Batı’nın Küresel egemenlik ihtirasıyla nelere kalkıştığını ve bunun yeni bir şey olmadığını; İskender’in, Roma’nın, Haçlıların yaptıklarından biliyoruz. Ama hiçbir dönemde; seküler tasavvurun sembolü olan Batı, bugünkü gücüne ulaşamadı. Aydınlanma Felsefesinin dışavurumu olan Modernite sayesinde, tüm dünyaya hükmeden en güçlü küresel imparatorluğu çağımızda kurdu. Binyılların tecrübesi, birikimi, ihtirası, açgözlülüğü, tekebbürü ile oluşan dinamizm ve organizasyon gücü ile bu noktaya geldiğine kuşku yok.

Elbette bunun için; insan zekâsını en üst seviyede kullanarak çok çaplı planlar ve operasyonlara girişti. Bu amaçla biri son bin yılın başında; diğeri sonunda olmak üzere doğrudan İslam Dünyasına yönelikiki operasyon icra etti.

İlkinde; yaklaşık iki yüz yıl süren Haçlı Seferleri ile İslam Dünyasını engel olmaktan çıkararak küresel egemenliğe uzanmak istedi. Tüm Avrupa, gücünü ve ordularını birleştirerek İslam Dünyasına çullandı. Haçlı güçleri, İki yüz yıl boyunca İslam Dünyasına egemen oldular. Kudüs’ü yüz yıla yakın bir süre işgal altında tuttular. Yerel İşbirlikçilerle iş tuttular ve onları paçavra gibi kullanıp attılar.

Benzerliklere dikkat çekmek için burada bir parantez açalım: – İki yüzyıllık operasyon, iki yüz yıla yaklaşan Batılılaşma serüvenimize tıpa tıp benziyor. Haçlı İttifakı; Birinci Paylaşım Savaşındaki, Çanakkale’deki, Irak’ın işgalindeki, Afganistan’ın işgalindeki koalisyonlara ne kadar da benziyor. Ya İsrail’in arkasında durarak Kudüs’ü işgal etmeleri ve her gün Müslümanları katletmelerine ne demeli? O zaman da Haçlılar Kudüs’ü işgal ettiler ve tüm Müslümanları katlettiler. İslam Dünyası bugünküne benzer şekilde büyük bunalımlar, kargaşa ve çatışmalar yaşadı. Her tarafta kendi halkına zulmeden, Haçlılarla işbirliği yapan despotlar türedi. Ortaya bir çok marjinal kişi ve grup çıktı.-

Bütün bu olup bitenlerin sonunda Müslümanlar gurur ve kibirlenmeyi bir yana bırakarak adil bir lider etrafında kenetlendiler. Araplar, Türkler ve diğer Müslüman unsurlar onun Kürt olmasından gocunmadılar. O da Kürt olmayı bir erdem ve üstünlük saymadı, bütün Müslümanları kucakladı. Dahası, Müslüman olmayanları da bağrına bastı.

Böylece Müslümanlar, SelahaddinEyyubi’nin liderliğinde birleştiler ve başardılar. Kudüs’ü geri aldılar ama Hristiyan ve Yahudilere zulmetmediler; onlardan intikam da almadılar. Haçlıları bölgeden kovdular, işgal altındaki beldeleri yerel güçlere devrettiler.

Bundan sonraki süreçte Haçlı Avrupası, Modern Avrupa haline dönüştü. Hristiyanlık yerine, bu kez Bilimi araç olarak kullanmaya karar verdiler. Yeni strateji ve taktikler geliştirdiler ama hedef yine değişmedi, aynı kaldı: KüreselHegemonya!

Uzun bir hazırlık döneminden sonra Batı, bu kez son darbeyi vurmak üzere bütün gücüyle İslam Dünyasına abandı. Önce zihin ve fikir fesadıyla Müslümanların kafa karışıklığına düşmesini sağladı. Milliyetçiliği/Irkçılığı yayarak önce zihinsel sonra fiziksel parçalanmayı tahrik etti. Bütün etnik ve inanç gruplarının birbirine düşman olmasını sağladı.

İslam bloku parçalar halinde dökülmeye başlayınca son darbeyi vurmak üzere ordularını harekete geçirdi. Paylaşmak için bir Dünya Savaşına girişti. Bir devletten elli devlet ürettiler ve leş kargaları gibi üzerine üşüştüler. Hala yiyorlar ama bir türlü doymuyorlar.

Birleşik Arap Devleti kurma vadiyle Araplar onlarla işbirliği yaptı ama yirmiden fazla parçaya/sömürgeye ayrılmaktan kurtulamadılar.

Türkler de Tanzimat’tan önce başlayan Batılılaşma/Modernleşme tutkusuyla onlara benzemeye can atıyordu. Türklerin elindeki devasa dünya gücü Osmanlıyı aldılar, yerine züğürt tesellisi kabilinden bir ulus devlet bağışladılar(!)

Kürdistan’ı üç yeni parçaya bölerek Kürtleri yeni sömürgelerin alt grubu haline düşürdüler. Bir taraftan Arap ırkçılarının, diğer taraftan Türk ırkçılarının düşmanlığı ve saldırısına terk ettiler.

Sanki Batı; geçmişte Selahaddin Eyyubi’nin etrafında kenetlenen Araplara, Türklere ve Kürtler şunu söylüyordu: Sizi bir daha ayağa kalkamayacak hale getirdik ve Haçlı Seferlerinin rövanşını, intikamını en ağır biçimde aldık.

Zaten 1917’de Osmanlı ordusunu yenerek Kudüs’e giren İngiliz Orduları Komutanı Orgeneral EdmundAllenby, Selahaddin Eyyubi’nin mezarına ayağıyla vurarak boşuna; “Kalk Selahaddin biz yine geldik” dememişti.

Şimdi evi başına yıkılmış Araplar, Türkler aynı akibete uğramış Kürtlere: “Bak ben senden kadar güçlüyüm” diye utanmadan caka satıyor. Demezler mi ki; “başkasının gözündeki çöpü göreceğine kalbindeki hançere bak!” diye…

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here