Resim_1363947226Mustafa Yıldız Kur`an`da Hakikat ve Mecazı yazdı.
Kelimeler için iki tür anlamdan söz edebiliriz. Bunlardan biri kelimenin “hakiki” anlamı diğeri ise “mecazi” anlamıdır. Bir kelimenin ilk konulduğu asıl anlamı, o kelimenin hakiki anlamıdır. Örneğin, “Güneş” kelimesi bize ısı ve ışık veren en parlak gök cismini ifade etmek üzere konulmuş bir kelimedir. “Güneş” kelimesinin bu cismi ifade etmesi onun hakiki anlamıdır. Yine aynı şekilde “Deniz” kelimesi de çok büyük su birikintisini ifade etmek üzere konulmuş bir kelimedir. Bunu ifade etmesi onun hakiki anlamıdır.
Şayet bir kelime, başlangıçta kullanıldığı ilk anlamının dışında benzetme yoluyla bir başka anlamı ifade etmek için kullanılırsa, o kullanıldığı anlama mecazi anlam denilir. Örneğin, “Aslan” kelimesi hakiki anlamıyla ormanın en güçlü ve en yırtıcı hayvanını ifade etmek için konulmuş bir kelime iken, bu kelime zamanla benzetme yoluyla güçlü ve cesur insanlar için de kullanılmaya başlanmıştır. Şayet siz, bir insanın “güçlü ve cesur” olduğunu ifade etmek için ona “Aslan” derseniz, bu kelimeyi mecazi anlamıyla kullanmış olursunuz.
Bir kelimenin mecazi anlamda kullanılabilmesi için kelimenin mecaz anlamı ile hakiki anlamı arasında bir ilişkinin olması lazımdır. Hakiki anlam ile mecazi anlam arasındaki ilişki bazen benzeme bazen de başka bir şey olabilir. Bu ilişkinin varlığı bazen kelimenin bizzat kendisinden bazen de cümlenin durumundan anlaşılır. Bir kelimenin hakiki manasının kastedilmesini engelleyen unsura “karine” denilir.
Örneğin, “Adam konuşurken ağzından bal damlıyor” dediğimizde “bal” kelimesinin cümlede hakiki anlamda kullanılmayıp, “güzel ve tatlı sözler” anlamında mecaz olarak kullanıldığı anlaşılır. Burada “bal” kelimesini hakiki anlamıyla anlamamızı engelleyen karine “konuşurken” kelimesidir.
Yine aynı şekilde “Elif. Lam. Ra. Rabbinin izniyle, insanlığı karanlıklardan aydınlığa çıkarıp, (onları), her tür hamd-u senayı hak eden, eşi benzeri olmayan Yüce (Allah)`ın dosdoğru yoluna iletmen için indirdiğimiz bir kitaptır (bu).” (İbrahim: 1) ayetinde “karanlık” ve “aydınlık” kelimelerinin hakiki anlamda kullanılmadığı ortadadır. Burada “karanlık” kelimesi “şirk ve inkâr” yerine; “aydınlık” kelimesi ise “iman ve İslam” yerine mecaz olarak kullanılmıştır. Burada “karanlık” ve “aydınlık” kelimelerini hakiki anlamıyla anlamamızı engelleyen karine hem cümlenin durumu hem de “Kitap” kelimesidir.
Mecaz, Mecaz-ı Akli (Akli Mecaz) ve Mecaz-ı Lügavi (Lügavi Mecaz) olmak üzere ikiye ayrılır.
Bir fiil veya benzeri bir kelimenin aralarında anlam yakınlığı bulunması sebebiyle asıl anlamının dışında başka bir anlama hamledilmesine Mecaz-ı Akli ( Akli Mecaz) denir.
Bu bağlamda birkaç örnek verecek olursak:
 “… Onların ticaretleri bir kar sağlamadı…” (Bakara:16) ayetinde “ticaret” ve “kar sağlamadı” kelimeleri mecaz olarak kullanılmıştır.
Aynı şekilde, “Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar” (Tevbe: 32) ayetinde de “Nur” ve “söndürmek” kelimeleri mecaz olarak kullanılmıştır.
Yine, “… Şafağın beyaz çizgisi (gecenin) siyah çizgisinden ayırt edilinceye kadar yiyip için…” (Bakara: 187) ayetinde geçen ve “gündüzü geceden ayıran şafak çizgisini” ifade etmek için kullanılan “siyah iplik” ve “beyaz iplik” kelimeleri mecaz olarak kullanılmıştır.
Kelimenin asıl anlamının dışında bir başka anlamda kullanılmasına ise “Mecaz-ı Lügavi(Lügavi Mecaz) denilir.
Bununla ilgili birkaç örnek verecek olursak:
Onun yüzü hariç her şey helak olacaktır” (Kasas: 88) ayetinde “yüz” ifadesi “Allah’ın zatı” anlamında mecaz olarak kullanılmıştır.
Yine, “O sizin için gökten rızık indirir” (Mümin: 13) ayetinde “rızık” kelimesi “yağmur” anlamında mecaz olarak kullanılmıştır.
Aynı şekilde, “Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler…” (Bakara: 18) ayetinde “sağır”, “dilsiz” ve “kör” kelimeleri “hakikati duymaya yanaşmamak”, “hakikati söylemeye yanaşmamak” ve “hakikati görmeye yanaşmamak” anlamlarında mecaz olarak kullanılmıştır.
Bir dilde mecazi kullanımların olması, o dilin yetersizliğiyle ilgili değildir. Bilakis, mecazi kullanım bir dili zenginleştiren, edebileştiren ve tek düzelikten kurtaran bir şeydir. Mecazın olmadığı bir dilin güçlü bir dil olması mümkün olmayacağı gibi, mecazın kullanılmadığı bir anlatımın etkili ve etkileyici bir anlatım olması mümkün değildir.
Mecaz meselesi sadece dilsel bir mesele değildir; aynı zamanda dinsel (dini ilgilendiren) bir meseledir. Zira, dilsel bir metin olan Kur’an’da mecazın olup olmaması Din ile ilgili anlayışımızı doğrudan etkilemektedir. Bir kelimenin hakiki ya da mecazi anlamda kullanılıp kullanılmamış olması, ayetin anlamını yüzde yüz değiştirmektedir. Bu yüzden mecaz meselesi tarih boyunca Kur’an’ın anlaşılmasında ciddi bir problem olarak karşımıza çıkmıştır.
Mecaz meselesi Tefsir Usulünün temel meselelerinden biri olarak ele alınmıştır. Kur’an’da mecazın olup olmadığı, varsa hangi ayetlerde kelimenin hakiki anlamıyla, hangi ayetlerde de mecazi anlamıyla kullanıldığı ulema tarafından tartışılmış, farklı anlayışlar ortaya çıkmış ve konuyla ilgili ciddi bir literatür oluşmuştur.
Alimlerin büyük bir çoğunluğu Kur’an’da mecazın varlığını kabul ederler. Bunun yanı sıra mecaz konusunda aşırıya kaçan eğilimler de oluşmuştur. Bu bağlamda iki uç eğilimin varlığından da söz edilebilir. Bunları kabaca “Zahiri” ve “Batini” eğilimler olarak nitelemek mümkündür. Bunlardan Zahiri anlayış Kuran’da mecazın olmadığını iddia eder. “Mecazı yalanın kardeşi” olarak gören bu anlayışa göre Kur’an’daki kelimeler bütünüyle hakiki anlamlarıyla kullanılmıştır. Batıni anlayış ise Din’in formel kurallarını aşabilmek için Kur’an’ı neredeyse bir “mecazlar kitabı” haline getirmiştir.
Bu her iki anlayışın da ciddiye alınacak bir tarafı yoktur. Zira bu anlayışlar hem Arap dilinin özelliklerine hem de Kur’an’ın yapısına aykırıdır. Nitekim Arap diline ve edebiyatına vukufiyeti olan herhangi bir kişinin Kur’an’da üstünkörü yapacağı bir okuma ile binlerce kelimenin hakiki anlamda kullanıldığını görmesi mümkün olduğu gibi, yine aynı şekilde binlerce kelimenin de mecazi anlamda kullanıldığını görmesi mümkündür.

Kaynak: Özgün İrade Dergisi