Ramazan Çetin Yazdı…

 

Az önce kapımız çaldı. Küçük oğlum Selahaddinle beraber kapıyı açtık.

Yaşlı nur yüzlü bir dede. İçeri buyur ettik. Gelmedi.

Ya, dedi benim ev burası değil mi?

Evet dedim senin evin! Tekrar sordu,

Yani ben yanlış mı geldim.

Hayır dedim senin evin! Doğru geldin. Şöyle nerdeyim der gibi biraz düşündü.

Sonra sordum, hacı emmi sen kimi aradın.

Ben dedi, beşinci katı aradım.

Burası, dedim.

Yok dedi, burası benim evim değil.

Gel dedim çay içelim. Israr ettim ama gelmedi. Sonra tekrar ayakkabısını giydi ve yola koyuldu.

Oğluma dedim. “Evladım bak, insan yaşlanınca evin kapısını bile kaybediyor. Öyleyse gençliğin kıymetini bilmeli, hayatımızı güzel yaşamalı, imanla ve güzel ahlakla süslemeli, ömrümüzü boşa geçirmemeliyiz. Gençliğin güzel işleri yaşlılığın güzel meyveleridir. En hayırlı genç ahiretini unutmayan, dünyayı da ihmal etmeyendir. Elbette bir gün gençliğimiz gidecek, sayılı günler bitecek, insan yaşlılık günlerine erecektir. Öyleyse makul ve meşru dairede geçen bir gençlik ve ilim, irfanla zenginleşmiş baki bir ömür için çalışmalıyız.

O giderken arkasından ibretle baktık… Allah’ım, dedim sonumuzu hayr eyle.

Yolda sallana sallana gidiyordu. Koca bir çınar gibiydi. Ama şimdi gölgesi yere değmiyordu…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here