Resim_1328882782Mustafa Yıldız, Kur`an`daki müphem (belirsiz) kullanımları yazdı.

ANTEP PRESS – Gaziantep

Herhangi bir konuşmada yahut yazıda bazı isimlerin sarahaten (açıkça) belirtilmesi yerine müphem (belirsiz) bir şekilde zikredilmesi çok sık karşılaşılan bir durumdur. Konuşmacı yahut yazarın anlatımda bu tür bir yola başvurmasının pek çok nedeni olabilir. Örneğin, bazen anlatımın akışını bozmamak için, bazen sözün bağlamı içerisinde zaten bilindiği için, bazen daha önce geçtiği için, bazen muhatabı yüceltmek için, bazen aşağılamak için, bazen bilinmesinin bir yararı olmadığı için, bazen bilinmesini istemediği için, vb. sebepler dolayısıyla bu isimler açıkça zikredilmez. Bunun yerine bunlara işaret edecek, bunları ima edecek bir takım zamirler ya da dolaylı isimler kullanılır.
Bazı durumlarda bu isimlerin açıkça zikredilmemiş olması anlamı olumsuz etkilemeyebilir. Okuyucu yahut dinleyici bu zamirlerin işaret ettiği isimleri bilmese de cümleyi yahut metni anlamada bir sorun yaşanmıyorsa bu isimlerin açıkça zikredilmesine gerek yoktur. Ancak bazı durumlarda bunların bilinmemesi sözün tam olarak anlaşılamamasına yahut yanlış anlaşılmasına yol açabilir. Bu tür durumlarda muhatap, sözü doğru olarak anlayabilmek için müphem (belirsiz) bırakılan bu isimleri bilmeye ihtiyaç duyar.
Bu tür müphem (belirsiz) kullanımlara Kur’an’da da çok sık rastlanır. Nitekim Kur’an’da birçok yerde bazı kişi, grup, kabile ve mekân isimleri açıkça zikredilmeyerek belirsiz bırakılmıştır. Bunların yerine zamirler, ism-i mevsuller veya dolaylı isimler kullanılmıştır.
Müphem (belirsiz) kullanımların kim(ler)e, neye, nereye delalet ettiğinin bilinmesi Kur’an’ın anlaşılmasına katkı sağlayacak bir husustur. Dolayısıyla Sahabeden bu yana bunların belirlenmesine önem verilmiştir. Tefsir Usulü kitapları bu konuyu “Mübhemat’ul Kuran” (Kur’an’daki Mübhemler) başlığı altında ele alınmış ve bunları bilmenin önemine dikkat çekmişlerdir. Konunun önemine binaen bu alanda müstakil kitaplar da telif edilmiştir. Ayrıca Tefsir kitaplarında da ilgili ayetlerdeki müphem (belirsiz) kullanımların işaret ettiği isimlere yer veren bol miktarda materyale rastlamak mümkündür.
Kuşkusuz bu bağlamda bize ulaşan materyallerin hepsi ilgili ayetlerin doğru olarak anlaşılabilmesi için mutlaka bilinmesi gereken materyaller değildir.  Bunların bir kısmını bilmek ayetin anlamını doğru bir şekilde anlayabilmemize katkı sağlarken bir kısmı ise sadece malumat türü bilgi olarak bu kaynaklarda yer almıştır.
Her ne kadar bazen müphem (belirsiz) olarak zikredilen isimlerle kim(ler)in, neyin ve nerenin kastedildiğini sözün mantıksal bağlamından çıkarmak mümkün olsa da, bu tür yerler çok nadirattandır. Bunların belirlenmesinde asıl başvurulacak olan materyaller daha ziyade rivayetler yoluyla bize ulaşan materyallerdir. Kuşkusuz bu rivayetlerin hepsinin güvenilir olmayabileceğini söylemeye gerek yok.
Kur’an’da müphematın kullanılmasının çeşitli nedenleri vardır. Bunlardan bazılarını şunlardır:
1.                  Bir yerde müphem (belirsiz) bırakılan bir hususu bir başka yerde zikrederek hem sözün akışını bozmamak hem de anlatımda bir zenginlik oluşturmak için…
Örnek: Fatiha Suresi: 7. Ayet
Fatiha suresi 7. Ayette geçen “Bizi doğru yola yönelt; kendisine nimet verdiğin kimselerin yoluna…” cümlesinde “kendisine nimet verilen kimseler”in kim olduğu belirsiz bırakılmıştır. “Kendisine nimet verilen kimseler” kim ki, bizi onların gittiği yola yöneltmesi için Allah’a dua ediyoruz?
Nisa Suresi 69. ayette “kendisine nimet verilen kimseler” ile kimlerin kastedildiği açıklanıyor: “Kim Allah’a ve peygamberine itaat ederse, işte onlar Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, doğruluğu ilke edinenlerle, şehitlerle ve iyiliği ilke edinenlerle bir tutulacaklardır.”
Görüldüğü gibi, Fatiha Suresi 7. Ayette “kendisine nimet verilen kimseler” tek tek açıklansaydı sözün akışı bozulacaktı. Öte yandan bunların kim olduğu belirsiz kalsaydı, bu sefer de ayetin mesajı tam olarak anlaşılamayacaktı. Bu yüzden bir yerde müphem zikredilen bir husus bir başka yerde açıklığa kavuşturulmuş ve böylece hem sözün akışı bozulmamış ve hem de anlatım zenginliği oluşmuştur.
2.       O ismi açıkça zikretmekte bir fayda söz konusu olmadığı için…
Örnek: Bakara: 259. ayet
Yahut altüst olmuş bir kasabaya uğrayan adamı görmedin mi? O, “Bunu ölümünden sonra Allah nasıl diriltecek acaba?!” demişti. Allah da o adamı yüz yıl öldürdü; sonra da geri diriltti ve ona “Böyle ne kadar kaldın, biliyormusun?” diye sordu. O da “Herhalde bir gün veya bir günden daha az kaldım” dedi. Allah da ona, “Bilakis yüz yıl kaldın; yiyecek ve içeceğine bir bak, bozulmamış bile! şimdi de eşeğine bak, ne hale gelmiş! Seni insanlara ibret kılalım diye böyle yaptık. Kemiklere bak, onları nasıl üst üste koyup sonra da onlara et giydiriyoruz” dedi. Bunlar kendine açıklanınca, adam “Allah elbette her şeye kâdirdir” dedi.
Bu ayette söz konusu edilen “alt üst olmuş kasaba”nın neresi olduğu açıkça zikredilmemiştir. Tefsir kaynakları bu yerin Beytü’l-Makdis olduğunu söylerler. Ancak bu yerin Beytü’l-Makdis olduğunu bilmek bu ayetin mesajını daha iyi anlamamıza bir katkı sağlamayacağı için ayette bu yerin neresi olduğu müphem bırakılmıştır.
3.       İsmini açıkça zikretme yerine güzel bir vasıfla niteleyerek yüceltmek için…
 Örnek: İsra Suresi 17. Ayet
Kudretimizin ve rahmetimizin işaretlerinden bir kısmını göstermek için, bir gece, kuluMuhammed`i Mescid-i Haram`dan alıp çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa`ya götüren Allah`ın şanı çok yücedir. Gerçekten O, her şeyi işitir; her şeyi bilir.
Yukarıdaki ayette “kul” olarak nitelendirilen kişi Hz. Muhammed (asv)’dır. Allah burada Muhammed (asv)’ın adını açıkça zikretme yerine onu “kul” olarak niteleyerek onun şanını yüceltmiştir.
4.       İsmini açıkça zikretmek yerine olumsuz bir vasıfla niteleyerek tahkir etmek için…
Örnek: Kevser Suresi 3. Ayet
Asıl hayırdan mahrum kalacak olan senden nefret edendir, bunu bil!
Yukarıdaki ayette “ebter” (hayırdan mahrum kalacak olan) diye nitelendirilen kişi rivayete göre As b. Vail’dir. Ancak Allah bu şahsın adını zikretmek yerine “ebter” olarak nitelendirerek onu tahkir etmiştir.
5.                  Ayetin siyak ve sibakından (öncesinden ve sonrasından) müphem bırakılan ismin bilinmesi mümkün olduğu için…
Örnek: Yunus Suresi 88- 89. Ayetler
Musa “Rabbim!” dedi, “Sen Firavun ve yandaşlarına dünya hayatında hoşlarına gidecekgüzel şeyler ve mallar verdin. Yoksa bunu, başkalarını Senin yolundan saptırsınlar diye mi yaptın? Rabbimiz onların servetlerini yok et ve içlerine sıkıntı ver. Öyle ki, o acı veren azabı görünceye kadar iman etmesinler.
 Allah da “Sizin bu dileğiniz kabul olundu. O halde, siz ikiniz dosdoğru yolda sebat edin vedoğru nedir eğri nedir bilmeyenlerin yolunu izlemeyin.” dedi.
Yukarıdaki ayette açıkça isimleri zikredilme yerine “siz ikiniz” diye müphem bırakılan kişilerin Hz. Musa ile Hz. Harun oldukları ayetin öncesinde anlatılanlardan anlaşılmaktadır. Nitekim 75. Ayette “Sonra da Musa ve Harun`u mesajlarımızla Firavun`a ve ileri gelen adamlarına gönderdik.” denilmektedir. Onun için burada ayrıca zikredilmesine gerek kalmamıştır.
6.                  Zaten çok meşhur olması ve herkes tarafından biliniyor olması sebebiyle açıkça zikredilmesine gerek kalmadığı için…
Örnek: Bakara Suresi 258. Ayet
 Allah kendine hükümdarlık verdi diye – şımararak – Rabb`i hakkında İbrahim`le tartışan kimseyi görmedin mi?
Yukarıdaki ayette “Rabbi hakkında İbrahim’le tartışan kimse” diye müphem bir şekilde zikredilen kişi Nemrut’tur. Bu kişinin kim olduğu zaten herkes tarafından bilindiği için ayrıca ismini zikretmeye gerek duyulmamıştır.
* * *
Netice itibarıyla, bazı ayetlerdeki müphem (belirsiz) bırakılmış isimleri bilmenin yahut bunları tespit etmeye çalışmanın ayetin mesajını doğru anlama konusunda herhangi bir faydası olmayabilir. Bu tür durumlarda bunları tespit ve belirleme konusunda aşırı bir hassasiyet göstermeye ve mutlaka okuyucuyu bunlardan haberdar etmeye çalışmaya gerek yoktur. Ancak bazı durumlarda bunların belirlenmesi zaruri olabilir. Müphem (belirsiz) kullanımların geçtiği ayetlerde şayet bu isimler belirlenmediği zaman ayetin anlamı tam olarak anlaşılamıyorsa yahut yanlış anlaşılmalara yol açıyorsa bunların belirlenmesi gerekir. Bu tür durumlarda bunun hem tefsirlerde hem de meallerde ihmal edilmemesi gerekir.
Kaynak: Özgün İrade Dergisi