Herhangi bir konudaki kabullenişlerimize de karşı çıkışlarımıza da bir kılıf buluyoruz. Siyasi arena buna fazlasıyla müsait.


Yazmak için çok bekleyince gündem fazlalaşınca hiç kolay olmuyormuş gerçekten. Her defasında daha sık yazma girişiminde bulunacağını söyleyip sonra bu söze uyamamak da cabası. Biz yine de dile geleni yazıya dökmeye çalışalım.

Çağ diyoruz, modern zamanlar diyoruz, an diyoruz. Başka başka şeyleri kastediyoruz belki ama aynı şeyler üzerinden konuşuyoruz. Herşey gözümüzün önüne geliyor, bir haberden kaçarken diğerine tutuluyoruz. Bazen şıpsevdi biri gibi davranıp o gündemden bu gündeme, o konudan bu konuya atlayabiliyoruz. Ama eninde sonunda kalıcı ve asli gündem kendini kabullendiriyor.

Yerel seçimlerin yaklaşmasıyla açıkçası kimi zaman Ak parti kimi zaman AKP dediğim siyasi parti özelinde yaşadıklarımız gerçekten nasıl bir boşlukta olduğumuzun göstergesi gibi geliyor bana.

Geçmişte devlet aygıtına dair , siyasete dair keskin çizgiler koyanların şimdi tam da bu siyasetin içinde üstelik de siyasete yön veren değil adeta siyaset tarafından yön verilen pozisyonda olduğunu görmek şaşırmanın ötesinde bir anlam ifade ediyor hepimiz için.

Bu durumun iyi mi kötü mü olduğunu belki zamanla göreceğiz. İyi olanların siyaset içerisinde bulunmak istemesi gayet doğal. Ama iyi kalabilmeleri şartıyla. Görebildiğimiz kadarıyla Gaziantep semalarında bu sayı çok da fazla değil..

Beyaz Antepliler diye bir kavram türedi yakın zamanlarda. Özellikle AK parti yönetiminin de etkisinde olduğu bu beyazlar gerçekten çok fazla şeyin belirleyicisi gibi. 29 Ekim kutlamalarında bir AKP`li belediye başkanına ne mutlu Türküm diyene twiti attıracak kadar hem de !

Özellikle bazı büyük büyük işadamlarının konsey benzeri bir toplantı yaptığı ve şehir ile ilgili kararları bu şekilde aldığı şeklinde belki de bir şehir efsanesi olan ama pratikte karşılıksız da kalmayan duyumlarımız var.

Yaklaşan seçimlere dair aday patlamaları yaşanıyor. Herhalde herkes hizmetin(!) tadının beklenenden daha farklı olduğunu anladı. Hatta “ben yoksam bu şehir batar ” diye düşünmeyin bile dendi…

Ne kadar tuhaf değil mi ? Vazgeçilmez bir belediye başkanımız var ve bunları söylemekte…

Gaziantep giderek büyüyen ve karmaşıklaşan yapısıyla sahipsizliğine ek olarak başka sorunları da yaşattıracak hepimize. Bu sorunları aşabilecek vizyon ve kapasitede kimler var bu şehirde bilinmez. Ama önümüze konan seçeneklerin hiçbirinin güven veremediği de aşikar. Buna rağmen biz rahatsızlık emaresi göstermiyoruz nedense.

Özellikle büyükşehirin Gaziantep`i alabildiğine batılılaştırmaya yönelik çabalarından da mı rahatsız değiliz? Koskoca billboardlar üzerine “ya tek eşli olun ya da güvenli bir cinsel yaşam” diye yazdıran AK partili belediye başkanı bize ne demek istiyor?

Şehrin göbeğinde her türlü tarihi mekanı yalnızca içki içebilenlerin rahatlıkla girebildiği, disko bar kültürünün müdavimlerinin daimi ziyaretgahı olan yerler haline getirilmesi ve şehrin kültürünün “renginin” değiştirilmesi de mi seslerimizi yükseltmiyor?

Şehir dediğimiz olgunun nasıl insanilikten uzak bir şekilde dönüştürüldüğünü göremiyor muyuz? Bu dönüşüm sonucunda ilişkilerimizin de dönüştüğü ve insanlığımızı kaybetme noktasına geldiğimizi farkedemiyor muyuz?

Gaziantep`in ikide bir  ve  adeta herkesin elde etmeye çalıştığı bir meta gibi , önüne gelenin “cazibe merkezi” diye tanıtarak aslında büyük büyük sermayedarların ekmeğine yağ sürüldüğünü göremiyor muyuz? Hangi cazibe karşılığında neyi bedel olarak veriyoruz ?

Biz gerçekten neyin mücadelesindeyiz?  Derdimiz nedir? Kaygımız nedir?

15.11.2013