IŞİD’in Irak’taki Sünni Arap kesimin içine düştüğü sorunlara karşı biriken tepkiden, öfkeden beslendiği ve sosyolojik bir taban bulduğuna şüphe yok. Bu doğal gelişme yine de IŞİD hareketini açıklamak için yeterli veri sağlamıyor.

Güçlü bir dürtü haline gelen bu psiko-sosyal tepkinin manipüle edildiği ve kimi güç odaklarının amaç, beklenti ve hedeflerini karşılayan bir harekete dönüştüğüne dair hatırı sayılır karineler ve cevabı açık olmayan sorular önümüzde duruyor:

IŞİD’in tabanı olan Sünni Arapların bu kadar güçlü, hızlı ve donanımlı bir gücü çok kısa sürede teçhiz etmesi mümkün olmadığına göre bu güç nasıl sağlanmıştır?

Örgütün Irak ve Suriye’deki Sünni Arapların yaşadığı geniş coğrafyaya hayalleri zorlayan bir hızla egemen olması için ihtiyaç duyulan olağan dışı ve ön açıcı destek nereden ve kimden gelmiştir?

Devasa petrol gelirine sahip Kürdistan peşmergelerinin karşılarında tutunamadığı, demode silahlarla savaştığını göz önünde bulundurduğumuzda devletlerin bile elde etmekte zorlandığı bu kadar gelişmiş yeni ve ağır silah nasıl elde edilmiştir? Bu kadar silah için ‘devletten çalındı’ iddiası yeterli ve açıklayıcı olabilir mi?

Donanım, silah, eğitilmiş askeri personel ve mobilizasyon yeteneğinin gerektirdiği olağanüstü parasal gücün kaynağı nedir?

En önemlisi; askeri uzmanların da tespit ettiği gibi, çok ciddi bir birikim gerektiren organizasyon, coğrafyaya hâkimiyet ve hareket yeteneği nasıl elde edilmiştir?

İşgalci Amerika başta olmak üzere Irak Yönetiminin, Kürt Yönetiminin, bölgeyle ilgili iddiaları olan Türkiye’nin, İsrail’in, İran’ın, Suriye’nin ve diğer küresel ve bölgesel güçlerin bu kadar çaplı bir hareketten habersizmiş gibi davranmasının gerekçesi nedir?

 

İlişkileri, bağlantıları, pazarlıkları, anlaşmaları bilmemiz mümkün olmadığından ancak sonuçlar üzerinden konuyu anlama imkânı bulabiliriz.

Buradan baktığımızda IŞİD’in yol açtığı en yaygın ve etkili sonuç; İslam’ın, şiddeti ve vahşeti temel alan bir Din olduğu, Müslümanların kandan beslendiği algısını güçlendirmesidir. İslam ve Müslümanlar bir kez daha gerçekte karşı oldukları tarafta gösteriliyorlar.

Böylece; küresel işgal ve sömürü uğruna yeryüzünü kan gölüne çeviren, tüm insanlığı ve bölgeyi tehdit altında tutmaya devam eden güçler yeniden muhalefetsiz iktidar olmanın zevkini yaşıyorlar.

Adalet ve barış esaslı bir düzen inşa etme şansına sahip yegâne imkân olarak Dini/İslamı durdurmanın en etkili yolunun onu içeriden yıpratmak olduğuna kuşku yoktur. Bu amaçla; egemen güçler tarafından İslamofobi ve Ilımlı İslam olarak planlanan iki uç projenin elbette Müslümanlar eliyle yürütüldüğü artık sır olmaktan çıkmıştır.

İçeriden İslam’ı öcüleştirmeyi, şiddet ve vahşetle özdeşleştirmeyi IŞİD’den daha iyi yapacak bir propaganda aracı var mıdır?

Filistin’de yüzyıldır sürdürülen vahşeti, Irak’ta ABD’nin gözetimindeki bir buçuk milyon cinayeti ve benzeri kırımları IŞİD’den daha iyi kim meşrulaştırabilir?

ABD ve müttefiklerinin Irak’ın işgaline ve yeniden Irak’ın egemen gücü olduğuna haklılık kazandıracak bundan daha iyi bir fırsat bulunabilir mi?

IŞİD terörü ve işgaline karşı; yerinden yurdundan olup dağlarda açlık ve sefalete mahkûm olanlara ABD’nin yardım elini nasıl uzattığını, sivilleri nasıl koruduğunu ve ne denli insancıl davrandığını bundan daha iyi gösterebilecek bir olay var mıdır?

Böylece ABD karşıtlığının kolayca Müslüman karşıtlığına dönüştüğünü de görmüş olmuyor muyuz? Mazlum ile zalim yer değiştirmiş olmadı mı?

Bütün bunlar, aslında İŞİD’in birilerinin sopası olduğu ve bir taşla birçok kuşu vurmakla görevlendirildiği kuşkusuna haklılık kazandırmaktadır.

25.08.14

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here