Mehmet Doğan’ın, Cumhuriyet Tarihine Giriş kitabını okurken Vahdet Gazetesindeki “Teşhisi doğru koyalım: Bu düpedüz etnik temizliktir!” başlıklı yazısı ile karşılaştım. Yazıda gördüğüm kafa karışıklığının bu yazıya özgü olup olmadığından emin olmak için son zamanlara ait başka yazılarına da bakma ihtiyacı duydum. Hepsine aynı yaklaşım hâkimdi ve iç mantığında bir tutarsızlık yoktu.

 

Adını ve yazarını duyduğumda bu kitabın önemli bir boşluğu dolduracağını ummuştum. Merak duyarak okumaya başladım. Çünkü doksan yıldır, yakın tarihin gerçeklerini öğrenecek bir kaynağa sahip olamamıştık. Resmi ideolojinin tezleriyle yazılmış Cumhuriyet Tarihleri, gerçeği yansıtmaktan çok uzaktı ve beyinleri yıkamakla meşguldü. Yazılan kimi eleştirel kitaplar başka sığ ideolojik yaklaşımlar taşıdığından son derece yetersizdiler.

 

Mehmet Doğan, zihnimdeki imajıyla bunu yapabilecek bir isimdi. Ama okuduğum yazılarının ışığında kitaba yeniden baktığımda, üzülerek ifade edeyim ki, hayal kırıklığına uğradım. Meğerse yanılmışım.

 

Öncelikle Mehmet Doğan’ın sorunlu bir yerde durduğu anlaşılıyor. Altmışlı yetmişli yılların İslamcılarının açısından bakmayı sürdürüyor. Soğuk savaş döneminin sağcı, devletçi, milliyetçi çizgisinden kopamamış.

 

Tanzimat sonrası aydının Türk merkezli ümmet fikrini aşamadığı görülüyor. Türk olmazsa ümmet de olmaz demeye getiriyor. Türk demek Müslüman demek derken Arap, Kürt, Fars, Afgan ve benzeri olmanın da Müslüman demek olduğunu dikkatten uzak tutuyor. Türkler kadar o kavimlerin adı geçince de, akla Müslümandan başka bir şey gelmediğini unutuyor. Türklere bir üstünlük atfediyor. Türk merkezli bakıştan sıyrılamaması, yazarı ister istemez ırkçıların kulvarına itmiş.

 

Osmanlının Türk merkezli bir yaklaşımdan özenle uzak durduğunu biraz olsun düşünmek gerekmez mi? Altı yüzyıllık resmi ve sivil müktesebatında Türk kelimesine rastlamak neredeyse imkânsız. Buna karşılık; Selçukluların Kürtlerin yaşadığı bölgeye Kürdistan adını koyduklarını, aynı kelimenin Osmanlıda geniş bir kullanıma sahip olduğunu, Mustafa Kemal’in bile yasaklamadan önce bu ifadeye zaman zaman başvurduğunu Mehmet Doğan bilmiyor olamaz. Buna rağmen “Şimdi Güneydoğu’da terör yandaşları etnik temizlikten sonra bölgenin adını da koydular: Kürdistan!” demesini neyle izah etmek lazım. Resmi ideolojinin inkârcılığıyla aynı çizgiye düşmek değil midir bu tavır!

 

“Misakı Milli” ve “Müslüman Ahali” kavramları tam ve doğru anlaşılmadan çarpıtılmamış bir Cumhuriyet Tarihi yazılamaz. Milli Mücadele, Birinci Meclis, 1921 Anayasası, Lozan, Cumhuriyet, Ulus Devlet ve Devrimler başlığı altındaki hususlar ve bugüne yansıyan pek çok sorun anlaşılamaz. Ancak Doğan’ın kitabında bu konular başlık olarak bile yer bulmamış, neredeyse görmezden gelinmiş. Misakı Milli,  Türklerin yaşadığı topraklar ile Kürdistan sınırlarını ifade ediyordu. “Müslüman Ahali” ile bu sınırlar içinde kahir çoğunluğu Türkler ve Kürtler olan Müslümanlar kastediliyordu. Ali Şükrü Beyin şehadetine ve Birinci Meclisin darbeyle feshedilmesine mal olan Lozan’a karşı duruşun/direnişin nedeni ve sonrasındaki bütün gelişmeler bu çerçeveden sapılmasının sonucudur.

 

Öte yandan; “ Mehmet Âkif gibi, ortaya atılıp “ben de Kürdüm, fakat bu tuttuğunuz yol yanlış diyen, ayrılıkçıların “kaltabanlık”larını haykıran güçlü bir entelektüel ses çıkmıyor” diye hayıflanacaksın. Sonra da aynı imanla Akif’in pasif direnişine karşılık, hayatını ortaya koyarak aktif direnişe geçen Şeyh Said’i görmezden geleceksin. Peki, Şeyh Said Kıyamını, Kemalist ağızlar gibi  “Doğu İsyanı” veya “Şeyh Sait İsyanı” olarak nitelemek, konuyu doğru olmayan bir içerikle anlatmak ne demek oluyor? Şeriatın hükümlerine göre gerçekleştirilmiş bir kıyamı, kendini İslamcı sayan birinin vurgulamaktan kaçınması nasıl bir ruh halinin eseridir? Üstelik Müslümanların onuru ve yüz akı olan bu hareket anlaşılmadan doğru bir tarih yazmak mümkün değilken…

 

İslam Karşıtlığını ve Irkçılığı temel alarak oldubittiyle kurulan Modern Etno Seküler Türkiye Cumhuriyeti Ulus Devletine, Kurucu İrade ve İslami Değerler adına karşı çıkan bir hareket hakkında olumsuz imalarda bulunmak da neyin nesi?

 

Ulus Devletin iki temel karakterinden biri olan ırkçılık/ulusçuluk ile ilgili bir başlığın kitapta yer almaması son derece yadırgatıcı! Bu yetmezmiş gibi, Kürtlere yapılan sayısız katliamı görmezden gelip “Tek Parti devleti etnik ayrım gözetmeden zulüm işlemiştir” demek bir yönüyle Ulus Devleti aklamak ve tarihi çarpıtmak değil midir? Sadece Tek Parti döneminde yapılanlara dikkat çekip günümüze kadar yapılanları görmezden gelmek katliamları örtmek, hatta meşru görmek değil midir?

 

Sonuç olarak; kitaba ve yazarına bakarken beklemediğim müşevveş bir zihinle karşılaştım. Yani, neyi eleştirdiği, neyi övdüğü anlaşılmayan ve adil olmayan bir bakış açısı.

 

“Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutunuz; kendiniz, anne babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa, Allah için şahitlik eden kimseler olunuz. Haklarında şahitlik ettikleriniz zengin olsunlar, fakir olsunlar, Allah onlara sizden daha yakındır. İğreti arzularınıza uyup adaletten sapmayınız. Eğer (hakikati) çarpıtırsanız, Allah bütün yaptıklarınızı bilir.”  (Nisa 135)

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here