Yazacak çok şey olmasına , illa birşeyler söylemenin gerekliliğinin günden günde artmasına rağmen yazma eyleminin üzerimize serptiği “ölü toprağı” etkisinden kurtulamadık bir türlü. Anteppress yazarları her ne kadar çeşitli alanlarda aktif ve değerli işlerle uğraşsa da yazıya dönük alanlarda konusunda hep geri planda kaldılar. Belki de doğrusu buydu bilemiyorum.

Bir ara Referans Gazetesi vesilesiyle daha sık yazılarım giriliyordu buraya ancak , içine düştüğümüz çelişkiler bizi “çelişkiye düşmemek adına” bile olsa geri durmamızı salık veriyordu sanki.

Hani ok ileri gidecekse iyice gerilmeli ya geriye doğru. Belki de hedefi tutturabilmek için böyle bir durumda olmak gerekiyor. Bilemiyorum diyorum bu kelimeyi son kez kullanmak ümidiyle…

Geçtiğimiz günlerde üniversiteden arkadaşlar yıllardır yapılmasının elzem olduğunu söylediğimiz bir çalışmaya imza atarak üniversite yakınlarında bir mekan açtılar. İmece Kültür evi olarak isimlendirilen mekan, apartmanlar arasına sıkışmış insanlara küçük bir kaçış mekanı olarak , bir diriliş hazırlığı kisvesinde, kitaplarını dışarıya çıkartamadığınız , çayın suyun bedava olduğu, arada bir Gaziantep’te bulunmanın bir zorunluluğu olarak yemek ikramlarının olduğu bir nefeslik durak nispetinde faaliyetlerine başladı. Ümid ederiz ki , derdi olan tüm İslami camia müntesiplerinin bu tür çalışmalarla şehrin damarlarına ümit ırmağının nimetlerini paylaşmaları çok fazla gecikmez. Dileriz bu çalışma bir vesile olur…

Gel gelelim konunun lahmacunla alakasına…

Bildiğiniz üzere birkaç yıldır Yeşilay Cemiyeti bünyesinde birşeyler yapmaya çalışmaktayız. Mücadele alanımızın bağımlılık olmasına , bu konunun tek başına bir sağlık problemi olmaması ve dahi bir medeniyet, bir yaşam biçimi krizi olarak tarafımızdan deklare edilmesine ya da kapitalist tüketim anlayışının göstergesi olması, yine  emr-i bil ma’ruf nehy-i anil münker kapsamına fazlasıyla giriyor olmasına rağmen birçok arkadaşın konuyu “şimdi sen bize sigarayı bıraktıracak mısın” seviyesinde ele alması gibi bir sıkıntımız var.

Elbette gücümüz yetse 10-11 yaşındaki çocukların sigara içmesine (ordan kolaylıkla esrara ve diğer maddelere bulaşmasına) örneklik teşkil eden bu büyüklerin sigara içmesini bıraktırırız ama zaten bu doktorluk bir mesele. Biz sadece uyarmakla yükümlü olmaktayız…

Bu noktada sigarayı içenlerin kendilerine zarar vermesi, başkalarına zarar vermesi, paralarını israf etmeleri, küresel kapitalizmin öncüsü sigara şirketlerini her gün defalarca zengin etmesi ve bu çarpık düzenin devamını sağlaması, ilerleyen yıllarda oluşacak hastalıklarla (çoğunlukla kanser vb) kendisine ve ailesine büyük acılar yaşatması ve dahi bu hastalık sürecindeki tüm masrafları da sigara içmeyen vatandaşların da vergilerinden karşılanarak görülmesi gibi “çok dikkate alınmayan” sorunların ötesinde , sebep olunan kötü kokunun da hesabından kaçamayacaklarını bilmelerini isterim.

İyi de lahmacunla ne ilgisi var bunların? Evet, efendimiz mescidimize yaklaşmasın diye buyurduğu hadislerde kötü kokuyu kastediyordu değil mi ? Sigara içen arkadaşların bu kötü kokuyla mescitlere girip girmediğini ya da en azından  “acaba aynı şey midir” diye çekinip çekinmediklerini bilmiyoruz.

Lakin sigara içen bir dostumuzun lahmacun yenmiş bir ortamda şu kapıları açık bırakalım da koku çıksın , demesi üzerine yazacağım dedim yazıdır bu ! Söylemek istediğimizi bal gibi anlamış olan tüm sigara sever müslümanlara sesleniyorum. Konuyu basit bir sigara mücadelesi gibi adlandırmak ya da buraya takılıp kalmak için değil. Büyük bir problemin küçük gibi görünen önemli bir parçası için söylüyorum.

Lahmacun kokusu duyarlılığınızın sigara için de olmasını dilemekteyim. Sadece kokusu yüzünden biraz uzakta içseniz çocuklarınızdan uzak tutsanız ne güzel olur değil mi?

Lahmacun kokusu birşey yapmaz ama sigara kokusu bir sürü şey çağrıştırıyor.  Burdan üç paragraf öncesine giderseniz tekrar okursanız sanırım anlaşılabilirim.

Allah cümlemize bağımlısı olduğumuz yanlışlardan uzaklaşmak nasip etsin, vesselam…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here