Mehmet alkış

 

“Çok Dinli Çok Uluslu Küresel Koro”; başta Türkiye ve Filistin olmak üzere birçok halkı Müslüman ülkenin, Afrika ve Asyalı sömürgenin temsilcileri Batılıların önderliğinde “Bir Fransız (bir Batılı veya Yahudi) Dünyaya Bedeldir” şarkısını seslendirdi. Şimdiye kadar bu şarkı en çok mazlumu oynayan zalim rolüyle işgalci İsrailliler için seslendirildiğinden olsa gerek, koronun başında onların temsilcisi vardı.

Bu şarkı, bir Yahudi’ye karşılık sayısız Filistinlinin öldürülmesi ile en sık Filistin’de seslendirildi. Bir İsraillinin kılına zarar gelse, uluslararası medyanın işaretiyle dünya ayağa kalkar. Ama sayısız Filistinli öldürülüp yerleşim yerleri harabeye çevrilirken bile bütün Batılı güçler Filistinlileri suçlar. İsrail mağdur, topraklarının yüzde doksan beşi işgal altındaki Filistinliler zalim olur.

Irak’ta bir buçuk milyon Iraklıya karşılık ancak bir avuç işgalci öldü. Afganistan’da, Pakistan’da, Afrika Ülkelerinde, Asya’da ve Güney Amerika’daki işgallerde öldürülen milyonlarca insana karşılık kaç Batılı işgalci ölmüştür dersiniz? Zenciler, Kızılderililer, Yahudiler, Müslümanlar ve dünyanın birçok yerinde yok edilen sayısız yerli topluluklar… Öldürülenler haksız, öldürenler daima haklı!

Öldürülen, yok edilen, soykırıma uğrayan, yersiz yurtsuz kalan milyonlar, hatta on milyonlar için Paris’tekine benzer bir tepki göstermek kimsenin aklına gelmedi.

Geçmişte olduğu gibi günümüzde de dünya; Paryalar ve Efendiler olarak ikiye ayrılmış durumda. Her gün yüzlerce, binlerce parya, Fransa gibi ülkelerin ürettiği silahlarla öldürülür ama kimseden anlamlı ve etkili bir tepki gelmez. Çünkü aşağılık saydıkları paryalar yaşamasa da olur. Ama efendilere kimse dokunamaz, dokunursa kıyamet kopar. Dün Paris’te bir kez daha ilan edilen buydu. Biz öldürmeye devam edeceğiz ve siz sadece bizim isteklerimizi yerine getirecek, gerektiğinde öleceksiniz.

Nitekim Fransa, Orta Afrika’da kendi askerini çatışmaya sürme tenezzülünde bulunmadan halkı birbirine kırdırarak sömürüyü devam ettiriyor. Cezayir, Ruanda, Burkina-Faso, Çad, Gabon, Gine, Kamerun, Komor adaları, Moritanya, Nijer, Senegal, Tunus, Mali ve başkaca yerlerde Fransa’nın işlediği katliamların haddi hesabı yok. Daha dün Libya’da yaptıkları hafızalarda canlı duruyor.

Paris’te küresel terör nutukları eşliğinde sahte gözyaşı dökenlerin çoğu bu kitlesel katliamlara karşı en küçük bir tepki göstermiş değildirler. Çünkü Fransa’nınkine benzer birçok katliamı onlar da işlemişlerdir.

Bu küresel gösteri, yaptıklarını meşrulaştırmaya yönelik bir dayanışmadır. Ama aynı zamanda bir korku ve telaşın da ifadesidir. Ezilen, horlanan, sömürülen toplumlar içinde birikerek sıkışan öfke, her an patlamaya hazır bir hale gelmiş bulunuyor. Tam da İspanyol aktör Willy Toledo’nun dediği gibi: “Charlie Hebdo” saldırısının arkasında günde milyonlarca kişiyi öldüren batı vardır. Siz hiç gürültü çıkartmadan günde milyonlarca kişiyi öldürüyorsunuz, onların bu olaylar karşısında sessiz mi kalacağını düşündünüz. Pentagon ve NATO’nun bombalı saldırıları ülkeleri bile yok edecek düzeye gelmiştir.”

Ya Türkiye’ye ne demeli?

Ermeni, Kürt, Sünni, Alevi ve diğerlerine yönelik katliamlarla; binlerce fail meçhulle; Roboski’yle; yüzleşmeyen, hesaplaşmayan, aklanmayan Türkiye de bu koroda yer aldı.

Timsah gözyaşlarının, sahte gülücüklerin, yalanın hâkim olduğu küresel gösteride üst seviyede temsil edildi. “Dünya beşten büyüktür” dediği beşli çete ve “Terör Devleti İsrail” ile aynı safta durdu. Mazlumun zalime, haklının haksıza, zayıfın güçlüye teslim edildiği düzenin tahkim sözleşmesine katkı verdi. Adalet arayan Filistinliyi, Afrikalıyı, Afganı, Kürdü, Doğu Türkistanlıyı ve benzerlerini “terörist” olarak yaftalayıp mahkûm eden, direncini kıran dünya düzenine arka çıktı.

Her tarafından insan kanı damlayan bu kirli Modern Uygarlığa daha çok entegre olarak kimse bir “Adalet Medeniyeti” inşa edemez. Kimse kendini de bizi de aldatmasın.

Böyle bir hedefe ilerlemek isteyenler, modern bataklıkta köşe kaparak bunu gerçekleştiremeyeceklerini anlamak zorundadırlar. Samimi iseler bunun yerine; hamasi nutuklarına konu edindikleri tarihimizin muazzam birikiminden yararlanarak bir model oluşturabilirler. Çünkü benzer bir tecrübeyle yüzyıllar öncesinde Selahaddin Eyyubi çözümün şifrelerini önümüze koymuştu.

O zaman da Müslüman coğrafyanın kalbi, günümüzde İsrail’e tekabül eden Kudüs Krallığı ile işgal altındaydı. Urfa’da, Antakya’da, Lübnan’daki haçlı devletçikleri düzeni tahkim ediyordu. Müslümanlar arasında işbirlikçi yönetimler onların yanında yer almıştı. Müslüman dünya perişan, Batılılar her tarafta at koşturuyordu. Şimdi olduğu gibi, doğunun servetini ülkelerine taşıyorlardı. Dünya cennetini (şimdi refah diyorlar) kuracaklarını iddia ediyorlardı. Oysa her tarafta kaos hüküm sürüyordu.

Müslümanlar kendilerine ait adalet esaslı özgün bir proje etrafında birleştiler. Önce temizlendiler, içlerindeki çürükleri ayıkladılar; sonra fesadı yayan adaletin düşmanlarını temizlediler. Ardından dünya düzenini yeniden kurdular.

Arayana işte kılavuz! Buyurun!

 

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here