Bundan 374 yıl önce Kasrı Şirin Antlaşması ile bir parçası İran sınırları içinde kalan Kürdistan’ın ana karası, Lozan görüşmeleri başladığında Osmanlı sınırları içinde idi.

Lozan’ın yürürlüğe girdiği 6 Ağustos 1924 tarihinde Kürdistan’ın Osmanlı sınırları içindeki toprakları; Türkiye, Irak ve Suriye arasında fiilen üçe bölündü. Böylece parça sayısı dörde çıkmış oldu.

Osmanlı Devleti, egemenliği altındaki toprakların yüzde seksenini Birinci Paylaşım Savaşında kaybetmişti. Geriye kalan toprakları elde tutabilmek için “Milli Mücadele” olarak adlandırılan savaşla Yunan işgalini sona erdirdi. Bu savaşı, büyük çoğunluğu Türkler ve Kürtlerden oluşan “Müslüman Ahali”, henüz Türkiye’ye dönüşmemiş bulunan Osmanlı Devleti adına yürütmüştü.

Savaşın amacı, hedefi ve gerekçesi; son Osmanlı Meclisi Mebusanı tarafından kabul ve ilan edilen; Amasya Protokolü, Erzurum Kongresi, Sivas Kongresi ve Kurucu Meclis niteliğindeki “Birinci Meclis”te de temel kabul edilen “Misakı Milli”ye göre belirlendi.

 “Misakı Milli”; Anadolu ve Rumeli’de yaşayan Türkler ile Kürdistan topraklarının sınırları ifade eden, her kesim tarafından itirazsız kabul gören birtoplumsal mutabakat metnidir.

Mustafa Kemal bile önceleri sahiplendiği Kürdistan’ın buna göre belirlenen güneydeki Irak ve Suriye sınırlarını Nutuk’ta şöyle dile getirmişti: “Mütareke akdolunduğu gün ordularımız fiilen bu hatta hâkim bulunuyordu. Bu hudud İskenderun Körfezi cenubundan, Antakya’dan, Halep ile Katma İstasyonu arasında Cerablus Köprüsü cenubundan Fırat Nehri’ne mülaki olur. Oradan Deyrizor’a iner, sonra şarka uzanarak Musul, Kerkük, Süleymaniye’yi içine alır. Bu hudud ordumuz tarafından silahla müdafaa olunduğu gibi aynı zamanda Türk ve Kürt unsurlarının ikamet ettiği vatanımızın bölümlerini sınırlar.”

Irak Kürdistan’ı “Musul Meselesi” adıyla çok kez ele alınmış az çok bilinen ve meşhur olmuş bir konudur. Ancak günümüzde “Rojava” adıyla gündeme gelen Suriye sınırları içinde kalan Kürdistan parçası ile ilgili yeterli tarihi bilgi henüz yeterince gün yüzüne çıkmış değildir.

Hâlbuki bu meselenin Lozan’da temel konular arasında ele alınması gerektiği, kurucu iradeyi temsil eden Birinci Meclis’te 1922’de Lozan Barış Konferansı hazırlıkları çerçevesinde önemle dile getirilmişti.

Azadi’nin kurucusu ve Kemalistler tarafından idam edilen Bitlis Mebusu Yusuf Ziya Bey, konunun sıkı bir takipçisi olmuştu. Lozan delegelerine meselenin önemini ve daha önce usulsüzce imzalanmış Ankara İtilafnamesinin geçersizliğini hatırlatmış ve buna göre davranılması gerektiğini bildirmişti. Meclis, onun görüşünü Lozan delegelerine verilen 14 maddelik talimata almıştı.

Ne yazık ki; talimatnamedeki birçok konu gibi bu da kurucu iradeye rağmen Lozan’da Batılıların isteği doğrultusunda hükme bağlanmıştı.

Kürdistan’ın bölünmemesi için çırpınan ve hayatını bunun için feda eden Yusuf Ziya Bey’in ne kadar haklı olduğu bugün daha iyi anlaşılmaktadır.

Lozan hazırlıkları için Meclis’te yaptığı konuşmadan birkaç cümleyi hatırlayalım:

…Fransızlarla akdettiğimiz anlaşma değil, geçici itirafnamedir.”

“Efendiler, Fransızlarla akdettiğimiz itilafname; eğri büğrü yollarla istiklâlimiz üzerinde tehditkâr bir vaziyet almıştır. İtilafnamenin tespit ettiği hudutları bir kere daha yüce nazarı dikkati arz ediyorum: Mardin`in, Nusaybin`in, Suruç`un. Kilis`in, (Urfa`nın, sadaları) nefes borusu olan bu hudut bütün memleketimizi, bu yurtlarımızı bütün manasıyla felç etmiştir. Aynı suretle Urfa da, Antep de, Maraş da bundan etkilenmiş ve zarar görmüştür.”

 “Efendiler, Mardin`in, Suruç`un, Urfa`nm hayatı iktisadiyesi sönmeye mahkûmdur.”

“…Bu hat o kadar gayri tabii bir surette geçiyor ki; Kilis`te, Nusaybin`de mezaristanla kasabaları ayırıyor.”

“Delegelerimizin, yüksek öneme sahip bu nokta üzerine nazarı dikkatlerini çekiyorum. Efendiler! İlkemizi, gayemizi belirleyen ve sınırlayan Misakı Millîdir.Suriye`ye  bırakılan

yerler Misakı Millî sınırları içindedir. Misakı Millî değiştirilemez.”

“Yine Misaki Millî sınırları içinde olan Kerkük, Musul, Süleymaniye ta Hankın`a kadar bu yerler Şark vilâyetlerimizin ayrılmaz bir parçasıdır.(…) Bunları ayırmak Şark vilâyetlerimizde fitne ve ayrılık kaynağını harekete geçirmektir.”

“Bendeniz Kürt oğlu Kürdüm. Binaenaleyh bir Kürt Mebusu olmak sıfatıyla sizi temin ederim ki Kürtler hiçbir şey istemiyorlar. Yalnız büyük ağabeyleri olan Türklerin saadet ve selâmetlerini istiyorlar. (Alkışlar) Biz Kürtler vaktiyle Avrupa`nın Sevr paçavrası ile verdiği bütün hakları, hukukları ayaklarımız altında çiğnedik ve bütün manasıyla bize hak vermek isteyenlere iade ettik. Nasıl ki, El Cezire Cephesinde çarpıştık. (Alkışlar) Nasıl ki, Türklerle beraber kanımızı döktük, onlardan ayrılmadık ve ayrılmak istemedik ve istemeyiz.

“Binaenaleyh tekrar rica ederim ki, Suriye`de, o mevhum Suriye`de terk ettiğimiz hudutları kurtarsınlar. Bu memleketin, bu vatanın eczası, en mühim parçası olan Kerkük`ü Süleymaniye`yi Musul`u unutmasınlar.” (T. B. M. M. ZABIT CERİDESİ, Yüz otuz ikinci içtima 3.11.1922 Cuma)

 

 

 

07.12.2013

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here