İçinde yaşadığımız dünyada ikinci dünya savaşı sonrası, galip ülkelerin lehine olan süper güç Amerika merkezli bir küresel sistem oluşturuldu.
Soğuk savaş dönmelerine de Amerika ve Sovyet merkezli iki kutuplu olan dünya, Sovyetlerin yıkılışı ile Amerika’nın belirleyici olduğu batı medeniyetinin değerlerini kutsayan, o değerler içerisinde dünyaya nizam vermeye kalkan tek kutuplu bir dünya haline geldi.
1979 İran İslam devrimi, şahlık rejimini yıkarken, “Ne doğu, ne batı, İslam” sloganı ile küresel sisteme de muhalif bir tavır ortaya koymuştu. Batılı değerleri kutsamayan 20. Yüzyılda dine dayalı alternatif bir sistem İran coğrafyasında hayat bulmuştu. 1979 İslam devrimi ile yıllar sonra din yeniden hayata yön veriyor bir devlet sistemi haline geliyordu. Küresel sisteme muhalifti ve küresel güçlerin düşmanlığı ile karşı karşıya idi.
İsrail’i devlet olarak tanımayan Kudüs kurtuluşunu devrimin hedefleri içerisinde belirten küresel sistemle adaletsizliğine vurgu yaparak, küresel sisteme karşı bir duruş sergileyen İslam devrimini başarısız kılmak, hatta yıkmak küresel sistemin en büyük hedefi oldu.
Elbette ki, İslam devriminin süreç içerisindeki başarısı, dini hayata taşırken ortaya koyduğu model, tartışılabilir. İslami bir yönetim olarak Tevhid ve adalet adına istenen İslami modeli oluşturup, oluşturamadığı sorgulana bilir. Ama devrimin küresel sisteme muhalif duruşunu herkes kabul eder.
Arap baharı ile başlayan Mısır ve Tunus devrimleri, demokrasi ve özgürlük sloganları ile yapıldı ve küresel sistemi sorgulayamadığı gibi küresel sistemle uyum içerisinde gelişti. Hiçbir antiemperyalist slogana ne yazık ki bu devrimlerde şahit olamadık. Libya devrimi şayet devrim denilirse, küresel güçlerin eli ile gerçekleşti. Suriye bölgesel ve küresel güçlerin eli ile bir iç savaşın içine itildi.
Ülkemizde Refah- yol hükümeti küresel sistemi sorgulayan tavırlar içerisine girdiği için, çalıştırılmadı ve post-modern bir darbe ile iktidardan uzaklaştırıldı.
28 Şubat süreci sonrasında iktidara gelen Ak Parti hükümeti milli görüş gömleğini çıkararak, küresel güçlerle uyum içerisinde çalışacağının işaretini verdi. Zaman zaman küresel sisteme yönelik olarak eleştiri getirse de Ak parti hükümeti, küresel sistemle çatışmaya girmeden uyum içerisinde çalıştı/çalışıyor
Gülen cemaatinin yerel ve küresel sistemle uyum içerisinde çalışma, yerel ve küresel sisteme hiçbir eleştiri getirmeme mantığı Ak parti ile birlikte diğer cemaatlere de hakim olmaya başladı.
Gülen cemaati büyümeye başladığı doksanlı yıllardan sonra hiçbir şekilde yerel ve küresel sisteme karşı hiçbir eleştiri getirmedi/ getirmiyor. Sürekli olarak her fırsatta her sistemle uyumlu olduğunu ispatlamaya çalışıyor. Şimdi çok eleştirdikleri 28 şubat darbecilerini bile o dönemde hiç eleştirmediler hatta övgüler dizdiler. Mavi Marmara eylemini bile otoriteden izin alınarak yapılmalıydı diye değerlendiren Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi İsrail’in zulümlerini bile kınamak gereği duymuyor. Tek hedefini Allah Resulünün ismini dünyanın en ücra köşelerine kadar duyurmak olarak ilan ederken maslahat gereği olsa gerek, yüce resulün muhalif duruşundan örnekler sunmuyor.
Cemaatin okullarının bulunmadığı ülkelere bakarsak bunların genellikle küresel sisteme muhalif duran ülkeler olduğunu görürüz. İran, Kuzey Kore, Venezuela ve Küba gibi. Cemaat bu tavrının Üstad Bediüzzaman’ın menfi değil müspet hareket metodunun bir devamı olduğunu söylüyor. Hocaefendi’nin seksen öncesi tavrını Bediüzzaman’ın müspet hareket tavrı içerisinde değerlendirmek mümkün. Seksen öncesi vaazlarında hem yerel hem de küresel sisteme eleştiriler getiren Hocaefendi, seksen sonrası hem yerel hem de küresel sisteme hiçbir eleştiri getirmedi. Üstad Bediüzzaman hiçbir zaman şiddete dayalı mücadeleyi onaylamadı ve her zaman silahlı mücadeleye karşı çıktı. Ona göre dahilde silah kullanmak caiz değildi. Dahilde silah kullanmanın sonu iç savaştı. Şeyh Said ayaklanmasına bunun için karşı çıkmıştı. Onun için hep müspet hareket dedi. Ama Üstad Bediüzzaman’ın müspet hareketinde yerel ve küresel sistemi meşrulaştırmak yoktu. Nurculuk hareketi Üstadın sağlığında laik cumhuriyete en muhalif hareketti. Onun için sağlığında hiç mahkemelerden kurtulamadı.
Ak parti ile birlikte Türkiyeli İslamcıları, küresel sistemin faziletlerini daha iyi anlayarak, küresel sisteme dönük eleştirilerini mininize ederek, küresel sistemle uyum içerisinde olmanın hikmetlerini öğrenmeye başladılar.
Küresel sisteme dönük sözde kimi eleştiriler getiren Ak parti hükümeti ile İslamcıların duruşu arasında şu anda pek bir fark gözükmüyor. Nato ve büyük şeytan Amerika’ya dönük eleştiriler rafa kaldırıldı. Artık Nato müdahaleleri için eylem yapılmıyor. Hatta Nato müdahaleleri talep ediliyor. Küresel sistemle uyum içerisindeki Ak partinin dış politikası savunuluyor. Artık Amerika büyük şeytan değil büyük abi konumunda. Dünya Müslüman alimler birliği başkanı Yusuf el Kardavi gibi bir alimin, Suriye’deki hizmetlerinden dolayı Amerika’ya teşekkürü ile Amerika’nın ağabeyliği de tescillenmiş oldu.
Gülen cemaatini ılımlı İslam projesi olarak gören İslamcılar bilmem Gülen cemaati ile aynı noktaya doğru gittiklerinin farkındalar mı? Ak parti ve İslamcılarının küresel sisteme sözde bazı ufak tefek eleştiriler getirmek dışında gülen cemaati ile aralarında bir fark kalmamış bulunuyor. Cemaatin çalışmalarının önü bu kadar açılmışken cemaatin küresel sisteme bu eleştirileri yapmaması kadar doğal bir şey olamaz. Cemaatin oportünist mantığının, bu durum doğal sonucudur.
Ilımlı İslam anlayışı ile küresel sisteme uyum gösterdiği için cemaati eleştiren İslamcılar, bugün cemaatin 30 yıl önce yaptığını yapmaya başladılar.
Evet anti emperyalist söylemlerde terk edildiğine göre, batılı sistemlere alternatifte geliştiremediğimize göre, batı ile özdeşleşmiş söylemleri demokrasi, özgürlük vb kutsadığımıza göre küresel sisteme muhalif bir duruş sergilememize gerekte yok değil mi?
Artık ılımlı ve radikal İslamcılar hep birlikte savaş oklarını mezhep üzerinden Irak ve İran’a cevirmiş bulunuyorlar. Kimileri Irak’ta kurulacak özgür Irak ordusundan bahsederek, Irak’ta iç savaşa sürüklense, zevkten dört köşe olacaklar. Sürekli olarak İran ve Irak fitnesinden bahsediliyor. Elbette İran ve Irak yöneticilerinin birçok yanlışları vardır ama bu yanlışları mezhebi bir dille sorgulamak İslam dünyasındaki doğabilecek en büyük fitneye kapı aralamaktır. Bugün Irak’ta demokrasi var. Irak halkı Maliki’nin politikalarını beğenmezse gelecek seçimde iktidardan indirir. Bırakında bir halk kendi yöneticisini kendi seçsin. Irak başbakanın Şii kimliğini vurgulayarak eleştirmenin ne Irak halkına nede Türkiye halkına bir faydası var. Bu durum sadece halkımızdaki Şii düşmanlığını artırır.
El kaide’nin Pakistan’daki sahabe ordusu isimli örgütün, Şii camilere ve Şii Müslümanlara yaptıkları eylemleri Sünniler, Şiileri öldürüyor dili ile haberleştirmek ne kadar doğru olur ise, Irak’ın Şii başbakanı Sünnileri öldürüyor, dili o kadar doğrudur. Bu dil fitne dilidir. Eleştirilerde mezhebi bir dil kullananlar oluşacak fitnenin vebalinden, gece gündüz namaz kılsalar kurtulamazlar. Amerika ve İsrail zevkten dört köşe bir şekilde İslam dünyasında gelişen mezhepçilik anlayışını tahrik ediyor.
Müslümanlar mezhepçilik anlayışı ile İran ve Irak’ı mahkum ederken, orta doğunun Sünni ülkeleri teker teker Amerika’ya gidip İsrail’i memnun edecek bir barışa Filistinlileri nasıl ikna edeceklerini görüşüyorlar.1967 sınırlarında kurulacak bir Filistin devleti karşılığında İsrail ile barış yapabileceğini söyleyen Hamas bugün Doğu Kudüs’ün içinde olmadığı bir Filistin devletine ikna edilmeye çalışılıyor. İsrail Doğu Kudüs’te sürekli yeni yerleşim yerleri açarak Doğu Kudüs’ü Filistinlilere vermeyeceğini her zaman hissettirdi. Katar, Müslümanları doğu Kudüs’ün olmadığı bir Filistin’e razı etmek için toprak takasından bahsetmeye başladı. Akif Emre haklı olarak soruyor “Kudüs’ü neyle takas edeceksiniz.”
Küresel sistem orta doğudaki yeni dengeleri İsrail merkezli olarak yeniden kuruyor. Küresel sistemle uyum içerisinde çalışan İslam ülkelerinin de ne yazık ki fazla itiraz hakları bulunmadığı gibi, zaten onlarında itiraz etme niyetleri de yok. Filistinlileri ikna etme niyetleri var. El fetih zaten küresel sistemle uyum içinde, görünen o ki, merkezini Katar’a taşıyan Hamas’ı ise Türkiye ve Katar ikna edecekler. Küresel sistemin isteği doğrultusunda doğu Kudüs’ün içinde yer almadığı bağımsız Filistin devletimizle birlikte İsrail ile barış içinde yaşar, El kaidenin öncülüğünde Şii Müslümanlara cihad ilan ederiz artık.
İslam’ın temeli tevhid ve adalettir. Tevhid ve adaletin olmadığı yerde demokrasi olsa ne olur, özgürlük olsa ne olur. Ancak gerçek adil bir sistem kurulursa insanlar gerçek anlamda özgür olabilirler. Adaletin olmadığı yerde özgürlük sadece aldatıcı bir slogan olacaktır.
Adil bir yönetim sergilemeyen hiçbir sistem isterse görünürde İslam hukukunu uygulasın, İslami bir yönetim olamaz.
İran İslam cumhuriyetinin başarısızlığı da budur. Dost ve düşman herkesin kabul edeceği adil bir sistemi uygulaya bilseydi, küresel sistem karşısında gerçek bir alternatif olabilirdi.
Mısır ve Tunus’ta Müslüman halkın sloganı demokrasi ve özgürlük birlikte Tevhid ve adalet olmalıydı. Müslümanlar demokrasi ve özgürlükten önce Tevhid ve adaleti sloganlaştırıp, Tevhid ve adalet mücadelesi verdikleri zaman Müslüman’ca bir mücadele ortaya koymuş olurlar. Ama bunun için öncelikle kendi hayatlarında ve cemaat çalışmalarında adaletin hakim olması gerekir. Başka insanların haklarını gasp ederek kendi cemaatinin adamlarına torpil geçenlerin yönettikleri devlette de adalet olmayacaktır.
“Birilerine olan kininiz ve sevginiz sizi adaletten şaşırtmasın” der Allah. Bu ilahi mesaj Müslümanların hayatlarına ve cemaatlerine hakim olduğu zaman, Müslümanlar adil bir devlet yönetimi gerçekleştirebilirler.