“1. yazıklar olsun ölçüde tartıda hile yapanlara! 2. Onlar birilerinden bir şey alırken eksiksiz alırlar. 3. Ama onlara bir şey satarken eksik vermeye kalkarlar. 4-5. Yoksa böyle yapanlar o korkunç günde yeniden diriltileceklerini sanmıyorlar mı? 6. O gün bütün insanların, Rablerinin huzuruna dikileceğine inanmıyorlar mı?” (83/1-6).
Mutaffifin suresindeki bu ayetler ölçü ve tartıda hile yapanları tehdit ediyor. Ölçü ve tartıda hile yapmak, sadece o olaya atıfta bulunmak değil, genel anlamda iktisadi ahlaksızlık ve yozlaşma olarak da okunabilir. Kuran’da farklı ayetlerde farklı ifadelerle bu konuya işaret edilmektedir. Hz. Şuayib’in (a.s) kavminin helak olması tam da bu iktisadi ahlaksızlıktan kaynaklıdır.
İktisadi alandaki ahlaksızlık günümüzde çok farklı görünümler altında oldukça yaygınlaşmıştır. Sahtekarlığın adı “profesyonellik” olmuştur. Tüketiciyi kandırmanın adı “pazarlama stratejileri” olmuştur. Devletin günümüzde bürokratik bir özellik kazanması neticesinde hukukun arkasını dolanan işletmeler vatandaşı “dolandırmak” için birçok farklı strateji geliştirmişlerdir. Burada tamamını ele almak mümkün değil ama bazı örnekleri izah edersek mesele kısmen anlaşılmış olur.
Öncelikle fiyat stratejisini ele alalım. Bugün neredeyse tüm işletmelerde küsuratlı rakamlar verilmektedir. Örneğin bir malın fiyatı için üzerindeki etikette 19,99 TL yazmaktadır. Oysa bu bütünüyle vatandaşı kandırmaya dönük bir durumdur. O malın fiyatı aslında 20 TL dir. Ancak genellikle insanlar küsuratlı rakamları baştaki rakamları baz alarak okur. Yani 19 TL gibi okur. Bu bir tür pazarlama stratejisidir. Özellikle ülkemizde 1 Kuruş işletmelerce kullanılmamaktadır. Avrupa ülkelerinde 1 Kuruş iade edilir ama bizde edilmez. Kaldı ki iade edilse bile durum değişmez.
Bir başka örnek ise daha vahimdir. Birçok işletmede etiket fiyatları paket olarak satılan malın fiyatıyken, bazı mallarda birim fiyat yazılmaktadır. Mesela şeker alacaksınız, 3 kiloluk bir paketin etiketinde kocaman yazıyla 2,99 yazıyor. Alıp kasaya gidiyorsunuz 8,97 fiyat çıkıyor. Fiyatın etikette böyle yazmadığını söylediğinizde onun birim fiyatı (yani kilo) olduğunu söylüyor. Oysa yanı başında 5 ürünün birlikte satıldığı bir başka malın toplam fiyatı yazmaktadır. Üstelik bunu sadece o ürünü almışsanız farkına varıyorsunuz. Toplu alış verişlerde farkına varmanız pek kolay değil.
Bir başka örnek ki en vahimi bence budur, kocaman yazılarla verilen ilanların altına okunamayacak kadar küçük yazılarla tüketicinin aleyhine birçok şart konulmaktadır. Mesela televizyondaki reklamlarda, diyelim ki telefon şirketi yeni kampanyasının reklamını yapmakta. “Aylık ücretimiz 29,90” diye koca puntolarla gözünüze sokuyor. O sırada televizyonun alt kısmında karınca büyüklüğünde ve jet hızıyla bazı yazılar geçiyor. Okumanın mümkün olmadığı bu yazılar, daha sonra öğreniyorsunuz ki şunları içeriyormuş: bir defaya mahsus X vergisi alınır, bir kerelik Y ücreti alınır, KDV dahil değildir, ÖTV dahil değildir vs. Sonra fatura bir geliyor hiçte beklediğiniz gibi değil. Üstelik bir de şöyle bir şeyi kabul ediyoruz: firma sözleşme üzerinde tüketiciye haber vermeden değişiklik yapma hakkına sahiptir. Böylece firmanın insafına kalıyorsunuz. Açtırmak çok basit, iptal ettirmek ise epey zor olduğundan iyi bir kazık yiyorsunuz.
Başka bir örnek, çok sık görüyorsunuz, işletmeler vitrinlerine yine kocaman yazılarla “% 90 indirim” yazıyor. Eğer çok dikkatli değilseniz yanında karınca kadar “e varan” kısmını göremiyorsunuz. İçeride birkaç işe yaramaz ürün % 90 indirimli. Ancak diğerlerinin önemli bir kısmı hikaye. Yani kandırılıyorsunuz. “Hile-i Şeriyye” yapılıyor.
Örnekleri çoğaltmak mümkün. Bu noktada yapılması gereken şey Müslümanların bu tür ahlaksızlıklara meyil etmemesi ve İslami STK’ların bu konularda tepki göstermesidir. İslami bir alış verişte alıcı ve satıcı malın fiyatı üzerinde anlaşmak zorundadır. Ticaretin geçerli olması için fiyat konulması zorunludur ve yarı yolda fiyat değişikliği yapılamaz. Yapılması gereken şey İslami STK’ların bu konularda vatandaşlara ön ayak olacak bir yapı oluşturmasıdır. Mahkemeler bankaların aleyhine karar verdiği halde bankalar halen kart aidatı almaktadır. Mantık şudur: “çoğu kişi mahkemeye başvurup uğraşmaz, o yüzden biz almaya devam edelim, eğer binde biri başvurursa onu da öderiz.” Doğru bir mantık yürütme bu. Çünkü vatandaşın önemli bir kısmın böyle düşünüyor ve mahkemeyle uğraşacağına 50-60 lira ödüyor.
Sözün özü, İslami STK’lar hem sosyal hayatta bu ve benzeri sorunlar karşısında daha aktif bir rol almalı, hem de anayasa, kanun, yönetmelik vs. gibi konularda vatandaşın kandırılmasına imkan vermeyecek düzenlemeler için öneri teklifleri getirmelidir. Maalesef İslami STK’lar günümüzde ancak eğitim ve yardımlaşma alanlarında varlık göstermektedir. Ancak artık bu alanlardan çıkıp sosyal hayatın içinde İslami ilkelerin hakim olması için çalışırsa, yani teoriden pratiğe yönelirse, İslam kendini anlatmaya gerek duymadan her yere yayılacaktır.

04.10.2012