“Kendini bilen rabbini bilir” kimilerinin hadis olduğunu söylediği, kimilerinin hadis olduğunu kabul etmeyip büyük veli Muhiddin ibni Arabi’nin sözü olarak kabul ettikleri bu söz bir hakikatin ifadesidir.

İbn Teymiye bu hadisin mevzu olduğunu söylerken, Muhiddin İbni Arabî bunun hadis olduğunu ve keşfen bunun sahih olduğunu gördüğünü söylemiştir.

İmam Ali “kim kendini (nefsini) bilirse, Rabbini bilir” demiştir. Dolayısı ile Ehli beyt mektebi alimleri bu sözü hadis olarak kabul etmektedir.

Muhiddin İbni Arabi bu hadisi izah ederken “Her insanda bir İlahi İsim daha fazla tecelli etmektedir. İnsan, ancak bu İsmin tecellisi kadarınca nefsini bilecektir” demektedir. Bu izah her insanın farklı karakterde yaratılışına vurgudur. Dolayısı ile herkes kendi nefsi üzerinde öne çıkan esma ile rabbini tanıyacaktır. Bunun içinde insanın kendini tanıması gerekir.

Kuran’da nefs çeşitli vasıflarla birlikte anılır. Sufiler bu vasıfları nefsin mertebeleri olarak nitelendirir. Bunlardan birincisi nefsi emmaredir ki; kin, düşmanlık, yalancılık, nifak, isyan ve küfür üzeredir. Nefsi emmarede kendini beğenmişlik, kibir üst seviyededir. Bazen firavun misali Allah’a karşı ilahlığını bile ilan edebilir. Nefsi emmare kendini çok mükemmel görür, her şeyin en iyisini, en mükemmelini sadece o yapar. Öyle ki bazen Allah’a teslim olduğunu yani Müslüman olduğunu söylediği halde bu duygulardan kurtulamaz. Bu duygular içerisindeki bir Müslüman hiçbir zaman kendi hatalarını göremez. Çünkü kendi mükemmel olduğu için hep yanlış yapan, yanlış düşünen başkalarıdır. Nefsi emmare sahibi kendini değil hep başkalarını düzeltmeye çalışır.

Rabbimiz insanın en güzel şekilde yaratıldığını ifade ederken (95/4) bu güzellikten dolayı da kibirlenme seni biz yarattık bize kulluk yapmak zorundasın demektedir. Aynı zamanda insanın zayıf yaratıldığını vurgulamaktadır (4/28) ki insan acizliğini zayıflığını unutmasın kendini mükemmel sanmasın. Kişinin mükemmel olduğunu düşünmesi ve bu mükemmelliği kendinden bilmesi nefsi emmarenin insana yön verme çabasıdır.

Kuran’daki nefisle ilgili diğer bir ifade, nefsi levvamedir ki kötülüklerden kaçınma yönünde bir duyarlık kazanmayı ifade eder. İman ve imanın Salih amele dönüşmesi, nefsi emmareden, nefsi levvameye geçişin bir mücadelesidir. Onun için peygamberimiz nefisle mücadeleyi büyük cihad olarak nitelendirmiştir. Nefisle gerçek anlamda cihad onu tanımakla mümkün olur.

İmam Ali “Marifetin en kamil merhalesi, kişinin kendini (nefsini) bilmesidir” der. Nefsini bilen insan, acizliğini, zafiyetini, hatalarını, yanlışlarını bilir. Ve ona göre nefsi ile mücadele eder, hatalarını ve yanlışlarını düzeltir. Günümüzde Müslümanların en büyük zafiyetlerinin ahlaki zafiyetler olduğunu düşünürsek, nefisle mücadelenin önemi daha iyi anlaşılacaktır. Yine İmam Ali’nin ifadesi ile “Nefsini bilen kimse onunla mücadele eder. Nefsini bilmeyen kimse onu başı boş bırakır.” Başı boş kalan nefisin insanı sürükleyeceği yer hevasını ilah edinmektir.

Müslüman olan nefis emmare ile levvame arasında git gel yaşar. İman nefsin zafiyetlerinden, yanlışlarından dolayı insanı huzursuz eder, çünkü nefis kötülüklere karşı bir duyarlılık kazanmıştır. Artık bu noktada önemli olan nefsi tanımak zafiyetlerinin farkına varmaktır. Kendi zafiyetlerimizi mazeretlerle perdelemeden terbiye etmemiz gerekiyor. Hepimiz tüm yanlış tavır ve hatalı davranışlarımızı örtecek mazeretler bulabiliriz. Kendi hatalarını mazeretle örtenler başkalarının hata olmayan davranışlarını bile suizanla hata olarak görebilmektedir.

İmam Ali bir grubun, yüzüne karşı kendisini övmesi üzerine şöyle buyurmuştur. “Allah`ım, sen beni kendimden daha iyi tanırsın; bende kendimi onlardan daha iyi tanırım. Allah`ım, bizi onların sandıklarından daha iyi kıl ve bilmedikleri şeyleri de bağışla.“ Nefsini tanıyan ve rabbini tanıyan insanın tavrına işte en güzel örnek budur. Nefsini hakkı ile tanımayan Müslüman ise aldığı övgülerle kibirlenir ve belki şöyle düşünür, sizin bilmediğiniz benim daha ne güzel, ne faziletli vasıflarım var.

Nefsini hakkıyla tanıyan ve zafiyetleri ile mücadele eden nefis, mutmain nefis düzeyine gelir ve “Ey mutmain olmuş nefis gir cennetime” müjdesine ulaşır.