu hayırlı dostları da , ailelerini de tanımaya başladık.

Yardımlaşma işlerinde bizi tetikleyen Mustafa Ayaz ağabey vardı mesela. Abi bir fakir aile var dememle birlikte , cebindeki tüm parayı çıkartıp sonra da arabanın anahtarını uzatan Mustafa ağabeyi..

Onun ölümüyle , Almanya`da babamın ölümü sonrasında yaşananları az çok yeniden idrak ettik. O samimiyeti ve içtenliği artık iyice kalabalıklaşmış ailelerin arasından hiç eksilmeden görebildik. Yıllarca yaban ellerde birlikte çekilen acıların ve sıkıntıların insanları nasıl kardeş kıldığını görmek bambaşka bir hissiyattı.

Ve dahi Mustafa abinin ölümü beni bu baba dostlarına da daha da yakınlaştırdı.Hadislerde de belirtildiği üzere vefat eden babanın ardından onun dostlarını ziyaret etmek ve iletişimi kesmemek önerilmiş, övülmüş.

Gözden kaçırdığımız bir şey vardı elbet, artık babamın arkadaşlarının da vakitleri doluyordu. Mustafa Abiden sonra, Hikmet amca, sonra yine Mustafa Ayaz amca vefat ettiler. Bugün de Cuma amcamızı toprağa verdik. Mersinde yaşayan Mehmet Kaplan amca da bir rahatsızlığın pençesinde…Ömürlerini gavur ellerinde tüketip dert sahibi olan bu adamlar , geride vefanın ve erdemin , en güzel örneklerini bırakarak gittiler varacakları mekana…

 

Almanyada yabancı , Türkiye`de Alamancı  yaftasıyla ömürlerini tüketen bu insanlar her ne kadar acı bir göçün , sıkıntıların hikayesini kazandırsalar da bizlere, asıl olana dair de güzel bir imtihan verdiler. Rabbim mekanlarını cennet eylesin, taksiratlarını affeylesin.

* * *

Dostlukta kıdem esastır diye birşeyler yazıvermişti İbrahim Tenekeci bir yazısında.

Eski dostluğu sürdürmek imandandır diye okumuş Ömer Nasuhi Bilmen`in ilmihalinde…

Kalabalık şehirler, dört yanımızı saran teknoloji, tefekküre fırsat vermeyen gündemler  vefadan alıkoymaya ,bizi insanlığımızdan etmeye çabalayıp dururken,  bizlere de hayırlı birer evlat olabilmeyi ve vefadar kalabilmeyi nasip etsin. İslam kardeşliğiyle örülmüş, derdi paylaşma üzerine kurulmuş dostlukların eksikliğini vermesin Rabbim…

11.12.2012