Bu kavgayı doğru yorumlayıp kalıcı dersler çıkarmak isteyenlerin konuya daha derinlemesine bakması zorunludur. Yüzeysel ve yandaş duygularla bir cephede yer almak; karşı tarafı suçlamak, haksız bulmak, bulunduğu tarafı haklı ve yanlışsız görmek doğru sonuçlara ulaşmayı mümkün kılmaz.

Öncelikle bilinmesi gereken husus şudur: Türkiye’de Din’i/İslam’ı referans alan grup, cemaat, parti ve benzeri kesimlerin görüş ve anlayışları arasında özellikle siyasetle ilişkileri açısından kayda değer bir farkın bulunduğu söylenemez. Sadece nitelikli dar bir kesimi bundan istisna edebiliriz.

Sayısal olarak kitleleri temsil edenlerin her birinin kendilerine ait kurulu bir düzenleri vardır ve doğal olarak kaybedecek çok şeyi olanların psikolojisiyle hareket ederler. Ellerindekini kaybetmemek ve büyümek için çok çabaladıkları kimsenin meçhulü değildir. Bu yüzden güç odaklarıyla barışık olmayı temel strateji haline getirmişlerdir.

En önemli güç odağı olduğu için hepsi devletle iyi ilişkiler geliştirmek için yoğun gayret gösterir. Sözgelimi; İslami iddiaları olan tüm siyasi proje sahibi parti, grup, hatta kişiler iktidarı ele geçirmeyi vazgeçilmez hedef olarak görürler. Milli Görüş Partileri, Ak Parti ve kapatılan Has Parti’nin bu bakımdan aralarında bir fark göremezsiniz. Hedef kitleler ve taban tümüyle aynı olmasa da, iktidar üçünün de ortak hedefidir.

Diğer yandan kitlesel gücü olan İslami gurup, cemaat, tarikat, vakıf ve derneklerin de siyasi görüşleri partilerinkiyle büyük benzerlik göstermektedir. Destekledikleri parti kimi zaman farklı olduğunda bile devletle iyi ilişkiler içinde olmaya, iktidarla ters düşmemeye özen gösterirler. Kamu imkânlarından yararlanmak için gerektiğinde görüş, düşünce ve duruşlarını son kerteye kadar esnetirler.

Ama tarih ve sürmekte olan bu son kavga bir kez daha, her dönemde çok arzulananiktidarın gerçekte kötülüklerin kaynağı olduğunu ortaya koymuştur. Günümüze kadar Müslümanlar arasında devam eden en büyük fitne ve çatışmalara neden olmuştur.

O kadar ki; Peygamberin (as) ortaya koyduğu en ileri yönetim modelini yaşayarak gören ilk nesil Müslümanlar, kısa süre sonra, sitemin saltanata dönüşmesine engel olamadılar. Dahası, bu neslin zirve insanları, içine düştükleri görüş ayrılıkları nedeniyle hayretten dudak uçuklatacak, aklı devre dışı bırakan konumlara savruldular. Tarafları Müslümanlar olan düşman orduların içinde karşı karşıya geldiler, birbirlerine kılıç çektiler. Başı vücudundan koparılıp yere düşen masum bedenler o gün bugündür kanayan yaralar olarak müminlerin yüreğini sızlatıyor. Bu vahşetin utancı ve mahcubiyeti altında yüzyıllardır ezilmeye devam ediyorlar.

Bu olaylardan hareketle, Din’in vahşeti ve şiddeti beslediğini öne sürenler barış demek olan İslam’ı tarih boyunca karaladılar. Günümüzde ise; aynı misyonu üstlenen odaklar, bu imajı güçlendirmek için İslam’ı şiddetle özdeşleştiren sözde Müslümanların hareketlerini teşvik ederek destekliyorlar. İnsanlık için yegâne çıkış yolu olan Din’in; çatışmayı, savaşı beslediğini insanların adeta gözüne sokuyorlar.

Böyle yaparak yeryüzünde kurdukları sömürgeci, talancı hegemonyanın alternatifi olmadığına toplumları inandırmayı sürdürüyorlar. Dünyanın kaynaklarını ülkelerine taşıyarak refah içinde, yani dünya cennetinde yaşamaya devam ediyorlar. Sömürdükleri toplumlara ise; yoksulluğu, açlığı, çatışmayı, savaşı ihraç ediyorlar. Onların yer altı ve yer üstü kaynaklarına el koyarken birbirlerini öldürmeleri için bol miktarda silah veriyorlar.

Sonraki aşamada; zihin, kültür, inanç, ekonomi, hukuk, siyaset ve topyekûn alanlarda kendilerine göbekten bağımlı kadrolara iktidarı devrediyorlar. Fiili varlıklarına ihtiyaç olmadan küresel sistemin çarkları dönmeyi sürdürüyor.

Bu çarkın kurulmuş yönde işlemesini tehlikeye sokacak veya önünü tıkayacak girişimlere karşı aldıkları en etkili ve öncelikli önlem kendileriyle paralel hareket eden yerel güçleri cepheye sürmektir.

Cemaat; kimi konularda kurulu düzeni sarsmaya yönelik kontrol dışı girişimleri nedeniyle, bunca zamandır kendileriyle birlikte hareket eden Tayyip Erdoğan’akarşı bu sebepten harekete geçmiş bulunuyor.

Küresel hegemonyanın ön açtığı iktidar koltuğunun dayanılmaz cazibesine kapılarak on bir yıldır sarmaş dolaş olan Ak Parti ile Cemaat –nedense- bir anda düşman olmaları gerektiğine karar verdiler.

Kılıçlarını çektiler ve hamle üzerine hamle yapıyorlar. Karşılıklı darbelerle güçten düşünceye kadar birbirlerini hırpalamaya kararlı görünüyorlar. Arenadaki dövüşçüler gibi birbirlerine saldırırken şeref tribününde oturanlar iki tarafı da galeyana getirmek için elinden geleni yapıyor. Sefaleti iyice belirgin olan halk bir ona bir ötekine tezahüratta bulunuyor. Halkın arasında oturan güzel giyimli bazıları ise, hangisi hamle üstünlüğünü ele geçirirse ona arka çıkmış gibi yapıyor.

İki taraf da diğerine üstünlük sağlamak için meşru olup olmamasına bakmaksızın her yolu deniyor.

Eğer kavganın nedeninin iktidar saplantısı olduğu görülmezse, bundan oyuncuların da seyircilerin de doğru bir ders çıkarması mümkün değildir.

20.01.13

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here