Kudüs; kelimesinin aslı, “kuds”dür ve mukaddes, mübarek, her türlü fenalıktan arınma demektir.

 

Kudüs; kelimesi Kuran’da Ruhu’l Kudüs olarak geçer. Fevkalade temizlik, nezahet, bereket ruhu, veya mukaddes ruh anlamlarına gelir.

 

Bakara 87 ve Nahl 102 ayetlerinde geçen Ruhu’l Kudüs ifadesi ile müfessirler Cebrail’in kastedildiğini söylerler.

 

Dünya’nın en eski şehirlerinden olan Kudüs; Filistin’in başkentidir. Müslümanlar için kutsal sayılan üç şehirden biridir. Kudüs’ün bir anlamı da barıştır. Kudüs’ün Yahudi işgalinden kurtarılması dünya barışına ciddi katkı sağlayacaktır.

 

Hz. Süleyman, Hz. Musa, Hz. Zekeriyya, Hz. Yakup, Hz. Yahya, Hz. İsa (a.s) gibi peygamberlerin yaşadığı, Hz. İbrahim’in belli bir dönem bulunduğu, bir kent olan Kudüs’ün, her köşesinde ayrı bir peygamberin ayak izleri vardır.

 

Kudüs bu anlamda bir tevhid şehridir. Üç ilahi dinin kutsal saydığı bir şehirdir. Hz. Süleyman ilk mescidi burada Kudüs’te yaptırmıştır. Hıristiyanlar için Kudüs’ün kutsallığı, İncil’e göre İsa’nın bu şehirde çarmıha gerilmesinden ve 300 yıl sonra Azize Helena’nın İsa’nın hayatındaki hac noktalarını belirlemesinden gelmektedir.

 

Kudüs Müslümanların ilk kıblesi, Allah resulünün Miraç yurdudur. Kuran’da adı açıkça zikredilen Mescidi Aksa bu kutsal şehirde bulunmaktadır. İlahi dinlerin sonuncusu olan İslam tüm peygamberlerin mirasını gereği gibi koruyacak tek dindir. Dolayısı ile Kudüs’ün gerçek sahibi ancak Müslümanlar olabilir. Müslümanlar özgür Kudüs’te adil bir yönetimle, tüm dinlerin kutsallarına saygı duyarak, Kudüs’ü bir barış kenti yapabilirler.  

 

Kudüs, 638 yılında Hz. Ömer döneminde Müslümanlar tarafından feth edildi. 1097 yılına kadar Müslümanların idaresinde kaldı. 1097 yılında haçlı orduları tarafından işgal edildi ancak, bu işgal 1186’da Salahuddin Eyyubi’nin bu toprakları yeniden feth etmesi ile sona erdi. Ve Kudüs yeniden İslam yurdu oldu.

 

Kudüs, 1517’de Filistin toprakları Osmanlı devletinin eline geçmesi ile Osmanlı idaresine geçti. Osmanlı hakimiyeti 1918’e kadar sürdü. 1918’de birinci dünya savaşı sonunda İngilizlerin idaresine geçti. İngilizlerin himayesinde Siyonist Yahudilerin işgaline uğrayan Kudüs 1967 yılında tümüyle İşgalci İsrail’in idaresine geçti.

 

İşgalci İsrail, 30 Temmuz 1980’de tek taraflı olarak Kudüs’ü başkent ilan etti. İşgalci İsrail bu kararından sonra hükümeti, Meclisi (Knesset) ve Yüksek Mahkeme gibi önemli kurumların tamamını Kudüs’e taşıdı. Kudüs’te yaşayan Filistinlileri Kudüs’ten uzaklaştırmak için her türlü zulmü yapan Siyonist güçler, Kudüs’te sürekli yeni yerleşim yerleri açarak Yahudi nüfusunu arttırmaya çalışıyorlar.

BM Güvenlik Konseyi, İşgalci İsrail’in Kudüs’ü başkent ilan etme kararını tanımadı ve 20 Ağustos 1980’de 478 sayılı kararıyla Kudüs’ün statüsünü değiştiren bütün eylemlerin “geçersiz” ve yasadışı” olduğunu ilan etti.

 

Büyük şeytan Amerika’nın desteği ile hiçbir BM kararını tanımayan İşgalci İsrail yaptığı zulümlerle barış görüşmelerinin anlamsızlığını gösteriyor.

 

Hizbullah’ın ve Hamas’ın İşgalci İsrail’e karşı direnişle elde ettiği kazanımlar bir kez daha gösterdi ki İsrail’in anladığı tek dil direniştir.

 

Kudüs İslam’ın şiarı olan kentlerden biridir. Kudüs’ün kurtuluşu İslami mücadelenin önemli hedeflerinden biri olmalıdır. Kudüs özgür olmadan ümmetin özgürlüğü söz konusu olmaz.”Kudüs’ü savunmak gerçek bağımsızlığı savunmaktır.” demiş Nuri Pakdil usta, Kudüs’ü savunamayan bir İslam ülkesi bağımsızlığını kaybetmiş demektir.

 

Onun için Rahmetli İmam Humeyni İslam devrimini gerçekleştirdikten sonra ilk iş olarak Ramazan ayının son cumasını Dünya Kudüs Günü olarak ilan etmiş, Şii, Sünni tüm Müslümanların birlik içerisinde Kudüs’ün özgürlüğü için çalışmaları gerektiğini söylemiştir. Ve Filistin meselesini İslami İran’ın en temel devlet politikası olarak belirlemiştir.

 

Rahmetli Erbakan hoca bütün mitinglerinde Müslümanlardan Kudüs’ün kurtuluşu için çalışacaklarına dair söz alırdı. Böylelikle Türkiyeli Müslümanlarda bir Kudüs bilinci, Kudüs şuuru oluşturmaya çalışırdı.

 

Kudüs Müslümanların ortak değeridir. Kudüs Mücadelesi Müslümanların vahdet vesilesi olmalıdır. Onun için mezhebi ve milli kaygıları bir tarafa bırakarak, Kudüs meselesine yaklaşmak gerekir.

 

Kudüs bizim sevdamız, aşkımızdır. Kudüs bizim kıblemiz, kutsalımızdır. Kudüs bizim hayalimiz, hayallerimizin vazgeçilmez unsurudur. Müslümanlar canları pahasına Kudüs’ü korumak ve özgürlüğüne kavuşturmakla sorumludurlar. Kudüs’ün özgürlüğüne dair hayali olmayan Müslümanlar, İslami mücadele bilincini geliştiremezler.

 

1097 yılında Kudüs işgal edildiğinde Selahaddin-i Eyyubi’nin senelerce gülmediği, hatta tebessüm bile etmediği rivayet edilir. İşte bugün bizler, Selahaddin-i Eyyubi gibi Kudüs’ün esaretini kendimize dert edinir, bunu yüreklerimizde hissede bilirsek Kudüs’ün kurtuluşu yakındır demektir.

 

Kudüs Özgür olduğu bir dünyada buluşmayı, özgür Mescidi Aksa’da sabah namazı kılmayı nasip etmesini diliyorum rabbimden….

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here