295029-4082428379575-1404715623-n-1Ramazan Decevi Hz. Ali ve Hz. Fatıma`dan hareketle İslam`da aile ve eşler arasındaki ilişkiyi yazdı.
ANTEP PRESS – Gaziantep

İMAM ALİ VE HZ. FATIMA’DAN HAREKETLE
İSLAMDA AİLE VE EŞLER ARASI İLİŞKİ
İnsan, mahlukatın en şereflisi olarak yaratılan varlık. Rabbimizin “Biz insanı en mükemmel şekilde yarattık” buyurarak çamurdan yaratıp, kendi ruhundan üflediği mahlûkatın halifesi. Evet insanın fıtratında iki özellik var. Biri Allah’ın ruhundan kaynaklanan ilahi nitelikler ki insanı yücelerin yücesi yapıyor. Diğeri çamurdan kaynaklanan nefsani nitelikler ki insanı aşağıları aşağısı kılıyor. “ve sonunda onu en aşağılık hale getirdik.”
İnsanın yapısındaki bu özellikten dolayıdır ki aynı insan bazen çok yüce bir davranışı ortaya koyarken, bazen de çok alçakça bir tavır gösterebilir. Dostayevski’nin ünlü roman kahramanı Roskolnikov bunun açık bir örneğidir. Roskolnikov’ları gerçek hayatta da çokça görmek mümkündür.
İnsan çift yaratılmıştır. Erkek ve kadın olarak: “Biz insanı erkek ve kadından yarattık”. Erkek ve kadın insan unsurunun iki parçası… Neslin devamı ikisinin birlikteliğine bağlı… İkisi de insan olarak değerli. İnsan olarak mahlukatın en şereflisi. İkisinin de yapısında ilahi ruhtan kaynaklanan ilahi nitelikler ve çamurdan kaynaklanan nefsanî nitelikler var. İster kadın, ister erkek olsun fıtratındaki ilahi niteliklere yönelirse meleklerden daha üstün olur, fıtratındaki nefsani niteliklere yönelirse hayvanlardan daha aşağı seviyeye düşer.
Allah insanı yaratmış ve imtihan mekanı dünyaya göndererek ruhundan kaynaklanan ilahi nitelikleri önceleyen bir hayat yaşamasını istemiştir. Bunun içinde insanı başıboş bırakmamış ona Peygamberler göndererek nasıl yaşaması ve nasıl mükemmel bir varlık olması gerektiğini öğretmiştir. Ama insanoğlu çoğu zaman nefsanî niteliklerini önceleyen bir yaşamı tercih ederek azgınlaşmış ve aşağıların aşağısı olmayı tercih etmiştir. Onun için insanlık tarihi zulümle, haksızlıkla dolu bir tarihtir. Ama tarihin her diliminde insanları adalete, iyiliğe, güzelliğe çağıran, iyiliği adaleti, güzelliği yaşayan güzel insanlar her zaman varola gelmiştir.
Bu zulüm dolu insanlık tarihi erkek egemen bir tarihtir. Tarih boyunca kadına bakış açısı doğru bir bakış açısı olmamıştır. Kadının insan olduğu çoğu zaman unutulmuş, onun hayvan olup olmadığı tartışılmıştır. Kız çocuğuna sahip olmak bir uğursuzluk olarak görülmüş ve kadın ne yazık ki tarih boyunca hep ezilmiştir. Öyle ki kadını övmek için söylenen sözler bile gerçekte kadına hakaret içermektedir. Örneğin kadın bir çiçektir, kadın bir elmastır gibi sözler. Bunların hiç biri kadını ifade etmemektedir. Gerçekte kadını aşağılamaktadır. Doğrusu kadının insan olduğudur. İnsanında mahlûkatın en şereflisi olduğudur.
Batının yıllar sonra kadının ezildiğini fark ederek kadın hakları adına geliştirdiği anlayış ve tavırlar ne yazık ki kadının cinselliğini ön plana çıkartarak onu bir tüketim aracı haline getirmiştir. Kadının vücudu kapitalizmin en belirgin sömürü aracı olmuştur. Cinselliği arka plana atıp kadın ve erkeğe insan oldukları gerçeğinden bakmadan sağlıklı bir bakış açısı geliştirmek mümkün değildir. Öncelikle bu bakış açısının düzeltilmesi gerekir. Kadına sağlıklı bir bakış açısı ile bakmadan, sağlıklı aile kurmak mümkün değildir.
İslam, öncelikle cahili Arap toplumuna tevhidi bir inanç kazandırmış, ondan sonra bu toplumun kadına bakışını düzeltmeye çalışmıştır. Yüce peygamber her ortamda kadının insan olarak değerlendirilmesi gerektiğini, kadının erkeğe denk ve eşit olduğunu vurgulamış. Hatta erkeklere “sizin en hayırlınız eşlerine karşı iyi olandır” buyurarak ve “üç kız evladını güzel bir şekilde yetiştirenin cennete gideceğini” söyleyerek bir anlamda kadın noktasında pozitif ayrımcılık yapmıştır. Bununda nedeni yılların cahili anlayışını ortadan kaldırmaktır.
Doğrusu yıların cahili anlayışı ortadan kaldırmak o kadar kolay olmamıştır. Ne yazık ki o yüce peygamberin ümmeti, onu doğru anlayamamışlar ve kadın konusunda hakim kültür olarak cahili anlayışların bir kısmına geri dönmüşlerdir. Bunu yaparken o yüce insana söylemeyeceği sözler isnat etmişlerdir. “İnsanın insana secde etmesini isteseydim kadının kocasına secde etmesini isterdim”; “Kocasının her yeri yara olsa kadın bunu dili ile yalasa gene kocasının hakkını ödeyemez” ve “Şunlarda uğursuzluk vardır kadında ve köpekte” vb. hadis diye rivayet edilen Emevi kültürü ürünü sözlerin etkisi ile İslam toplumlarında doğru bir kadın anlayışı ne yazık ki gelişmemiştir.
Bu kültürde yetişen kimi sözde hocalar şöyle diyebilmişlerdir: “Alt katta babası ölümcül hasta olsa kadın kocasından izinsiz babasını ziyarete gidemez.” Fıtrat dini olan İslam da böylesine fıtrata aykırı hüküm fetva olabilir mi? Bu, İslam’ı anlamamanın en açık bir işareti değil mi? İşte bu kültürle yetişen bir koca eşine şöyle diyerek zulmedebilir: “Senin bundan sonra ailen yok senin ailen benimSenin annen baban yok, senin annen baban benim annem babamdır. Ben izin vermezsem annen babanla konuşmayacaksın.” Böyle bir şey olabilir mi? Bu zulüm değil midir? Böyle düşünenler birazcık kendilerine dönseler, kendilerini eşlerinin yerine koysalar ve aynı tavrın kendilerine yapıldığını düşünseler acaba nasıl davranırlardı merak ediyorum. Bana göre bu tür anlayışların temelinde kadına bakış açısının yamuk olması vardır. Güzel mutlu bir aile kurmanın yolu kadına bakış açısının doğru olmasından geçer.
Kuran’ın işaret ettiği örnek aile Ehli Beyt ailesidir. İnsanın peygamberlerin mesajına kulak vererek fıtratındaki ilahi niteliklere yönelince yüce bir varlık olacağını ifade etmiştik. İşte erkeklerde bunun somut ifadesi İmam Ali’dir. Kadınlarda ise bunun somut ifadesi Hz. Fatıma’dır. Yani Kuran’ın yetiştirdiği kâmil insan modeli erkeklerde Ali, kadınlarda Fatıma’dır. Onların ailesi de Kuran’ın oluşturduğu örnek ailedir. Çünkü her ikisi de vahiy evinde yetişmişlerdir. Vahiyle birlikte büyümüşlerdir. Ve vahyin hayata dönüşmüş halleridirler. Mutlu ve güzel bir aile kurmanın formatları bu ailede bulunmaktadır. Güzel bir aile kurmak isteyenler bu aileyi iyi öğrenmek zorundalar.
Bu aile fotoğrafını iyi okumak için öncelikle kuruluşundan başlayalım. Medine`ye hicret ettikten sonra Hz. Fatıma`yı Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve sahabelerden bazıları babasından istediler. Ancak Peygamberimiz bu istekleri nazikçe geri çeviriyordu. Hz. Ali’de Hz. Fatıma’yı istemeyi düşünüyordu ama bunu bir türlü söylemeye cesaret edemiyordu. Nihayet sahabenin teşvikiyle durumu Peygamberimize iletti. Peygamberimiz, bu isteği ilahi emre uygun bulup Hz. Fatıma’ya konuyu açtılar. Hz. Fatıma, utançlarından hiçbir söz söylemediler. Hz.Fatıma’nın sükutunu ikrar sayan Hz. Peygamber, bu durum üzerine nikâh hutbesini ashabın toplu olarak bulunduğu bir ortamda okudular ve evlilik hazırlıklarına başladılar. Daha sonra nikâhları da mescitte kıyıldı. Mehir olarak Hz. Ali`den dört yüz dirhem gümüş istediler. Efendimiz onun zırhı ve atından başka bir şeyinin olmadığını öğrenince zırhını satmasını söyledi.  Hz. Ali dört yüz seksen dirhem gümüşe zırhını sattı ve bunun dört yüz dirhemini mehir olarak Hz. Fâtıma`ya verildi. Ancak Hz. Fatıma Hz. Ali’nin fazla parası olmadığını öğrenince kendisi için ayrılan dört yüz dirhemi düğün masraflarına harcanmak üzere Hz. Ali’ye geri verdi. Nikâh mescitte Peygamberimizin bir hutbesi ile ilân edildi. Peygamberimiz hutbede şöyle buyurdular: “Allah`a hamd olsun yüce Allah evlenmeyi bir görev, adalet ve geniş bir hayır kılmıştır. Allah bana kızım Fatıma`yı Ali b. Ebı Talib`e nikâhlamamı buyurmuştur. Ey ashabım ben de sizi şâhit kılıyorum ki Ali b. Ebi Talib mevcut gelenek ve Allah`ın emriyle söyleyeceğim şeyi kabul ederse dörtyüz dirhem gümüş mehirle kızım Fatıma`yı kendisine nikâhladım. Yüce Allah kendilerinin varlıklarını bir araya getirsin ve bunu kendilerine mübârek kılsın. Rabbim nesillerini temiz, kendileriyle çocuklarını geniş rahmetinin anahtarı, yüce hikmetinin kaynağı ve Muhammed ümmetinin güvenlik sebebi kılsın… Rabbimden kendim ve sizin için mağfiret dilerim.” Hz. Ali`nin şartları kabul etmesi üzerine sâde bir törenle nikâh kıyılır. Bu şekilde bu yüce ailenin kuruluşunda yüce Peygamber öncelikle ümmetine de tavsiye ettiği gibi denkliğe dikkat etmiştir. Peygamberimiz bir hadislerinde “Ali olmasaydı, Fatıma’ya lâyık bir eş bulunamazdı.” buyurmuşlardı. Ve bu evlilik için peygamberimiz “Ey Fâtıma, seni ilim bakımından en yüksek, ahlâk bakımından en ileri, Müslümanlığı kabul bakımından en önde gelen biriyle evlendirdim.” demişti.
Evlilik insan olarak yaratılan iki cinsin, insan neslinin devamı için bir araya gelmesidir. Evlilik kısaca hayatı paylaşmaktır.  İnsan olan iki cinsin bir ve bütün olmasıdır. Birbirlerinde bütünleşmeyenler hayatı paylaşamazlar, hayatı paylaşamayanlar iyi aile kuramazlar. Evli çiftler ne kadar çok şey paylaşabiliyorlarsa o kadar mutlu olurlar. Evlilik acıyı, sevinci, sevgiyi kısaca hayata dair ne varsa tamamını paylaşmaktır. Yanlışta birbirini uyarmak, iyiye güzele teşvik etmektir. Birbirine sevgini üst seviyede yaşadığın gibi, sevilmesi gerekenleri birlikte sevmek, sevilmemesi gerekenleri birlikte sevmemektir. Eşlerin birbirlerin işlerini ve aşlarını paylaşabilmeliler. Kadın gerektiğinde belki de her zaman kocasının işine, koca kadının işine yardım edebilmelidir. Eşler arasında protokol olmamalı her ilişki sevgi temelinde olmalıdır. İmam Ali ve Hz. Fatıma bu paylaşımı üst seviyede yaşayan bir evlilik ortaya koydular. Hayatı paylaşamayanlar evliliği birbirleri ile inatlaşmaya ve didişmeye dönüştürebilirler.  Allah insanı iki cins olarak yaratmıştır. Erkek ve kadın insan olarak her ikisi de mahlûkatın en şereflisidir. Bu iki ayrı cins insan evlilikte bir araya gelerek yeni insanlar yaratılmasına vesile olurlar. Bu yeni insanların ilahi nitelikleri kazanan olması için evliliğin oluşturduğu ailenin ilahi nitelikli olması gerekir. Onun için Allah Nur suresinde iyi kadınları iyi erkeklere, kötü erkekleri kötü kadınlara yakıştırır.
Evlenen çiftlere bazen sorarlar, mantık evliliği mi duygu evliliğimi mi diye. İnsan sadece aklı ile ve sadece duyguları ile hareket eden bir varlık olmadığı için sadece mantık veya sadece duygu evliliği yapmamalıdır. Yaptığımız evliliklerde inanç değerlerimize dikkat edeceksek belli kriterlerimiz olacaksa – ki olması gerekir – elbette aklımızla ve duygumuzla birlikte karar vermek durumundayız. Peygamberimiz evlilikte insanların dört şeyden dolayı tercih edildiğini güzellik, aile/aşiret, zenginlik ve dindarlık/güzel ahlak olarak söyler ve ümmetine “Siz dindar ve güzel ahlaklı olanı tercih edin” der. Evet, asıl ölçü hayat arkadaşının dindar ve güzel ahlaklı olmasıdır. Diğer özellikler ondan sonra gelir. Evlilikte bir önemli ölçü de denkliktir. Evlenecek kadın ve erkek ne kadar birbirlerine denk olurlarsa uyum o kadar kolay olur.
Ali olmasaydı, Fatıma’ya lâyık bir eş bulunamazdı.” diyordu yüce Resul. Fatıma’nın eşinin Fatıma’ya denk olması gerekiyordu. İdeal ve örnek aile ancak böyle oluşabilirdi. Kızına denk bir eş arayan yüce Peygamber ümmetine de “Kendinize denk olanla evlenin denklerinizin kızlarını isteyin” buyurur. Eşler her konuda ne kadar birbirlerine denk olabilirlerse o kadar ideal evliliğe yaklaşırlar. İmam Ali ve Fatıma evliliğinde mümkün olan yüzde yüz denkliği bulmak, çoğu zaman mümkün olmayabilir. Ama mümkün olduğu kadar bu denkliği yakalamaya çalışmak gerekiyor, eşler arası uyum problemini asgariye indirmek için… İmam Ali – Fatıma evliliğinde mantık da vardı sevgi de. Karşılıklı sevgi ve anlayış esas olduğu için daha ilk günden başlayarak, düğün aşamasından ve kız istemesinden başlayarak birbirlerine hiç zorluk çıkarmadılar. Hep anlayış gösterdiler. İmam Ali eşinin mihri için tek varlığı zırhını satarak eşi için yapabileceğinin en güzelini yapmaya çalışıyordu. Hz. Fatıma ise mehrini eşine geri vererek düğün masraflarını karşılamasını istiyordu. Daha ilk günden eşine yardımcı olacağını gösteriyordu. Evlilik budur, hayatı paylaşmak budur. Birbirinin hayatını kolaylaştırmaktır.
Hz. Fatıma babasından ayrılıp eşi İmam Ali’nin evine giderken çeyiz ve ev eşyası olarak şunları götürmüştü: Üç adet minder, bir halı, bir yastık, iki el değirmeni, bir su tulumu, bir su testisi, meşinden bir su bardağı, bir elek, bir havlu, bir koç postu, eski bir kilim, hurma yaprağından örülmüş bir sedir, iki elbise, uzunlamasına örttüklerinde ayakları enlemesine örttüklerinde baslarını açıkta bırakan bir küçük yorgan… Fatıma’ın çeyizine bakarak şunları düşünüyorum. O yüce insan bizlere en asgari eşyalarla yaşanabileceğini göstermiş oluyor. Dahası, dünya malına gereğinden fazla değer vermemeyi öğretmiş oluyor. Birilerinin sahip oldukları eşyalara imrenmemeyi öğretiyor. O isteseydi elbette bunlardan çok daha fazlasına sahip olabilirdi. Biz onu her daim kendi ihtiyacı varken başkalarına verirken görüyoruz. Bizimde evlerimizin de bugün Fatıma’nın evi gibi olması gerekmiyor elbette. Ama hiç olmazsa Fatıma’yı hatırlayarak gösteriş ve israftan kaçınmalıyız. Eşya edinirken gerçekten ihtiyaç olmasına dikkat etmeliyiz. Asla eşyayı putlaştırmamalı ve başkalarına imrenerek eşimizden hep daha fazlasını istememeliyiz. Halimize şükretmeyi eşimize teşekkür etmeyi bilmeliyiz.
Fatıma eşinin durumunu ve şartlarını bilerek hiçbir zaman ondan gücünün ötesinde bir şey istememiştir. İmam Ali günün bütün yorgunluğunu ancak evinde atabilmektedir. Fatıma evinde eşine bir cennet hazırlamıştır. Eşini sevgi ile beklemekte, sevgi ile karşılamaktadır. Onun için İmam Ali Hz Fatıma’da nasıl huzur bulduğunu şöyle anlatır. “Yoğun bir koşuşturmanın ardından eve gelip Fatıma’ya baktığımda bütün gam ve üzüntülerim yok olup gidiyordu.” Evliliği bu kadar güzel ifade eden ikinci bir söz daha bilmiyorum. Eminim ki Fatıma’da eşi Ali’ye baktığında aynı huzuru hissediyordur.  Evlilikte insan birbirinde huzur bulmalıdır ki yuvaları onlar için bir cennet olsun. Ve evlilikleri cennette de devam etsin. Evlilik sadece dünyada olan bir hayat arkadaşlığı değildir. Evlilik ahirette de devam eden bir hayat arkadaşlığıdır. Evliler birbirlerine bu gözle bakmalıdır.
İmam Ali ve Fatıma’nın evliliğinde birbirine değer verme, birbirine saygı duyma, birbirini sevme en üst seviyededir. Ne yazık ki günümüzde eşler birbirlerine değer vermiyor, birbirlerine saygı duymuyorlar. Erkekler çoğu zaman eşlerini terbiye edilmesi gereken bir çocuk gibi görüp azarlıyorlar. Hatta eşlerinin kendilerine göre kimi hatalarından dolayı şiddete bile başvurabiliyorlar. Böyle bir şey olabilir mi? Böyle bir ailede huzur bulmak mümkün mü? Öncelikle eşlerimize değer vermeyi öğrenmemiz gerekiyor. Karşılıklı saygı ve sevgiyi geliştirmemiz gerekiyor.
İmam Ali hiçbir zaman Fatıma’yı terbiye edilmesi gereken bir çocuk gibi görmedi. Onu her zaman kendine denk, yardımcı bir hayat arkadaşı olarak gördü. Öncelikle kadının insan olarak erkeğe denk ve eşit olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. İkinci olarak erkeğin yüklenmiş olduğu maddi sorumluluktan ötürü aile reisi olmuş olması eşini terbiye edilmesi gereken bir çocuk gibi görmesini gerektirmez. Kendine denk bir hayat arkadaşı karşısında durmaktadır. Dolayısı ile ona değer vermeli hataları varsa karşılıklı olarak güzel konuşarak hataların telafisine gidilmelidir. Erkek kendi hatalarında eşinin kendisine nasıl davranmasını istiyorsa eşine o şekilde davranmalıdır. Elbette bir hayatı paylaşırken insan olmanın bir sonucu olarak iki tarafta hata yapabilir. Karşılıklı anlayış hataların giderilmesinin en uygun davranışı olacaktır.
Hz. Fatıma ve Ali örnek bir İslâm ailesi oluşturdular. Ve fedakârlığın en üst seviyesini bize gösterdiler. Bizler hayatımızda onlara ne kadar yaklaşabilirsek o kadar dünya ve ahiret saadetine yaklaşırız. Onların fedakârlığı o noktada idi ki onlar ihtiyaçtan fazlasını elde tutmadıkları gibi ihtiyaçları olduğu halde muhtaçlara veriyorlardı. Bir elbiseleri olurdu genellikle ve onu gece yıkayıp gündüz tekrar giyerlerdi. Onların kısacık yaşamlarında gösterişe, giyim kuşama ve eşyaya, değer verilmedi. Ama bu durum, bu kıt imkânlar onların ailesinde hiçbir zaman huzursuzluk nedeni olmadı. Kadınlarımızın eşlerinin maddi imkânlarını zorlamadan kanaatkâr bir tavır içerisinde olması gerekiyor. Dünya malına gereğinden fazla değer vermemeleri gerekiyor. Bunun içinde infak etmeyi öğrenmemiz gerekiyor.
Hz. Fâtıma ve Ali ailesi cömert bir aile idi. Oruçlu oldukları bir günün akşamı iftar için hazırladıkları bir miktar yiyeceği sofraya koymuşken kapıya gelen bir yoksula verirler ve suyla iftar edip ertesi gün yine oruç tutarlardı.. O akşam bir yetim, üçüncü akşam bir esir gelir ve her defasında bir parça yiyeceklerini aç oldukları, canları çektiği halde yoksula, yetime ve esire yedirirler, kendileri de sadece su ile üç gün oruç tutarlar. Hani Rabbimiz diyor ya, Müslümanlar için “Onlar bollukta da darlıkta da infak ederler” Darlıkta infak etmenin ufuk noktası her halde burasıdır. Eşler birbirlerine hayrı iyiliği, güzelliği tavsiye eder hayatlarında. Salih amelleri artırırlarsa mutlu bir ailenin kapısını aralamış olurlar.
Hz. Fatıma ev işlerini kendi yapıyordu. O zamanın şartlarında ev işleri kadılar için çok zahmetli idi. O kadar zahmet çekiyordu ki, İmam Ali onun bu kadar zahmet çekmesine üzülüyor, kendisine acıyor ve hizmetlerini takdir ediyordu. İmam Ali eşi ile ilişkileri hakkında   ashaptan birine şöyle demişti: “Kendim ile Fatıma’nın durumunu sana anlatmamı ister misin Fatıma o kadar evime su taşıdı ki, kırba bedeninde iz bıraktı, o kadar el değirmeniyle buğday öğüttü ki, elleri nasır bağladı, o kadar evde temizlik yaptı, evi süpürdü ki, elbiseleri bozardı, o kadar kazanın altında ateş yaktı ki, elbiseleri kararmaya başladı.” Bu yüzden Fatıma’ya; `Peygamber’in huzuruna gidip durumunu beyan edecek olursan ev işlerinde sana yardımda bulunacak bir hizmetçi verir` dedim. Bunun üzerine Fatıma Resulullah’ın huzuruna gitti babasının bir grup sahabeyle sohbet ettiğini görünce ihtiyacını izhar etmekten utanıp bir şey söylemeden geri döndü. Resulullah  Fatıma’nın bir ihtiyaçtan dolayı geldiğini anlamıştı. İşte bundan dolayı o günün sabahı evimize teşrif buyurdular, selam verdiler, biz de cevap verdik. Eve girip yanımızda oturarak şöyle buyurdular “Fatıma`cığım, dün gece ne maksatla bizim eve geldin”  Fatıma isteğini söylemekten utandı. Bu sırada ben şöyle dedim Ya Resulallah! Fatıma o kadar su taşımış ki, kırbanın başı göğsünde iz bırakmış, o kadar el değirmeni çevirmiş ki, elleri nasır bağlamış ben bu durumu görünce ona; `Eğer babanın yanına gidip bir hizmetçi istemiş olursan, seni bu durumdan kurtarır` dedim. Bunun üzerine, Resulullah  şöyle buyurdular Fatıma`cığım, hizmetçiden daha hayırlı olan bir şeyi sana öğreteyim mi?  Her gün otuz üç defa subhanallah`, otuz üç defa elhamdulillah ve otuz dört defa da Allahu ekber zikrini söyle bu zikir yüz defadan fazla değildir fakat bunun amel defterinde bin sevabı vardır. Fatıma`cığım, eğer bunu her gün sabahleyin söylersen, Allah dünya ve ahiret işlerinde sana yardım eder. Bu arada Fatıma babasının cevabında üç defa “Allah ve Resulünden razı oldum” diyerek memnuniyetini ifade etti.
Bu fotoğrafta eşine evinde rahat ettirmek için koşuşturan, ev işlerini en güzel şekilde yapmaya çalışan bir kadın, ve onun yorgunluğunu kendine dert edinen, onun yükünü hafifletmek için bir şeyler yapmak isteyen bir koca ve kızına dünyanın rahatlığını değil ahiret yurdunun nimetlerini tavsiye eden bir baba duruyor. Bu fotoğrafı okumaya devam edelim. Kadın evinin işini en güzel şekilde yapmaya çalışacak, bu noktada elinden gelen gayreti gösterecek. Koca bu gayreti her zaman takdir edecek ve elinden geldiği kadar eşine yardımcı olacak ve onun hayatını kolaylaştırmak için gayret gösterecek. Ancak bu şekilde eşlerimizle sağlıklı ilişkiler kurabiliriz.
Buhari’de rivayet edilen bir hadiste İmam Ali güya ikinci evlilik yapmak istiyor. Bu rivayeti de değerlendirerek zaten yeteri kadar uzun olan yazımızı sonlandıralım.
Misver İbnu Mahreme anlatıyor: “Hz. Ali Efendimiz, nikahı altında Fatıma  validemiz olduğu halde Ebu Cehl`in kızına talib oldu. Bunu işiten Hz. Fatıma validemiz, Resulullah (as) gelerek: “Kavmin, kızların için senin hiç gazaplanmayacağını zannediyor. İşte Ali, Ebu Cehl`in kızıyla evlenecek!” dedi. Bunun üzerine peygamberimiz kalktı, minbere çıktı şehadet getirdi ve şu hitabede bulundu:
“Ben Ebu`l-As İbnu`r-Rebî`e kızımı nikâhladım. Bana konuştu ve doğruyu söyledi (vadetti ve vaadini tuttu). Şurası muhakkak ki ben helal olanı haram kılmıyorum, haramı da helal kılmıyorum. Fatıma benden bir parçadır. Onu üzen beni de üzer. Allah`a yemin olsun ki, Resulullah’ın (as) kızı Allah düşmanının kızıyla ebediyen bir araya gelmeyecektir!” Efendimiz’in bu konuşmasından sonra Hazreti Ali Efendimiz kararından vazgeçti.
Bir diğer rivayette şöyle gelmiştir: “Resulullah’ın (aleyhissalâtu vesselâm) minberde şöyle söylediğini işittim: “Benî Hişam İbnu`l-Mugire ailesi, kızlarını Ali bin Ebi Talib`le evlendirmek için benden izin istiyor. Ben izin vermedim, vermiyorum ve vermeyeceğim! Ancak, Ebu Talib`in oğlu kızımı boşayıp, kızlarını almak isterse o başka! Şunu iyi bilin, Fatıma benden bir parçadır. Onu üzen beni de üzer, ona eziyet olan bana da eziyet olur.”
 
Bu rivayeti Nisa suresindeki çok evliliğe izin veren ayetle birlikte değerlendirelim. “…..diğer kadınlardan ikişer üçer dörder nikahlaya bilirsiniz. Ancak bu kadınlar arasında adaleti sağlamayacağınızdan endişe ederseniz o vakit bir tanesini nikâhlayın.  Bu, adaletten sapmamanız için daha uygun bir davranış olur.” Bu ayetten hareketle İslam alimleri İslam’da çok evliliğin caiz olduğunu ama Kuran’ın tavsiye ettiği evliliğin tek eşlilik olduğunu ifade ediyorlar. Bu rivayeti doğru kabul edersek çok evliliği kabul etmeyen ilk eşler için meşru bir boşanma nedeni olarak görmemiz gerekir. Çünkü Allah’ın Peygamberi eğer ikinci evlilik yapmak istiyorsa benim kızımı boşasın diyor. Hatta bu hadisten hareketle çok evliliğin caiz olmadığını söylemek bile mümkün olabilir. Çünkü peygamberimizin kızı Hz. Fatıma için caiz görmediğini ümmetin diğer kadınlarına caiz görmesi mümkün değildir. Çok evlilik Kuran’da tavsiye edilmemekle birlikte caiz görüldüğü için bu rivayetin hem bu noktadan hem de İmam Ali ile Hz. Fatıma’nın ilişkisi iyi tahlil edilirse böyle bir rivayetin doğruluk şansının olmayacağı görülecektir. Çünkü İmam Ali şöyle demektedir. “Allah’a andolsun ki, ben O’nu (Fatıma’yı) kesinlikle öfkelendirmedim; hayatta olduğu müddetçe onu sevmediği bir işe mecbur etmedim; O da beni öfkelendirmedi” Üsteki rivayete göre Hz. Fatıma öfkelendiği için bu iki rivayet birbiri ile çelişmektedir. İmam Ali ile Fatıma’nın bilinen ilişkileri ikinci rivayeti daha çok doğrulamaktadır.
Buhari’deki bu rivayeti nakzeden ikinci bir rivayette ise güya Hz. Fâtıma İmam Ali`nin diğer erkekler gibi başka bir kadınla evlenmek isteyebileceğini düşünerek, ona eğer evlenmek isterse bu konuda kendisinden yana bir problemin olmayacağını söylemiş, ısrar etmiş; Ali ise Peygamber kızının üzerine herhangi bir kadın almayı kendisine yakıştıramadığı için buna yanaşmamış. Hz. Fâtıma bizzat babası Resulullah`a çıkmış ve Ali`nin bir başka kadınla daha evlenmesi gerektiğini söylemiş, ama Rasûlullah kızının bu isteğini geri çevirmiştir. Ehli Beyt kaynaklarında geçen bu rivayetinde çok doğru olduğu kanaatinde değilim. İmam Ali ile Hz. Fatıma’nın aralarındaki ilişkinin böyle bir anlayışa meydan vermeyeceğini düşünüyorum. Birbirlerine karşı ilişkilerinde bu kadar titiz, birbirlerine sevgileri üst seviyede olan eşlerin bu tür geleneklerin etkilerinden uzak olacaklarını düşünüyorum. Kaldı ki Kuran’ın örnek gösterdiği aile yapısının sadece o günü değil bütün zamanları kuşatması gerekir. Karşımızda tüm zamanlara örnek bir eş / evlilik ilişkisi durmaktadır.
Sözün özü bu güzel ilişki tüm evlilere örnek olmalı. Ve eşlerimize onlar gibi davranmaya çalışmalıyız. O zaman evliliklerimizde tüm problemlerin çözüldüğünü göreceğiz. Bu evliliği iyi okuyanlar ve kendilerine örnek seçenler kuşkusuz dünya ve ahiret saadetine ulaşırlar.