indirRamazan Deveci Kuran`ın kadın suretindeki yaşanmış görüntüsü Hz.Fatıma`yı yazdı

İSLAM’IN ÖRNEK KADINI HZ. FATIMA -1- 

Rabbimiz peygamberimiz için “Onda sizler için güzel örnekler vardır” buyurur. Bu güzel örnekliğin kadın boyutu Hz. Fatıma’da şekillenir. Bu boyutu ile Fatıma nübüvvetin bir parçası bile sayılabilir. Çünkü o peygamberimizden bir parçadır. O Allah’ın Resulüne verilmiş bir kevserdir. Hz. İsa’nın hayatında nasıl Hz. Meryem’in özel bir yeri ilahi bir seçilmişliği varsa, Hz. Fatıma da Resulün hayatında öyle bir ilahi seçilmişliğe sahiptir.  O tüm kadınlara örnek olması için Rabbimizin seçerek temizlediği kirlerden arındırdığı ehli beytin menbağıdır. Fatıma peygamberimizin ifadesi ile “tüm kadınların, cennet kadınlarının efendisidir.”
O öyle bir örnekliktir ki; bir kadın yaşamında bulunan tüm evrelerde onu örnek alabilir. Çocukluk ve genç kızlık dönemlerinden başlayarak, bekarlıktan evliliğe, her evrede Fatıma örnekliğine baş vurmak mümkündür. Kız olarak, eş olarak ve anne olarak her Müslüman kadın Fatıma’yı kendine örnek seçmelidir.
Hz Fatıma, Cebrail’in uğrak yeri olan evde doğdu ve onun getirdiği öğretileri ilk ağızdan aldı. Bu öğretileri eksiksizce hayatına yansıtan bu yüce kadın, bütün zamanlarda ve mekanlarda kadınlarının uyması gereken en güzel örnektir. Mustafa İslamoğlu Kuran’ı insanlaştırın Muhammed olur, Muhammed’i kitaplaştırın Kuran olur der. Bu sözün devamında şöyle demek gerekir diye düşünüyorum. Kuran’ı kadın suretinde insanlaştırdığınız  zaman işte o Fatıma olur. Hz. Fatıma sadece kadınlar için değil, insanlık namına sahip olduğu büyük erdemlerle, erkeklerin de kılavuz seçeceği bir örnekliktir.
Günümüz kadınlarının değerleri bu eksen üzerine şekillenmelidir, bu yüce kadının öğretilerinden esinlenerek ve kusursuz kişiliğinin yansıttığı mükemmel hayat tarzını örnek alarak kendi hayatımıza çeki düzen vermeliyiz. Onun yaşamını kendi hayatımızda, yaşama dönüştürmedikten sonra Fatıma’yı sevmenin bir anlamı yoktur. Onu sevmek onu yaşamında örnek almakla anlam kazanır.
Müslüman olduktan sonra “Amine” adını seçen Arjantinli bayan Patrisa Çali, Hz. Fatıma hakkında şunları söylüyor: “Hz. Fatıma’nın yaşamını incelediğimde insanlığın bir parçası olarak kadın olmanın değeri ve konumunu apayrı bir şekilde algıladım ve günümüz dünyasında kadın-erkek çekişmesinin ne denli anlamsız olduğunu fark ettim. Hz. Fatıma’nın özellikleri, İslam dininin kadınlar için gereken dinamik ve canlı bir ortamı hazırladığını ispatlıyor.” İşte yeni Müslüman olmuşta olsa Fatıma’yı tanıyan bir kadının İslam dinin kadına bakışını Fatıma’nın hayatında somut bir şekilde görmesinin bir ifadesi.
İnsanlık tarihi kadın sorununu en üst seviyede Hz. Fatıma’nın doğduğu dönemde yaşadı. Fatıma’ın hayatı İslam’ın kadın sorununa getirdiği somut çözümün yaşama dönüşmüş hali idi. İslam bir anlamda kadına kimlik ve kişilik kazandırırken, kadın erkek çekişmesi anlayışı ile değil, insan olarak kadının erkeğe denk ve eşit olduğunu Fatıma ile dünyaya ilan ediyordu.
Fatıma İslam dininde kadınının yaşamının en parlak noktasıdır. O bir kadın olarak yaşamında  bireysel, ailevi ve sosyal yaşamı bütünleştirmiş ve çalışkan, fedakar ve mücadeleci bir kadın olarak bir simge haline gelmiştir.  O  cahiliye dönemin kadınlarının zillet ve karanlık dolu yaşamına son veren İslam dinin örnek kadınıdır. Hz. Fatıma bir yandan sadece ve sadece yüce Allah’a kulluk yaparken, öbür yandan vahiy evinin parlayan nurudur. Fatıma tıpkı babası gibi vahin hayta dönüşmüş, ete kemiğe dönüşmüş halidir. O Mekke’nin mücadele döneminde babasının en büyük yardımcısı. Bir kız babası ile nasıl özdeşleşir, bir kadın hem de yaşadığı toplumda hor görülen aşağılanan bir kadın nasıl mücadelenin içinde olur, ve zulme cahiliye ye karşı onurluca mücadele eder; tüm bunların somut göstergesidir Fatıma.
Hz. Fatıma kadınlar için insanlık tarihi boyunca yaşamış en mükemmel örnektir.   Çünkü Kuranın emirlerini yaşamının her alanında en iyi şekilde uyguladı Fatıma. Peygamber efendimizin tabirine göre Hz. Fatıma haktan başka düşünmedi ve yapmadı. O tüm hayatında hep fedakarca Rabbinin rızasına uygun şekilde yaşadı.
Hz. Fatıma’yı tanımayanlar Müslüman kadını eksik tanımış olurlar. Çünkü Müslüman kadın kimdir sorusunun tam cevabı Hz. Fatıma dır. H. Dursunoğlu’nun ifadesi ile “Hz.Fatıma’yı örnek alan Müslüman kadınlar tarihin çehresini değiştirebilirler. Veya tarihin çehresini değiştirmek için Müslüman kadınlar Hz. Fatıma’yı örnek almak zorundalar.” Günümüzde İslam dinini kabul edenler kadının gerçek kimliğini Hz. Fatıma’nın şahsiyetinde aramalılar ve büyük bir aşk ve inançla onu örnek almalılar. Hz. Fatıma’nın şahsiyeti islam dininde kadın erkek eşitliğinin yüzeysel bir konu olmadığını, esas meselesinin kadın ve erkeklerin eşit haklarının korunması olduğunu ispatlıyor.
Hz. Fatıma’nın varlığı, yaşamı kadın sorununa somut bir cevaptır.  Hz Fatıma neredeyse hiçbir toplumsal değere sahip olmayan bir ortamda gözlerini dünyaya açtı. İnsani değerlerden yoksun, birtakım hurafe ve yanlış bilgiler üzere kurulu bir sosyal hayat süren dönemin Arapları, ancak birbirlerini öldürerek hayatta kalabiliyorlardı. Yeni doğan kız çocuklarını canlı canlı gömen bu topluluk, birçok insani değerden de uzak yaşıyorlardı. Böyle bir ortamda Hz Fatıma babasından aldığı erdemler ışığında yanlışları bertaraf eden bir sembol olarak karşımıza çıktı. Ve kadınlara onurlu bir yaşamın örneklerini sundu.
Hz. Fatıma küçük bir evde büyüyen, ancak tarihin büyüklüğü kadar tarihte iz bırakan, cennet gençlerinin efendisi olan çocukların annesidir. Hz. Fatıma tüm insanlar gibi bu dünyada yaşadı, ancak hiçbir zaman bu dünyadan korkmadı ve ona gönül bağlamadı.Hz Fatıma’nın gözden kaçmayan dünyaya karşı isteksizliği, dünya güzelliklerine gösterdiği itinasızlık ve dünyaya, dünya malına değer vermeme belki de günümüz kadınlarının en çok ihtiyaç duyduğu şeydir. Hz. Fatıma dünya ve maneviyat arasında denge sağlamanın mümkün olduğunu ispatladı. Hz. Fatıma herkes gibi bu dünyada yaşadı ve tüm güzelliklerinden yararlandı, ancak dünya gönlünde hiçbir zaman yer edinmedi, ve onun gönlü hep  Allah sevgisi ile dolu olarak yaşadı. O dünya malına hiçbir zaman gereğinden fazla değer vermedi. Özellikle tüketim hastalığına tutulmuş, dünyanın gösterişine kendini kaptırmış kadınlarımız ve erkeklerimiz, Fatıma’nın bu dünyaya değer vermeyen tavırlarını çok iyi düşünmeli ve hayata bakışımızı yeniden değerlendirmeliyiz.
O dünya malına hiçbir zaman değer vermedi. Öyle ki kendi ihtiyacı varken, sahip olduklarını başkalarına vermekten geri durmadı. “Allah’a kullukta bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcarlar” (Al-i İmran:136)  İmam Ali ile Hz. Fâtıma`nın nafile oruç tuttukları bir akşam vakti kapılarına bir fakir gelir. “Allah için” diyerek bir şeyler ister. Onlar da kendileri için hazırladıkları iftarlıkları olduğu gibi fakire verdiler. Peş peşe üç gün aynı vakitte akşam ezanı okunacağı zaman değişik kılık ve kıyafette birinci gün yoksul, ikinci gün yetim üçüncü gün köle birileri kapılarına gelir; “Allah için” diyerek istekte bulunur. İmam Ali ile Hz. Fatıma birlikte hazırladıkları iftarlıkları olduğu gibi bu yabancı garib kimseye verirler. Kendileri üç gün bir şey yemeden peş peşe su ile oruç tutarlar. Onların bu güzel hali, gönüllerindeki engin infak bilinci ve fedakarlık duygusu rabbimizin  hoşuna gider ve bu olay üzerine şu ayetler  nazil olur. “Erdemli  kimseler öyle kimselerdir ki onlar sözlerini yerine getirirler ve dehşeti her yanı saracak olan bir günden korkarlar. Kendi hoşlandıkları yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler. Ve onlara biz sizi sadece Allah rızası için doyururuz. Sizden herhangi bir karşılık da teşekkür de beklemeyiz. Çünkü biz sıkıntılı ve dehşet dolu bir günde rabbimize vereceğimiz hesaptan korkarız derler.”(İnsan: 7-10)
“Bir gün  İmam Ali çok acıkmıştı. Hz.Fatıma’ya “Allah resulüne gidip bizim için biraz yiyecek istesen olur mu” diye sordu. Hz. Fatıma olur dedi. Allah resulünün evine giderek kapıyı çaldı. Kapı çalınınca peygamberimiz “Bu Fatıma’ın kapı çalış şeklidir. Her zaman ki vakitten farklı geldi” dediler. İşte peygamberimizdeki baba hassasiyeti. Kızının kapıyı çalış şeklini biliyor, ve farklı bir zamanda geldiği için kaygılanıyor. O sırada orada bulunan Ümmü Eymen kapıyı açınca Hz. Fatıma içeri girdiler. Hal hatır sorduktan sonra babasına şöyle dediler. “Ey Allah’ın resulü Meleklerin gıdası tekbir, tahlil, tahmid ve tesbihtir. Ya bizim ki nedir” diye sordular. Allah resulü kızının ne demek istediğini anlamıştı. Cevap olarak şöyle dediler. “Beni hak peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki Muhammed’in evinde otuz günden beri ocak yanmadı. Şu anda biraz keçi getirildi. İstersen sana onlardan beş tanesinin verilmesini emredeyim. İstersen sana Cebrail’in bana öğrettiği beş kelimeyi öğreteyim.” Babasının bu sözüne karşılık Hz. Fatıma “Bana Cebrail’in öğrettiği beş kelimeyi öğret dedi” Peygamberimiz “ Ey Fatıma şöyle dua et. Ey ilklerin ilki! Ey sonuncuların sonuncusu! Ey kuvvet sahibi! Ey düşkünlere acıyan! Ey merhametlilerin en merhametlisi!” Buyurdu. Eşi İmam Ali’nin yanına dönünce Hz. Fatıma’ya İmam Ali ne yaptın diye sordu. Hz. Fatıma dünya için gittim. Ahiret için döndüm diyerek durumu eşine anlattı. İmam Ali “Bugün senin için çok hayırlı bir gün oldu dedi.
Hz. Fatıma tüm yaşamı boyunca her daim istinasız olarak, ahireti dünyaya tercih etmiştir. Geçici dünya hayatını ve dünyanın değerlerini hiçbir zaman  gereğinden fazla önemsememiştir. Onun bu tavrını tarihte çokça tartışılan, Hz. Ebubekir ile girdiği Fedek tartışmasında da görürüz. Fedek Medine’de peygamberimize ait olan bir hurmalıktır. Peygamberimiz yaşadığı dönemde Fedek hurmalığından Hz. Fatıma’ya hep bir pay vermiştir. Peygamberimizin vefatında sevgisinin büyüklüğünü acısına yansıtan ve ölüm anı gelip sevgili babasına kavuşacağını hissedene kadar bir daha gülmeyen Hz. Fatıma, hilafetin İmam Ali’nin hakkı olduğunu düşündüğü için Hz. Ebubekir’e biat etmedi. Hz. Ebubekir peygamberlerin mirasçısı olmayacağı düşüncesi ile Fedek hurmalıklarını Hz.Fatıma’ya vermeye yanaşmadı. Dünya malına değer vermeyen Hz. Fatıma Fedek için bir kez Hz. Ebubekir’e gitti ve itirazını şu beliğ hutbe ile dile getirdi.
“Lutfettiği nimetler için Allah’a hamd, ilham ettikleri için şükürler, takdim ettikleri için övgüler söyleriz. Bütün nimetleri için ki önümüze serdi, bütün lutufları için ki bize ulaştırdı, bütün ihsanları ki peş peşe geldi. Onun nimetleri sayılamayacak kadar çok, karşılığı verilemeyecek kadar fazla, idrak edilemeyecek kadar sonsuz…..”
“Sizler ey Allah’ın kulları, sizler Allah’ın emir ve yasakları üzerine bekçileri, dinin ve vahyin taşıyıcılarısınız. Sizler kendi benlikleri üzerine Allah’ın emirlerisiniz. Sizler diğer milletlere de hakikat tebliğcilerisiniz. Ve sizler Allah’ın aranızdaki hakkının, ahdinin ve emanetinin de koruyucularısınız.”
“Ey insanlar bilin ki ben Fatıma’yım, babamda Muhammed Mustafa’dır”
“Sözün ilkini ve sonunu söylerim. Konuşmamda lüzumludur. Davranışımda münasebetsiz bir şey yoktur. Şimdi siz kalkıp benim kendi babama varis olamayacağımı söyleyebilir misiniz. Cahiliye ahlakıyla mı hükmediyorsunuz. Yoksa durumu bilmiyor musunuz. Hayır biliyorsunuz. Şu parıldayan güneş kadar açık biliyorsunuz ki ben; Muhammed’in kızıyım.”
“Ey Ebu Kuhafe’nin oğlu (Ebu Bekir) Allah’ın kitabında senin için babasına varis olur yazılı iken benim için varis olmaz mı yazılı? Yoksa Kuran’ın hükümleri benim için geçerli değil mi? Benimle babam arasında veraset ve akrabalık işlemiyor mu? Mirasla ilgili ayetler size mi özgü? Babam o hükümlerin dışında mı kalıyor? Yoksa iki millet var da ben ve babam bunların ikincisinden miyiz.?”
“Ve siz Ensar Allah’ın resulü babam “Kişinin varlığı evladında korunur” demez miydi, ne kadar da çabuk unuttunuz. Ne kadar acele olarak yeni şeyler icad ettiniz.”
“Ey insanlar! Yaptıklarınız, Allah’ın gözü önünde oluyor. Ve ben size acıklı bir azabı haber vermiş olan bir nebinin kızıyım. Yapın yapacağınızı, ve bizlerde yapalım yapacaklarımızı. Ve bekleyin sonucu ve bekleyelim bizler de”. (S. Eraslan Can parçası nak.)
Böyle dedi Fatıma ve babasının yürüyüşüne benzeyen yürüyüşü ile terk etti orayı. O dünya malı derdinde değildi. Zaten yaşadığı hayatla bunu göstermişti. O yapılan bir haksızlığa onurluca karşı çıkıyordu. Karşı çıkarken de muhatabına hakaret etmiyordu. Doğruları hatırlatıyordu. Müslümanların biat ettiği halifeye karşı doğru bildiği mücadeleyi veriyordu. Müslüman kadınlara haksızlığı kim yaparsa yapsın ona karşı makul ölçülerde mücadele edilmesi gerektiğini öğretiyordu.
O zorlu Mekke yıllarında hep babasının yanında yer alarak, Mekke müşriklerine korkmadan karşı durarak da öğretmişti kadınca nasıl mücadele edilir. Yine o uhut savaşında babasının ve eşinin yanı başında bir sağlık görevlisi, bir savaş gazisi olarak da öğretmişti mücadeleyi. Onun tavrı muhataplarına göre farklılık gösteriyordu. O tavrın ve sözün coğrafyasını çok iyi biliyordu. Onu örnek almak isteyenlerin bu inceliğe dikkat etmesi gerekir.
YAZARIN KONU İLE İLGİLİ DİĞER YAZILARI