“Gerçek şu ki, Allah, Adem’i, Nuh’u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemler
Üzerine seçti.”(Al-i imran/33)
Allah insanı kadın ve erkek olarak çift yaratmıştır. Kadın ve erkek bir ayakkabının sağ ve sol tekleri gibi birbirine eşit ve denk ama birbirinden farklıdır ve birbirinin yerine geçemez. Allah kadın ve erkeği birbiri için yaratmıştır. Birbirlerine sevgi ile yaklaşsınlar birbirlerinde huzur bulsunlar diye onları birbirine çekici hale getirmiştir. Neslin devamı bu çekiciliğe bu birlikteliğe bağlıdır. Bu birliktelik aileyi oluşturur.
 “Hepinizi bir tek canlıdan (Adem’den) yaratan, ve erkek için can yoldaşı edinsin diye kendi özünden eşini (Havva’yı) yaratan Odur.” (Araf/189)
Hz. Adem ve Hz. Havva’nın oluşturdukları aile yapısı üzerinde çok fazla bilgiye sahip değiliz. Kuran bu konuya çok fazla girmez ama Kuran’ın verileri israiliyat kaynaklarının yanlış kadın Havva algısını düzeltmeye yeterlidir. Kimi İslami kaynaklara da giren, israiliyat kaynaklı düşünce Hz. Havva’yı Adem’in şeytana uymasının suçlusu olarak ilan eder ve kadının varlığını fitne olarak nitelendirir. Kadına fitne ve şeytan gözü ile bakan bir anlayıştan sağlıklı bir aile yapısı oluşturmak mümkün değildir. Öncelikle yamuk kadın anlayışından kurtulmamız gerekir. Burada kadın sorununa girerek konuyu dağıtmak istemiyorum. Kuran Adem’i kandıranın Havva olduğunu söylemek şöyle dursun ima bile etmez.
“Sonrada ey Adem dedi, sen ve eşin cennete yerleşin. Orada dilediğinizce yiyip için, yalınızca şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz.” (A’raf/19)
Rabbimiz Adem ve Havva’yı yarattıktan sonra böyle bir imtihana tabi tutuyor. İmtihan sonucunda,    “Böylece her ikisi de o ağacın meyvesinden yediler bunun üzerine çıplaklıklarının farkına vardılar, ve üzerlerini cennetteki ağaçların yaprakları ile örtmeye çalıştılar. Adem, Rabbinin buyruğuna karşı gelmesi yüzünden ciddi bir hataya düştü.” (Taha/121) görüldüğü gibi Kuran Adem’in günahını ön plana çıkarmaktadır Havva’nın değil. Bu olaydan dolayı suçlanması gereken biri varsa o erkektir, kadın değil.
İlk insan yalnız yaratılmamış aynı özden eşi de yaratılarak bir aile olmaları sağlanmıştır. İlk insan, erkek ve kadın yaratışı ile birlikte insanlık evlilikle tanışmıştır.
Kuran’ın bize seçilmiş aile olarak gösterdiği diğer bir aile İmran Ailesidir.
 
Kuran’da İmran ismi üç âyette geçmektedir. Al-i İmran suresinin 33 ve 35. Ayeti ve Tahrîm sûresinin 12. Âyeti.  İmran; Hz. Zekeriya (as) bacanağı Hz. Meryem’in babasıdır. İmran’ın peygamber olma ihtimalinden de bahsedilir. İmran Hz. İsa’yı içinde yaşadığı topluma müjdelemişti. İmran’ın eşi Hanne hamile kalınca İnsanlar belki Hanne’de erkek bir çocuk doğuracağını hatta müjdelenen Mesih’in doğacağını zannetmişlerdi.
“Hani İmran`ın hanımı şöyle demişti: “Rabbim! Karnımdaki bebeği özgür olarak sana adadım, bunu benden kabul buyur; şüphesiz sen her şeyi işitir, her şeyi bilirsin.” (Al-i İmran 35) Bu âyette İmrân`ın eşi diye anılan, Hz. Meryem`in annesinin ismi Kuran’da geçmez. Onun adı İslâmi kaynaklarda Hanne, hıristiyan kaynaklarda Anna diye geçer. Hz Hanne’nin uzun zaman çocuğu olmamıştı. Bir gün bir kuşun yavrusunu beslediğini görünce buna imrenmiş ve yüce Allah`a yalvarıp çocuk ihsan etmesini dilemişti. Ve Allah duasını kabul edip ona yıllar sonra çocuk ihsan edince. Bu çocuğu, Beytülmakdis`in hizmetine vermeyi adamıştı. Belki de İmran’ın müjdelediği Mesih’i doğurmayı istiyordu Hanne. Onun için erkek çocuk doğuracağını düşünüyordu.
“Nihayet onu doğurunca, “Rabbim!” dedi “Onu bir kız olarak doğurdum.” – HâlbukiAllah, hem onun ne doğurduğunu ve hem de onun doğurmayı arzuladığıerkeğin kendisine bağışlanan kız gibi olamayacağını çok iyi biliyordu. – Ardından şöyle devam etti: “Ben ona Meryem adını verdim. Onu ve onun soyunu, kovulmuş şeytanın şerrinden korumanı diliyorum!” (Al-i İmran-36) Hanne’nin kız çocuk olmasından dolayı içine düştüğü şaşkınlığı, İmran’ın Mesih müjdesinden dolayı girdiği erkek çocuk beklentisinden kaynaklandığını düşünüyorum.
Hanne hamile kaldıktan kısa bir süre sonra İmran vefat etmişti. Hanne Allah’a adadığı çocuğunu doğurmayı bekliyordu. Al-i İmran suresinin 36. Ayetinde anlatıldığı gibi bir kız doğurmuş ama kız doğurdum diye adağından vazgeçmemişti.
Bu seçilmiş İmran ailesinde bizlere örnek olarak şu noktaların öne çıktığını görürüz. İmran o toplumun en seçkin ve örnek insanlarından biridir. Hanne kadınlarımız için Kuran’daki örnek şahsiyetlerden biridir. Allah’a samimiyetle dua etmeyi, evlatlarımızı Allah için adaya bilmeyi Hanne’den öğrenmek gerekiyor. Evlatlarımızı sürekli kendi korumamızda değil, Allah’a kulluk yolunda, Allah’a tevekkül edebilmeyi Hanne’den öğrenmeliyiz. Hanne adamayı, Meryem iffeti, iffet noktasındaki hassasiyeti ve adanmayı öğretmeli bize.
Rabbimizin seçtiği diğer aile İbrahim Ailesidir.
 
Allah’ın elçisi Hz. İbrahim Urfa’da doğdu, burada yetişip büyüdü. Ve tevhid mücadelesine başladı. Babasından başlayarak herkesi bir olan Allah’a kulluğa çağırdı.  “Hani İbrahim babası Azer`e, “Sen putları ilah mı ediniyorsun?!! Ben senin ve kavminin apaçık bir sapıklık içinde olduğunuzu görüyorum.” demişti. (En’am/74) Hz. İbrahim, doğduğu bu şehirde nübüvvet makamına erişti imanla zalim Nemrud’a karşı koydu, onunla mücadele etti. Nemrud’un ölümü ile onun zulmünden kurtulan Hz. İbrahim eşi Sare ile birlikte doğduğu yeri terk ederek Suriye bölgesine geldi. Mısır, Filistin ve hicaza ulaşan geniş bir coğrafyada Hz. İbrahim peygamberlik görevi yaptı.
Uzun bir süre Hz. İbrahim’in çocuğu olmamıştı. Tüm mücadelesinde yanında olan eşini her zaman destekleyen, Sare çocukları olmamasına çok üzülüyordu. Çocukları olması için eşini hizmetçisi Hacer’le evlendirdi. Ve eşine “Belki Allah Tealâ ondan sana bir evlât verir de böylece senin temiz soyun yeryüzünde bâki Akalır.” demişti. Burada bir kadının eşine olan sevgisini ve fedakarlığını, görmek gerekiyor. Eşini çok sevdiği halde eşi daha mutlu olsun diye eşini başka bir kadınla paylaşmak istiyor. İşte gerçek sevgi gerektiğinde sevdiğini nefsine tercih edebilmendir. Tabi ki bu fedakarlığı her zaman kadından beklemek gerekmiyor. Erkekte eşini nefsine tercih ettiğini yaptığı fedakarlıklarla gösterebilmelidir.
Rabbimiz Hz. İbrahim’e Hacer ve İsmail’i Mekke’ye o gün ıssız bir çöl olan, ama zamanla vahyin merkezi olacak olan bir vadiye bırakmasını emretti. Bazı kaynaklar özelliklede kitabı mukaddes bu durumun Sare’nin kıskançlığından kaynaklandığını söylüyor. Bu rivayete göre Sare Hz. İbrahim’den, Hâcer’le oğlunu alıp uzaklara götürmesini ve kuş uçmaz, kervan geçmez bir yerde onları bırakıp gelmesini istedi. “Öyle bir yere bırak ki, ne diri kaldıklarının haberi ulaşsın bana, ne de öldüklerinin.” dedi.
Bunun üzerine Tevrat’a göre Hz. İbrahim’e; “O çocuğa, aslında Sâra’nın kendi hakkından vazgeçerek fedakârlık göstermesi sayesinde sahip olduğundan ve Sâra kısır bir kadın olduğu için kumasının çocuğunu görmeye elbette ki tahammül edemeyeceğinden onun ricasını yerine getir.” şeklinde vahy olundu.
Hz. İbrahim, Allah Tealâ’nın emriyle Hâcer ve minik yavrusunu ıssız mı ıssız, gözlerden ırak, dört bir yanı sıradağlarla çevrili, ürkütücü bir vadide Mekke’de bırakıp Filistin’e döndü.
Rabbimizin bu kutsal imtihanını bir kadının kıskançlığına bağlamanın doğru olacağı kanaatinde değilim ben. Değil mi ki bu aile Allah’ın seçmiş olduğu bir ailedir. Ve bu imtihanın sonucu ahir zaman peygamberine yer ve zaman hazırlamaktır. Son vahye mekan hazırlamaktır, son vahye peygamber yetiştirmektir. O zaman böylesine basit bir kıskançlığa bağlanmaması gerekir.
İbrahim, Hacer ve İsmail bize Allah’a tevekkülün ufuk noktasını göstermiş oldular. Bugün hangimiz eşimizi çocuklarımızı böylesine ıssız bir vadiye bırakabiliriz. Hiç birimiz bırakamayız, bırakmamızda gerekmiyor elbette. Ama bu olay bize eşlerimizin ve çocuklarımızın, onlara olan sevgimizin bizi Allah yolundan, ilahi dava yolunda mücadeleden alıkoymaması gerektiğinin açık bir işaretidir. Allah’a tevekkül etmeyi Hacer’de öğretemezse bize kim öğretebilir ki.
Hz. İbrahim eşini ve oğlu İsmail’i bıraktıktan sonra “Rabbimiz! Ben çocuklarımın bir kısmını Senin kutsal Ev`inin yanında bitki bitmez bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! Onlar namaz kılmayı sürdürsünler diye böyle yaptım. Sen de, lütfederek, insanlardan bir kısmının gönlünü onlara meylettir. Ve onları ürünlerle rızıklandır ki, sana şükretsinler.” (37-İbrahim) demişti. Bu ayet Hz.Sare ile ilgili söylenen kıskançlık hikayesinin çok doğru olmadığını da göstermektedir.
İmran ailesi ve İbrahim ailesi Kuran’da açıkça seçilmiş aile olarak nitelendirilmekte ve örnek aile olarak sunulmaktadır. Kuran’da açıkça ifade edilmese de ilgili ayetler ve peygamberimizin hadisleri bizleri Ehl-i beyt ailesine örnek bir aile olarak yönlendirmektedir. .
 “(Ey Peygamber! Müslümanlara) De ki: Sizden tebliğime karşılık bir ücret istemiyorum; istediğim, ancak yakınlarıma (Ehl-i Beytime) sevgidir.” (Şura 23)
 “Allah, yalnızca siz Ehl-i Beyt’ten her çeşit pislik ve kötülüğü giderip sizi tertemiz kılmak ister.” (ahzab 33)
 “Şüphe yok ki Allah ve melekleri Peygamber’e salât (rahmet) ederler. Ey inananlar, siz de ona salât edin ve tam teslimiyetle ona selâm verin.” (Ahzab 56) buyurmuştur
Fahr-i Razi, Tefsir-i Kebir`inde bu ayetin tefsiriyle ilgili olarak Hz. Peygamber (s.a.)’den şu hadisi naklediyor: Peygamberimize “Ya Resulallah! Sana ne şekilde salavat getirelim?” diye soruldu. Allah’ın resulü bana şöyle salavat getirin buyurdu: “Allah’ım, Muhammed’e ve Muhammed’in Ehl-i Beyti’ne salat et, nasıl ki İbrahim’e ve İbrahim’in Ehl-i Beyt’ine salat ettin; Muhammed’e ve Muhammed’in Ehl-i Beyt’ine bereket ver, nasıl ki İbrahim’e ve İbrahim’in Ehl-i Beyt’ine bereket verdin. Şüphesiz, sen beğenilmişsin, yücesin.”
İbrahim ailesi ile Peygamberimizin ehl-i beyti arasında kurulan bu bağ ve zikrettiğim ayet ve hadisleri birlikte düşündüğümüzde nübüvvetin oluşturduğu, Kuran’ın örnek gösterdiği aile modeli de Ehl-i beyt ailesinde somutlaşmaktadır.
Mustafa İslamoğlu hocanın peygamberimiz için söylediği şekilde ifade edersek Kuran’ı bir aileye dönüştürürseniz karşınıza Ehl-i beyt ailesi çıkar.
“Peygamberimiz Ali olmasa idi Fatıma’ya denk bir eş bulunamazdı” buyurmuşlardı. İmam Ali vahiy yeryüzüne inmeye başladığında yedi yaşında idi. Hz. Fatıma ise vahiyle aynı yıl içerisinde yeryüzünü şereflendirmişti. İkisi de vahiy evinde vahiy ile birlikte büyüdüler. Kuran onlarda hayat buldu yaşanan hayata dönüştü. Onun için İmam Ali ben konuşan bir Kuran’ım der.
İmam Ali ve Hz. Fatıma hicretin ikinci yılında evlenerek Kuran’ın örnek ailesini kurdular. Peygamberimiz evlendiği zaman Hz. Fatıma’ya şöyle demişti. “Ey kızım Ali’ye cariye ol ki, oda sana köle olsun” işte karı koca arasındaki itaat ilişkisi böyle bir ilişki olmalıdır. Elbette sevgiye dayalı ailelerde kadınlar bir cariye gibi kocalarına itaat edecekler, ama kocalarda bir köle gibi eşlerine hizmet edeceklerdir. Sevgi üzerine kurulu bir ailede bir kadın eşine hizmet etmekten, suyunu vermekten, yemeğini hazırlamaktan büyük zevk alır ve almalı. Aynı şekilde bir kocada eşine su vermekten zevk alabilmelidir.
Hz. Fatıma hiçbir zaman eşine ben sana yemek yapmak zorunda değilim, ben senin elbiselerini yıkamak zorunda da değilim, ben çocuklarımı emzirmek zorunda da değilim dememişti. Hatta rivayetler ev işi yapmaktan ellerinin nasırlaştığını belirtiyor.
Hz. Fatıma eşini rahat ettirebilmek, eşinin hayatını kolaylaştırabilmek için elinden gelen gayreti gösteriyordu. Hz.Fatıma evinin işlerini yaparken aynı zamanda, çocuklarını eğitiyor, ümmetin kadınlarının eğitimi ile de meşgul oluyordu. Diğer taraftan ise peygamberimizin her daim yanında idi onunda en büyük yardımcılarından biri Hz.Fatıma idi.
Hz. Fatıma gibi bir eşi olduğu için İmam Ali günün bütün yorgunluğunu ancak evinde atabilmekteydi. Fatıma evinde eşine bir cennet hazırlamıştı. Eşini sevgi ile beklemekte, sevgi ile karşılamaktaydı. Onun için İmam Ali Hz Fatıma’da nasıl huzur bulduğunu şöyle anlatır. Yoğun bir koşuşturmanın ardından eve gelip Fatıma’ya baktığımda bütün gam ve üzüntülerim yok olup gidiyordu.” Evliliği bu kadar güzel ifade eden ikinci bir söz var mı ben bilmiyorum. Eminim ki Fatıma’da eşi Ali’ye baktığında aynı huzuru hissediyordur. Evlilikte insan birbirinde huzur bulmalıdır ki yuvaları onlar için bir cennet olsun. Ve evlilikleri cennette de devam etsin.
 
Hz. Fatıma böyle idi de. İmam Ali eşine karşı nasıldı.
İmam Ali hiçbir zaman ben evin reisiyim diyerek Fatıma’yı terbiye edilmesi gereken bir çocuk gibi görmedi. Onu her zaman kendine denk, yardımcı bir hayat arkadaşı olarak gördü. Hatta bir konuda takıldığı zaman onu Hz. Fatıma’ya sordu.
Onun ilmine düşüncelerine değer verdi.
İmam Ali ev işlerinde de eşine yardım ederdi. Eşinin yorgunluğunu kendine dert edinirdi. İmam Ali eşi Fatıma’ya çok düşkün bir eşti. Fatıma’nın hayatını kolaylaştıra bilmek için elinden gelen gayreti gösteriyordu.
İmam Cafer İmam Ali’nin eşine yardım ettiğini şöyle anlatır.” İmam Ali odun topluyordu, su getiriyordu ve evi süpürüyordu. Hz. Fatıma el değirmeni çeviriyor, hamur yapıyor ve ekmek pişiriyordu.” Evet İmam Ali ev işlerinde eşine yardım ediyordu. Hayberin Fatihi, Bedir’in kahramanı ev işlerinde eşine yardım ediyordu. Ev süpürüyor eşine su getiriyordu.
Bir gün Peygamberimiz Hz. Fatıma’nın evine gittiğinde İmam Ali ve Hz.Fatıma’nın el değirmeni ile un öğüttüklerini gördü ve”hanginiz daha yorgunsunuz” diye sordu. İmam Ali, “Fatıma” dedi. Peygamberimiz Hz. Fatıma’nın yerine oturup el değirmenini çevirerek kızı ve damadına yardım etti.
Peygamberimizde ev işine yardım etmekten çekinmezdi.
Hz. Fatıma ve İmam Ali örnek İslâm ailesini birbirlerine gösterdikleri sevgi ve anlayışla oluşturdular. Hz. Fatıma hiçbir zaman eşinden onun gücünün yetmeyeceği şeyler istemedi. Aç kalsa açlığından şikayet etmedi. Az olan varlıklarını Allah yolunda infaktan çekinmedi. Evinin işlerini fedakarca yaparak İmam Ali’ye huzur bulacağı bir yuva oluşturdu. Ve imam Ali Fatıma’nın yüzüne baktığımda bütün dertlerini unuttu
Buna karşılık İmam Ali’de eşine değer verdi. Hz. Fatıma Ali’ye cariye oldu ise Ali’de Fatıma’ya köle oldu. Ev işlerinde Fatıma’ya yardım etti. Hz. Fatıma imam Ali’ye nasıl su ikram ediyorsa, İmam Ali’de Fatıma’ya su ikram etti. Onu üzmemek için elinden gelen bütün gayreti gösterdi. Peygamberimiz, Fatıma’nın hasretine dayanamayıp onun evini kendi evinin yanına taşıdığında İmam Ali hiçbir itirazda bulunmadı, hatta memnun oldu.
Bu olay bize gösteriyor ki ailelerin erkeğin ailesinin yanında olma hakkı ne kadar varsa kadının ailesinin yanında da olma hakkı o kadar vardır. Aile bağı kadın içinde, erkek içinde aynı derecede önemlidir. Bugün eşinin ailesine yaklaşan erkeklerin kınanması erkek egemen toplumun yansımasından başka bir şey değildir. Burada dikkate alınması gereken ailelerin durumu ve diğer tarafa karşı sorumlulukların ihmal edilmemesidir.
Huzur ve mutluluk dolu bu Kuran’i aile imam Hasan gibi; İmam Hüseyin gibi Hz. Zeynep gibi evlatlar yetişmiştir. Bu aileler rabbimizin bize örnek olarak gösterdiği seçilmiş ailelerdir. Kuran’ın model aileleridir.
Rabbim hepimizin ailesini ehli beyt ailesi gibi mutlu huzurlu sevgi dolu ve rabbimizin rızasına uygun bir aile kılsın.

18.01.2012