Medresenin yöneticisi Melle İslam İbrahim, aynı zamanda Duhok’taki bir camide imamlık da yapıyor. En önemlisi; Türkiye’nin batısından gidenlerin ve Kürtçe’nin bir dil olmadığı propagandası ile zihinleri iğfal edilmiş olanların şaşkınlıkla karşıladıkları konu, eğitim-öğretim dilinin Kürtçe olmasıdır. Bütün baskı, dayatma ve yasaklara rağmen varlığını sürdüren Türkiye’deki Şark Medreselerinde hala Kürtçe’nin eğitim öğretim dili olarak kullanıldığını bilmeyenlerin bu halini yadırgamamak gerekir.

Irak Kürdistan’ında kendini en çok hissettiren konuların başında, Kürtçe’nin her alanda yaygın ortak dil olarak kullanılması, yazı ve kültür hayatının şekillenmesinde belirleyici olması gelmektedir. Kitapevlerinde Kürtçe yazılmış her konuda kitap bulabiliyorsunuz: Okul kitapları, çocuk hikâyeleri, romanlar, şiir kitapları, sözlükler, teknik yayınlar, dinî kaynaklar, gazete ve dergiler…

Bunlara bakarken; Türkiye’de yıllardır resmi ideolojinin; ‘Kürt yoktur Kürtçe bir dil değildir, yazılı kaynakları yoktur’ biçimindeki ret ve inkar politikalarını acı bir tebessümle hatırlıyorsunuz. Beyin yıkama ameliyelerinin toplumu ne hale getirdiğini düşünüyorsunuz ister istemez.

Melle İslam İbrahim’le…

İmam Hatip okulları ile iç içe faaliyette bulunan kurumla ilgili bilgiler alırken, sorunların ve yaklaşımların bizdekilerle benzerlik taşıdığını farkediyorsunuz. Ne de olsa aynı toplumun yapay sınırlarla birbirinden koparılmış parçalarıyız. Sorunlarımız, ihtiyaçlarımız, haklarımız, beklentilerimiz birbirine çok yakın. Dahası, aklın yolu da birdir.

Medresenin sorunları ile ilgili olarak pek çok kimseden dinlediğimiz bir tespiti Melle İslam da yapıyor: “Sıra Kitaplarında alet ilimlerine fazla yer veriliyor. Medreseler, Arapça’nın öğretildiği bir dil okulu gibi. Kur’an Tefsiri, Hadis, Fıkıh, Kelam gibi temel derslere çok az yer veriliyor. Hâlbuki tersi olmalı. Ayrıca, okullarda da yeterli oranda din bilgisi öğretilmiyor. Oysa herkesin bir temel eğitim alması ve günlük hayatta karşılaşacağı konular hakkında donanımlı olması gerekir. Kur’an, Hadis, Akait ve İlmihali herkesin belli bir seviyede öğrenmesi şarttır.”

ASLOLAN, BARIŞ İÇİNDE YAŞAMAK

Melle İbrahim, Türkiye’deki çözüm süreci ile ilgili sorumuzu ise şöyle cevaplandırdı:

“Bu sürecin başlamış olması bizi çok sevindiriyor. Barış içinde yaşamaktır aslolan. Türkler, Kürtler ve Araplar bu bölgede iç içe ve birbirilerine muhtaç olarak yaşıyorlar. Barış hepsini güçlendirir, çatışma ise hepsini zayıf düşürür.

Parçaladıkları Kürtlerin birleşmesi lazım, aynı şekilde tüm Müslümanların da birleşmesi lazımdır. Hem Müslümanların, hem dünyanın buna ihtiyacı var. Kürtlerin haklarının verilmesi, baskı ve zulmün son bulması şarttır. Bunu kimin istediğine bakmamak gerekir. Önemli olan hakkın ve adaletin sağlanmasıdır.

Her millet kendini yönetme ve karar verme hakkına sahiptir. Bunun engellenmesi, şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da sıkıntı ve çatışmalara yol açar.

Önemli bir husus da şudur: Halkı Müslüman olan bölgemizdeki ulus devletler Kürtlere karşı dini kullandılar. Onlara yaptıkları haksızlığa dinî kılıflar uydurdular. Zulmü dinle meşrulaştırmaya çalıştılar.

Türkiye, yaptığı yanlışı düzeltmek için adım atıyor. Kürtleri kandırmadan bu meseleyi samimiyetle çözmesini bekliyoruz.”

İSLÂM ZATEN ‘BARIŞ’ DEMEK

Melle İslam, “Dine aykırı işlere karşı tepki gösteriyoruz. Bunu Alimler Birliği üzerinden yerine getiriyoruz” diyor.

Bir dönem kedisinin de başkanlığını yaptığı bu birliğin; toplum ve yönetim üzerinde etkili olduğunu ve dikkate alındığını anlattı.

Bunun üzerine birliği de ziyaret programımıza ekliyoruz. İslamî çevrelerle iyi ilişkilere sahip olan mihmandarımız Emekli Mühendis Cemal, bizi birlik merkezine götürüyor. Orada yöneticilerle tanıştık ve çalışmaları hakkında bilgiler aldık.

Geniş bir üye tabanına sahip olan birlikte yoğun bir çalışma göze çarpıyor. Bir yanda ders alan öğrenciler, bir yanda halkalar halinde ellerindeki kitaplarla ilgili konuşan hocalar göze çarpıyor.

Kurslar açtıklarını ve fetva işlerine de baktıklarını anlattı yöneticiler. Fetva konularında başvurdukları son derece değerli ve tecrübeli bazı âlimlerle tanıştırıyorlar bizi.

Türkiye’den gelen birilerinin onları ziyaret etmelerinden büyük memnuniyet duyduklarını dile getirdiler.

Birlik Başkanı, kendiliğinden sözü çözüm sürecine getiriyor ve başarılı olması için dua ediyor. Sevinç içinde olduklarını, hasretle bugünleri beklediklerini anlatıyor. Barışı istemeyi her Müslüman’ın görevi saydıklarını, İslâm’ın zaten barış demek olduğunu dile getiriyor.

04.06.2013