Aydın nevzuhur bir tür.

Onunla tanışmamız yeni sayılır.

Bizim kültür ve uygarlığımıza yabancı.

Batı`dan gelmiş bize.

Aydınlanma`nın ürünü.

Düzeltelim; Aydınlanma onun ürünü.

Bu yüzden Batı`nın içimizdeki “truva atı” gibi algılanmıştır genellikle.

Onun için güven telkin etmez pek.

Genellikle kendisini “muhalif” olarak tanımlamaktan hoşlanır.

Bütünüyle yalan da sayılmaz doğrusu.

Kendine sağlam bir yer edinene kadar “muhalif”; yağlı bir kapı bulduktan sonra “uysal” ve “yalaka”dır.

* * *

Bir dava adamı mı?

Hayır.

Belki bir çoban köpeği.

İktidar”ların kapı kulu.

Daha doğrusu “Güç”ün…

Kaypak ve ikiyüzlüdür.

Burjuvazinin tetikçisi olmuştur hep.

Burjuvazinin, yani egemen sermaye sınıfının…

Ayrıca militarizmin şakşakçısıdır.

Belki tek eksiği apoletleri.

Jakoben ve dayatmacıdır.

En iyi becerdiği şey birilerini “adam etmek”.

Efendileri adına…

Bu yüzden halka hep tepeden bakmıştır.

Ona göre halk güdülmesi gereken bir sürüdür.

Ne demişti Voltaire: “Ahmak halka bir boyunduruk, bir üvendire ve biraz da ot gerekir.”

Malumunuz, Üstad`ın, aydın denilen güruhun soy kütüğü içerisinde saygın bir yeri vardır.

Tıpkı Aydınlanma`nın büyük üstadlarından Diderot gibi.

Aydınlıkların ilerlemesi sınırlıdır; dış mahallelere ulaşamamıştır. Ayaktakımının miktarı hemen hemen hep aynıdır. Çoğunluk cahil ve şaşkındır.” buyuruyor hazret.

O halde halkın adam edilmesi gerekir.

Gerekirse sopayla.

Zaten bu tür geri kalmış toplumların adam edilmesi için gerekirse sopaya başvurulmasına J. S. Mill cevaz vermişti.

* * *

Büyük lokma yemeyi ve büyük sözler etmeyi sever.

Ama büyük işlerin, büyük davaların  adamı değildir o.

Fildişi kulesinden ahkam kesmeyi sever.

Tek sermayesi sözüdür.

Sözü, yani kelâmı, yani kalemi.

Korkak ve yüreksizdir aslında.

Ne kelâmının ardında durabilir, ne kaleminin.

Ama yüreksizliğini süslü cümlelerle gizlemesini bilir.

Artistik cümleler kurmayı sever.

Yazarken aslan gibidir; yaparken tavşan gibi.

Gerektiği zaman değme oryantallere taş çıkartır, kıvırırken.

Ama kimseye çaktırmaz.

* * *

Kelâm bütünüyle haysiyettir.”demiş, Üstad Cemil Meriç.

Ah Üstad ah!

Haysiyet” mi dedin?

Geç onu.

Aydın, lügatından böyle anlamsız sözcükleri çıkarmıştır.

Kelâm mı?

Ne gezer.

Belki laf salatası: süslü, güzel ve iştah açıcı…

 

12.12.2011