Resim_1360652427Devrime Kıymayın

11 Şubat 1979`da gerçekleşen İran İslam Devrimi,2013 şubatında 34 yaşına girecek. Siyasi tarih açısından çok uzun sayılmayabilir ama insan ömrü açısından önemli bir süre.Devrim`in olduğu tarihte doğanlar bugün devrimin siyasal açılımı olan İran İslam Cumhuriyeti`ni yönetecek yaşa geldiler. İmam Humeyni, devrim, kendi çocuklarını yetiştirdiği zaman oturacak demişti. Devrimlerin ilginç bir ironisi de var: kendi çocuklarını yeme gibi.Her yıldönümü geçmişle, başlangıçla, bu günümüzün mukayesesi için bir fırsattır.Kurumsal yapılar eleştiriden azade olursa, zamanla donuklaşır ve “statüko” haline gelirler.Uğruna emekler verilen,şehitler sunulan yapılar baş belasına dönüşebilirler.Bu açıdan; Müslüman şahıs ve toplumlar emr-i bil ma`ruf nehy-i an`il münker görevini ihmal etmemeliler.

Devrimin oluşum süreçlerine katılanlar, devrimde doğup bugüne gelenler ve ümmet duyarlılığı ile Ümmet coğrafyasına yaklaşanlar Rahmetli Aliya`nın : “ Bütün dinler ve devrimler acılar ve ızdıraplar içinde doğar ve daha sonra rahata ve konfora gömülerek yok olur.” Sözünü kendilerine rehber alarak, kafa kafaya verip,Devrim`in hedefleri ve gelinen nokta,Devrim`in devletleşme süreci hakkında bir durum değerlendirmesi yapmak zorundalar.

İran İslam Devrimi hem dünya düşünce, siyasi tarihi açısından hem de İslam düşüncesi açısından önemli bir işaret fişeğidir. Devrimle birlikte dünyada ve İslam dünyasında köklü düşünce ve anlayış değişiklikleri oldu.

Aydınlanma Çağı`nın değerlerinin hakim olduğu dünyamızda Din, tarihte görevini yapmış, bu gün için bir anlam ifade etmeyen, halkların çocukluk döneminin bir dışa vurumuydu. Toplumlar rüştlerine erdikçe bu alışkanlıklarından kurtulacaklardı.Bu konuda onlara bilim ve akıl yol gösterecekti. 79`a bu anlayışlarla girildi.

İslam Dünyası ise modern sömürgeciliğin kontrolünde, halklarına yabancılaşmış aydın, bürokrat ve siyasetçilerin hakim olduğu siyasal ve sosyal yapılardan oluşuyordu. Mevcut yapıya muhalefet edenler ise baskı ve şiddetle susturuluyordu. İslam dünyasının iki önemli ülkesi Türkiye ve Mısır`da aynı durumdaydılar.

İran o güne kadar Batılı ve Doğulu halklar için, hatta aydın denen kesimler için çokta dikkate alınan bir ülke değildi. İran, Batı için Ortadoğu ve Asya`nın kontrolünde kullanılan bir üs mesabesindeydi. Sünni dünya içinse, kekremsi bir şekilde kendilerinden kabul ettikleri, geçmişden bu tarafa ana gövdeye muhalif bir dini-mezhebi yapıydı. İslam dünyası uzun zamandır birbirinden habersiz yaşıyordu.

Devrimle birlikte, dünyadaki ve İslam dünyasındaki zihinsel ve kültürel “statüko”lar alt-üst oldu. Zaten devrimde bu demek değil miydi?
Yediği bu darbeyle sarsılan Uluslararası hakim güç odakları, hemen toparlanarak olup biteni anlamaya çalıştılar. Neydi olan? Bu zamana kadar siyasal değişimler ya Batı bloku ya da Doğu bloku adına olurdu. Bu, ikisine de karşı olduğunu haykırıyordu. İslam dünyasında Batı`dan habersiz değişim beklemek abesle iştigaldi. Ancak klasik sömürgeciliği terk eden emperyalistler giderayak yerine geçirecekleri kahraman yapmak adına ulusal kurtuluş savaşları tezgahlardı. Bu savaşlar sonucunda işgal edilmiş ülkeler, halklar özgürlük! kazanırlardı. Bu devrim işgal edilmiş bir ülkede olmuyordu.Devrimin lideri ve lider kadrosu bilindik ulusal kurtuluş savaşı veren lider ve kadrolara da benzemiyordu.Kimdi bunlar ve ne talep ediyorlardı?Sünni İslami dünya ise olan- biteni televizyondan görünce, olanlara anlam vermekte zorlanıyordu. Normal şartlarda camide tekkede olması gereken ,orada halka va`z-ü nasihat etmesi gereken bir adam Şah`a ve onun efendilerine meydan okuyordu.Hocalarının, şeyh efendilerinin anlattığına göre bu olsa olsa rafizi bir isyancıydı.
İlk şoku atlatan Uluslararası güçler, yanlarına yerli işbirlikçilerini de alarak iki önemli stratejik karar aldılar:
1-İslam Devrimi`nin İslam dünyasına etkisi kontrol altın alınmalıdır. Bunun için ilk önce devrim İran sınırları içine hapsedilmelidir: Ulus devlet süreci.
2-Devrim`in İslami mesajı perdelenerek şii yönü öne çıkarılmalıdır: Mezhep parantezine almak.
Alınan bu kararlar hızla yürürlüğe konuldu ve bu günde bu ana kararlar merkezde olmak şartıyla, İran İslam Devrim`iyle mücadele devam ediyor. İran İslam Cumhuriyeti, İran İslam Devrimi`nin kurucu değerlerine bağlı kaldığı müddetçe, bu saldırılardan kurtulamayacaktır. Taki ulus devlet ve mezhepçilik tuzağına düşünceye kadar. Uluslararası güçlerin istediği sınırlarına çekildikten sonra istediği kadar nükleer silah üretebilir. Şah dönemindeki silahlanma sürecini bizzat batılılar başlatmadı mı?

Irak-İran Savaşı işte bu alınan kararların sonucuydu. Yıllarca sürdürülen bu savaş, devrim ateşinin İran dışına çıkmasına engel oldu.İran bu savaşla meşgul edilerek,maddi ve manevi kayıplara uğratılarak İran içine hapsedildi. Durulmadı; Müslüman halklar içerisine mezhepçilik fitnesi saçtılar.Daha doğrusu var olan mezhepçilik virüsü tedavüle sokuldu.Hem fiili savaşın hem de kültürel savaşın maliyeti, Müslüman halkların maddi ve manevi zenginlikleri üzerinden karşılandı.Ümmet her durumda kaybetti ve halen de kaybetmeye devam ediyor.
Suriye olayları gösterdi ki; Emperyalistlerin o günden bu güne takip ettikleri ve uyguladıkları planları başarılı olmuş. Emperyalistler iki tarafı da tuzağa düşürdüler.Devrimi ulus devlet ve mezhep parantezine alma çalışmaları, maalesef İranlı kardeşlerimiz ve yöneticileri eliyle hayata geçiriliyor.Sünniler üzerinde uygulanan anti- İran ve anti- Şii propoganda etkili olmuş ve halende etkili olmaya devam ediyor. Aman Allah`ım içimizde ne kadar Yavuzlar, Şah İsmailler varmışta göremiyor muşuz. Ümmetçiyim diyenler nasılda Türkiyeci ve İrancı,Tevhid ehli olduğunu söyleyenler ne kadar da Sünnici ve Şiiciymiş.

Hayata ve meselelere ulus devlet reel-politiğiyle bakmanın nasıl bir şey olduğunu, Ümmet`e,İslami hareketlere nasıl zarar verdiğini ulus devletleşen İran İslam Cumhuriyeti, Ulusçu, Laik Türkiye Cumhuriyeti üzerinden takip edebiliriz. Müslümanlar, İslami hareketler,İslami önderler,araştırmacılar bu konular üzerinde ciddiyetle çalışmak zorundalar.
İslam dünyası cayır cayır yanıyor,herkes kendi ulus ve mezhep çiftliğini kurtarma derdine düşmüş.. Suriye yangınına koşanlar, Bahreyn yangınını görmezden geliyorlar. Bahreyn`in acısına ortak olduğunu düşüneneler Suriye`yi yok sayıyorlar. ”Zulmün her çeşidine karşıyız”; meşruiyetini Kur`an`dan,siyaset etme gücünü ümmetten/halktan almayan her iktidar gayr-i meşrudur,ya ümmetin eliyle ıslah ya da alaşağı edilir demeye, dilleri varmıyor.

Herkes kendi ulus devletinin menfaatini İslam`ın ve Ümmet`in menfaati zannediyor. Bilmiyorlar ki; Ulus devletlerin kendisi bir zulümdür ve ondan sudur eden her şey zulme dönüşür. Ulus devleti kim ele geçirmişse onların menfaatleridir söz konusu olan. Ulus devletler tebasını ve onun inançlarını iktidarları için kullanırlar. Bunları ne çabuk unuttuk. Kitabın kavlini, Resulün öğütlerini nasılda hemencecik göz ardı edebiliyoruz. İktidarlardan aferin almak için nasılda eği/li/p- bükü/lü/yoruz. Peygamber (a.s), ulus devleti kutsasaydı Yesrib`e hicret etmezdi. Kutsal olan,terk edilemez olan toprak,devlet değil; ona anlamını veren inanç ve değerlerdir.Mekke`yi fethettiğinde bile döndü değerlerine mesken olan Medine`sine gitti.Bu olay bize vatan nedir,devlet nedir bir şey anlatmıyor mu?

Devrime kıymayın derken işte bu tehliklelere dikkat çekmek istiyoruz. Maalesef Devrimin mesajlarını, oluşum süreçlerini konuşmadan sonuçlarını konuştuk ve Devrim`i anlayamadık.Her şeyi tükettiğimiz gibi devrimi de tükettik. Ne de olsa hepimiz tüketim çağının çocuklarıyız.
Devrimin lideri(rh.a), İranlı Müslümanlar üzerinden Müslümanlara La şiiye,La sünniye vahde vahde İslamiye, La garbiye La şarkiye İslam Cumhuriyeti deyin, diyordu.
Beni Sadr ve şürekası bu çağda İslam Cumhuriyeti mi olurmuş, yeni rejimin adını Demokratik İran Cumhuriyeti koyalım dediğinde İmam ona,” biz bu şehitleri Demokrasi için vermedik” diye haykırıyordu. İmam`a ” İran için mi İslam yoksa İslam için mi İran” dediklerinde tereddütsüz, tabii ki “İslam için İran” diyordu. İmam, işte bu ilahi ve nebevi değerler için devrim yapıyordu ve binlerce İranlı Müslüman bu değerler için şehadete koşuyordu.
Amerika savaş açacakmış dediklerinde Rabbine güvenerek,” Amerika hiçbir halt edemez”, diyordu. Yine, İslam Ümmeti`nin gücüne inanarak; İsrail gasıptır,her müslüman bir kova su dökse İsrail`i sel alır, diyordu.
İnsanlık ve İslam tarihinde “yıldızın parladığı anlar” vardır. Benim içinde İslam devrimi 20.yy`da dünya semasında,İslam dünyası tarafından parlayan bir yıldızdır.Bu yıldız, ışığını Allah ve Resul`ünden alarak yola çıkmıştı.Nasıl ki peygamberimiz ben türedi değilim, benim atalarım peygamberlerdir diyorsa; İmam`da çağdaş putperestleri yok etmek, onların sahte ilahlıklarını alaşağı etmek için Putkıran İbrahim(a.s)`i örnek gösteriyordu mücahit müslümanlara. Şah kendini halk nezdinde meşru göstermek için hanımıyla türbe temizlemeye geldiğinde, ” tağut türbe temizlese de yine taguttur”, diyordu.

Devrim; bize, Müslümanların Allah`tan ve İslam`dan hiçbir zaman ümitlerini kesmemelerini öğretti.”Her zorluktan sonra mutlaka kolaylığın geleceği” ilahi hükmünü yeniden hatırlattı.
Devrim; bize, Allah`a ve Ümmet`e dayanan muttaki bir önderlikle, Müslümanların, yeniden nasıl tarih sahnesine çıkacağını gösterdi.
Devrim; bize, düşüncede devrim olmadan siyasal devrim yapılamayacağını gösterdi. Ahbari-Usülü ihtilafında Usulü ekolü destekleyen İmam,Velayet-i Fakih düşüncesiyle,bu düşünce ve amaç etrafında yetiştirdiği kadroyla fikri donukluğu,halkı mücadele içine çekip,Şahlık rejimini alaşağı ederek sosyal ve siyasal donukluğu açtı. Sünnizede oldu suçlamalarına rağmen, Şii kuşatmasını ancak buraya kadar yarabildi.
Sünni dünya statükolara, iktidarlara o kadar bağımlı hale gelmiş ki, devrim düşüncesini halen hazmedemiyor. Sünni Müslümanlar; Devrimi teşvik etmesi, cesaretlendirmesi,İslami değerler,Ümmetin maslahatı doğrultusunda ilerletmesi gerekirken eski,tarihsel alışkanlıkları içerisinde debeleniyorlar.

Müslümanlar mezhepçilik, ırkçılık, coğrafyacılık, kutsal vatan, ulus-devlet kirlerinden arınmadan ne ed-Din olan İslam`ı doğru anlayabilirler ne de birbirleriyle doğru münasebet geliştirebilirler.Bu gün, bu mikrop ve hastalıklarla malül bir ümmetle karşı karşıyayız.
Tevhid`e sırtını dönmüş, bu hastalıklarla yaşamakta direten bu Ümmet, emperyalistlerin oyuncağı olmayı hak ediyor demektir.Başımıza gelenler, kendi ellerimizle yaptıklarımızın sonucudur.Allah zulmetmez; kul müstahak olur.

Muhammedi Devrim nasıl Emeviler eliyle saltanata dönüştürülerek boğulduysa, İran İslam Devrimi`de şiiciler, sünniciler eliye boğulmaya çalışılıyor.Maalesef, İran İslam Cumhuriyeti pratiğiyle, İslam dünyasına ve insanlığa örnek olamadı. Muhammed Hatemi,Mir Hüseyin Musevi örnekleri üzerinden güzel görüntüler veremiyor. Külliyatlarında Hz.Osman-Hz.Ebu Zer örneğinden sitayişle bahsedilir; ama muhalefete Ebu Zer sevecenliğiyle yaklaşılamıyor. Sünniler de bu örnekleri üzülerek konuşmaları gerekirken,” biz demedik mi?” heyecanıyla konuşuyorlar. Bu günkü yönetimin hatalarını konuşurken eski defterleri karıştırıyorlar. Aslında devrim daha baştan böyleymiş te biz görmezden gelmişiz…vb. Halbuki; müminler birbirleri hakkında konuşurken merhametli olmak zorunda değiller mi? Bizler birbirimizi hayırda destekleyen, şerde engelleyen insanlar olmayacak mıydık? Müminin mümine yaptığı kötülüğü kafir yapamazmış.Rabbimiz ne diyor:Siz kendinize bakın kafirler topluluğu size zarar veremez.(Maide,105)

Başımıza gelen musibetlerde dışımızdakileri değil,ilk önce kendimizi hesaba çekmeliyiz.
Kendimiz olamadığımız için bir kısmımız Batılı(Nato,BM),bir kısmımız Doğulu(Rusya-Çin) güçlerin kuyruğuna takılmış, rol kapmaya çalışıyoruz.Ümmet iradesiyle olan-bitene vaziyet edemiyoruz.
Nerde kaldı La şarkiye- La garbiye,La şiiye-La sünniye.
İslam`ın bir anlamı da;İnsanlığın önünü tıkayan,fıtri gelişimini engelleyen her türlü düşünsel,sosyal,siyasal çürümüşlüğe,yozlaşmaya,statükoya karşı “sürekli devrim” değil mi?
O açıdan diyoruz ki;
Ey Şiiciler,
Ey Sünniciler,
Ey menfaatlerini Ümmetin değil, ulus devletin menfaatleriyle cem edenler,
Ey izzeti dinlerinde değil, mezheplerinde arayanlar…
Lütfen, Devrime kıymayın!

Adilmedya.com