1 MAZLUMDER GAZİANTEP ŞUBESİ TEŞEKKÜR
Bu raporun hazırlanması sürecinde desteklerini esirgemeyen MAZLUMDER
Genel Başkan Yardımcısı Murat ÇİÇEK’e, MAZLUMDER Gaziantep
Şubesi’nden Cemil HARAT’a, Mustafa ÖZTEKİN’e, Cesur YILMAZ’a ve Yusuf
YILDIZ’a teşekkürlerimizi sunuyoruz.

2 MAZLUMDER GAZİANTEP ŞUBESİ

ÖNSÖZ
Suriye’de devlet, uzun zamandan beri süren baskı ve zulme karşı direnişe
geçen halkını ölümle göç arasında bir tercihe mahkûm etti. Onlara boyun
eğdirmek için şehirleri ve diğer yerleşim birimlerini elindeki gelişmiş silahlarla
tahrip etmeyi dört yıldır sürdürüyor. Adalet ve hak talep eden insanları acımasızca
katlediyor. Zaten hiçbir meşruiyeti olmayan Baas Rejimi her dönemde bu tür
katliamlarla yönetimi elinde tutabilmişti. Şimdiki Suriye devlet başkanının
babasının 1982 yılında gerçekleştirdiği Hama Katliamı tarihe önemli bir suç
belgesi olarak kaydedilmiştir. O zaman bir şehirde işlenen katliam şimdi bütün
ülkede işleniyor. Şehirler başta olmak üzere bütün Suriye topraklarında ölüm ve
yıkım sınır tanımıyor.
İnsanlar; yaşadıkları yerleri, evlerini, işyerlerini, tarlalarını, yakınlarını;
kısaca sahip oldukları her şeyi bırakıp ölümden kurtulmak için başka yerlere
sığınıyorlar. Bir kısmı ülke içinde kısmen güvenli bölgelere, diğer bir kısmı ise
ülke dışına çıktılar. Her gün bunlara yeni trajediler ekleniyor.
Her yerde ölüm kol gezdiği için ülke içinde kalmayı tehlikeli gören
milyonlarca kişi yaşadıkları yere en yakın sınırları aşarak çevredeki ülkelere
sığınıyorlar. Şu sıralarda bir buçuk milyon civarında Suriyeli Türkiye’de
bulunuyor. Son zamanlarda rejimin yoğun saldırıları ile iyice riske giren Halep
düşerse, muhtemel göç dalgası ile bu sayı ikiye katlanabilir. Böyle bir durumda
Türkiye, ağır bir yükün altına daha girmiş olacaktır. Şimdiye kadar Türkiye’ye
sığınanların yaklaşık iki yüz bini devlet imkânlarıyla oluşturulan kamplarda
yaşıyor. Geriye kalanlar ise, başta sınıra yakın iller olmak üzere birçok bölgeye
dağılmış bulunuyorlar. Türkiye’ye gelen Suriyelilerin yarısının sınır illerinde,
diğer yarısının en çok İstanbul olmak üzere Türkiye geneline yayıldıkları
söylenebilir.
Hatay, Şanlıurfa, Kilis ve Gaziantep en kalabalık Suriyeli nüfusu
barındıran sınır illeridir. En büyük sınır ili olması ve çok yönlü imkânlara sahip
olması nedeniyle Gaziantep en fazla Suriyeli nüfusa ev sahipliği yapmaktadır.
Sayının iki yüz elli ile üç yüz bin arasında olduğu birçok kaynağın ortak
görüşüdür.

3 MAZLUMDER GAZİANTEP ŞUBESİ
Ölümcül sorundan kurtulmak ve yaşama tutunabilmek için yurtlarını terk
etmek zorunda kalan bu insanlar yaşadıkları yerlerde yeni sorunlarla
karşılaşıyorlar. Yabancısı oldukları bir ülkede tanımadıkları insanlar arasında
büyük imkânsızlıklar içinde sıfırdan yeni bir düzen kurmak olağandışı bir çaba
gerektiriyor.
Yaşayabilmek için barınma ve gıda en temel ve öncelikli iki konu olarak
öne çıkıyor. Bu iki temel ihtiyacın sağlanması asgariden bir gelir gerektiriyor.
Gelir için de ücretli veya meslek icrasına imkân verecek çalışma ortamını zorunlu
kılıyor. Sosyal güvenlik sistemine dâhil olmak ise aşılmaz engeller taşıdığından
yasal bir çalışma ortamı bulunamıyor. Böylece ister istemez türlü sorunlar ve
riskler barındıran kaçak çalışma konusu gündeme geliyor.
Buna karşılık; ev sahibi ülkenin yurttaşları sığınmacılarla ilgili olumlu ve
olumsuz farklı tepkiler gösteriyorlar. Kimileri felakete uğradıkları için maddi
manevi yardım için fedakârlık örnekleri sergilerken, kimileri tersine duyarsız
davranarak onları hırpalıyor. Bu nedenle yerli halkın içinden bir grup, işi Suriyeli
sığınmacılara karşı fiili saldırılara kadar götürdü. Çeşitli yerlerde bir yığın tatsız
olay çıktı, çatışmalar oldu.
Mazlumder Gaziantep Şubesi bir sorumluluk örneği göstererek
hazırladığı “Gaziantep’te Suriyelilere Yönelik Saldırılar ve Toplumsal
Nefretin Sebeplerin Analizine Dair Rapor” ile saldırı ve çatışmaları inceledi.
Öneri ve tekliflerde bulundu. İlgilenen herkesin ve sorumluların istifadesine
sundu.
Umulur ki sorunun çözümüne katkısı olsun.
Mehmet ALKIŞ
Mazlumder G.Y.K. Üyesi

 

4 MAZLUMDER GAZİANTEP ŞUBESİ
İÇİNDEKİLER
1. GİRİŞ……………………………………………………………………………………………………………..5
2. RAPORUN AMACI……………………………………………………………………………………………8
3. ARATIRMANIN YÖNTEMİ …………………………………………………………………………………8
4. GÖRÜŞMELER IŞIĞINDA OLAYLARIN BİLANÇOSU………………………………………………..9
5. SURİYELİLERE KARŞI ÖNYARGI VE NEFRETİN SOSYO-KÜLTÜREL VE SİYASAL
TEMELLERİ…………………………………………………………………………………………………………..17
5.1. Suriyeli Nefretinin Dedikodu Boyutu: Şehir Efsaneleri ………………………………20
6. SURİYELİLERE KARŞI ÖNYARGI VE NEFRETİN SOSYO-EKONOMİK TEMELLERİ………..21
6.1. Nefretin Sosyo-Ekonomik Tezahürleri……………………………………………………..21
6.2. “Arap Ama Seviyeli İnsanlar!”………………………………………………………………..22
6.3. Kira Artışları ve Ucuz İşgücü…………………………………………………………………….24
6.4. Vergisiz İş Yeri Açma Nedeniyle Esnafta Haksız Rekabet Rahatsızlığı………..25
6.5. İkinci eş, Kadın İstismarı ve Fuhuş Sorunu……………………………………………….26
7. KAMUSAL ALANDAKİ UYUM VE ÇATIŞMA ………………………………………………………..26
8. HABER DİLİNİN PROBLEMATİĞİ ………………………………………………………………………30
9. SONUÇ VE ÖNERİLER …………………………………………………………………………………….33
10. KAYNAKLAR………………………………………………………………………………………………37
11. EKLER……………………………………………………………………………………………………….39
11.1. EK – 1 / Cinayet Olayının Hukuki Değerlendirmesi……………………………………..39
11.2. EK-2 / Belediye Başkanı Fatma Şahin’in Basın Demeçleri ……………………………40
8.3. EK – 3 / Görüşmecilerden Mustafa’nın Suriyelileri istememesine gerekçe olarak
bize sunduğu yirmi maddelik listesi: …………………………………………………………………..425
MAZLUMDER GAZİANTEP ŞUBESİ
1. GİRİŞ
2010 yılında Tunus’ta başlayan, Mısır, Libya, Bahreyn ve Yemen gibi
ülkelerde etkili olan ve rejim karşıtı demokratik gösterilerin adı olarak bilinen
Arap Baharı, bir yıl sonra Suriye’de de sokak gösterileriyle kendini gösterdi.
Suriye’de 2011 yılının Mart ayında rejime karşı demokratik sokak gösterileriyle
başlayan ve sonrasında sürekli bir savaş halini alan süreç, çevre ülkeler ve küresel
güçlerin müdahalesiyle yüz binlerce ölü ve yaralının yanı sıra, komşu ülkelere
doğru göçlerle birlikte büyük bir insani trajediye dönüştü. BM verilerine göre
yaklaşık olarak 150 bin insan ölmüş ve 3 milyona yakın Suriyeli; evlerini, işlerini,
yakınlarını ve memleketlerini terk edip yabancısı oldukları ülkeler olan; Türkiye,
Irak, Lübnan ve Ürdün gibi ülkelerde mülteci olarak çadır kentlerde veya
şehirlerde yaşamak zorunda kalmıştır. 1 milyonu aşkın Suriyeli ise yakın
olmasından ötürü ve diğer ülkelerle karşılaştırıldığında yaşamaya daha müsait bir
ülke olarak gördükleri Türkiye’yi tercih etmiştir. Böylece özellikle Türkiye’nin;
Kilis, Gaziantep, Şanlıurfa, Mardin, Hatay ve Kahramanmaraş gibi sınır
şeridindeki illerinde yoğun bir Suriyeli nüfus birikmeye başlamıştır. Bunların bir
kısmı kamp ve çadır kentlere yerleşmiş, bir kısmı ise şehir merkezlerine
yerleşerek burada yaşam mücadelesi vermeye başlamıştır. Savaş sebebiyle bazısı
eşyalarını bile almaya fırsat bulamadan kaçmış ve geldikleri şehirlerde birçoğu
yoksulluk, açlık ve barınaksız koşullarda yaşam mücadelesi vermektedir.
Mülteciler içerisinde “hassas grup” olarak bilinen yaşlı, kadın ve çocuklar ise bu
yoksulluk ve imkânsızlık sürecinden en çok etkilenen kesimler olmuştur.1
Savaştan kaçıp zor şartlar altında özellikle sınıra yakın şehirlerin
çeperlerine tutunarak yaşam mücadelesi vermeye başlayan Suriyeliler,
Gaziantep’te de yüz binleri bulan bir nüfusa ulaştı. Göç edilen şehirlerin kültürel,
sosyal ve ekonomik dokusunda meydana gelen doğal dönüşümler, bir takım

1 Özellikle kamp dışında yaşayan kadın sığınmacıların ikinci eş olarak görülmesi, cinsel tacizlere
maruz kalması ve hatta fuhuş çetelerinin ağına düşmesi kaçınılmaz olmuştur. Bununla ilgili
Mazlumder Kadın Çalışmaları Grubu’nun geçtiğimiz Mayıs ayında büyük bir emeğin ürünü olarak
yayınladığı tafsilatlı bir araştırma raporu için bkz. Kamp Dışında Yaşayan Suriyeli Kadın
Sığınmacılar Raporu. (2014). MAZLUMDER, http://www.mazlumder.org/faaliyetler/detay/basinaciklamalari/1/mazlumder-kamp-disinda-yasayan-suriyeli-kadin-siginmacilar-raporu/110416
MAZLUMDER GAZİANTEP ŞUBESİ
toplumsal/siyasal sebeplerin ve şehir efsanelerinin de etkisiyle yerleşik halkın bir
kısmının Suriyelilere karşı olumsuz kanaatler beslemesine zemin hazırladı.
Özellikle sınıra yakın şehirlerdeki olağan dışı nüfus birikimi, şehrin
sosyal dokusunda etkiler yaratırken, bu durum bazı şehirlerde gerilim boyutunu
aşıp şiddete dönüştü. Kahramanmaraş, Şanlıurfa, Gaziantep ve İskenderun’da
Suriyelilere karşı yaşanan linç olayları, bu bölgelerde yaşayan yerli halkın
Suriyelilere karşı algısının nefrete dönüşen boyutunu gözler önüne sermektedir.
Gaziantep’te yaşanan bazı olaylarda kalabalık gruplar bir araya gelerek ve sokak
sokak yürüyerek tespit ettikleri dükkânlarda veya evlerde yaşayan Suriyelilere
saldırmış, gördükleri Suriyelileri linç etmiş, Suriye plakalı araçları kullanılmaz
hale getirmişti.
11 Ağustos 2014 günü Gaziantep’te bir ev sahibi, Suriyeli kiracısı
tarafından öldürüldü.2 Türkiye gündemine de yansıyan bu olaydan sonra kalabalık
bir grup sokakta gördüğü Suriyeliye saldırmaya başladı ve gelişen olaylar bir
toplumsal linç boyutuna vardı. Birkaç gün boyunca süren bu olaylarda saldırıya
uğrayan bazı Suriyeliler yaralandı, ev, iş yeri ve araçları tahrip edildi.
Saldırıların ardından Suriyeliler toplu bir linçe uğramamak için
kendilerince bir takım tedbirler aldılar. Suriyeli oldukları anlaşılmasın diye bazı
kadınlar başörtülerini ve kıyafetlerini Antepli kadınlar gibi giymeye başladılar,
bazıları da evlerine Türk bayrağı astılar. Ayrıca çoğu Suriyeli, saldırıların
ardından olayların yaşandığı mahallelerden zorla çıkarılmış ya da evlerini terk
etmişlerdir.
Tüm bu yaşananlardan sonra saldırı yapılan mahallelerde yaşayan
Suriyeliler, sözü edilen tedbirleri kullanarak konumlarını muhafaza etmeye
çalışmışlardır. Bunu başaramayanlar ise Gaziantep’in farklı mahallelerinde
yaşayan akrabalarına sığınmış, ya da evlerinden alınıp kampa götürülmüştür.
Ayrıca birçok aile de hiçbir çare bulamadığı için istemeden de olsa savaş ve
ölümün kol gezdiği Suriye’ye dönmek zorunda kalmıştır.
Olaylar sırasında evlerindeki eşyaları bile alamadan kaçmak zorunda
kalan bazı Suriyelilerin evleri hırsızlar tarafından yağmalandı. Birçok Suriye

2Olayın ceza dosyası incelenmek suretiyle hukuki bir değerlendirmesi için bkz. Ek-1.7
MAZLUMDER GAZİANTEP ŞUBESİ
plakalı araç yakılarak ya da sopalarla vurularak kullanılmaz hale getirildi.
3 Birçok
kişi bıçaklı, sopalı ve döner bıçaklı saldırıya uğrayarak yaralandı. Tüm bu
olumsuz olaylara karşın Suriyeli komşularına yardımcı olan ve onları koruyan
birçok vatandaşın varlığını da belirtmek gerekir. Rapora ilişkin gözlem ve
görüşmelerimizde buna dair örneklerle çokça karşılaştığımızı ifade edebiliriz.
Bazı toplumsal olaylarda linçin artık “milli spor”a4 dönüştüğü ülkemizde,
makbul kimliğin dışında neredeyse tüm kimliklerin linçe dair en az bir hikâyesi
vardır. Kimisi sokakta Kürtçe konuştuğu için dövülerek hastanelik edilir, kimisi
Alevi ya da Roman olduğu için saldırıya uğrar, kimisi ise Ermeni ya da Rum
olduğu için göçe, yağmaya ve ölüme maruz bırakılır. Bu olayların hepsi de
“kurumsal hukuk öncesi” bir algının ürünüdür ve herhangi bir “kolektif utanç” ya
da infial yaratmadan çabucak unutulmaya yüz tutar. Çünkü linç kültürünün
genlerine işlediği bir toplum ve “farklı olana” karşı tahammülsüzlüğün doğurduğu
şiddetin olağanlaştı(rıldı)ğı bir siyasal/toplumsal gelenektir söz konusu olan.
Ülkedeki linç olayları, gazetelerin üçüncü sayfasında “tehlikeli gerginlik” ya da
“karşıt görüşlü iki grup arasındaki kavga” söylemleriyle yumuşatılır ve sıradan bir
vakaya indirgenir çoğunlukla. Bununla beraber resmi açıklamalarla üzeri örtülür,
linççi hassas vatandaşlara “sabır” tavsiye edilir ya da linçe maruz kalanlar
Gaziantep’teki son olaylarda da görüldüğü gibi yerinden edilerek güvenlik
kaygısıyla! cezalandırılır. 5 Böylece dolaylı yoldan da olsa linç olayına karışan
kalabalıklar, herhangi bir ceza almadıkları gibi ödüllendirilmiş olur. Aslında bu
durum ülkemizde toplumsal linç olaylarına, devlet veya hükümet karşıtı herhangi
bir protestoya olduğundan daha müsamahakâr davranılması gerçeğiyle birlikte
düşünülmelidir. “Türkiye’de en küçük bir barışçıl gösteri ve protesto eylemlerinde

3 Bazı Suriyelilerin, olayların ardından Suriyelilere ait olduğu anlaşılmasın diye araçlarının
plakasını söktüğü tespit edilmiştir.
4 Tanıl Bora. (2014). Türkiye’nin Linç Rejimi. 3.baskı. İletişim Yayınları: İstanbul, s. 61.
5 Olayların ardından Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, basına verdiği demeçte
“bizim önceliğimiz kendi vatandaşlarımızdır” sözüyle olaya karışan kalabalığın “taleplerini”
karşılayacaklarını zımnen de olsa ifade etmiştir. Öte yandan “vatandaşlarımız sabırlı olsun” ya da
“Suriyeliler kurallara uymak zorunda!” gibi sözleri sarf ederek, suçluların cezalandırılması
gerektiğini vurgulamak ve bu linç olaylarının insanlık-dışılığına vurgu yapmak yerine linççilerin
adeta sırtlarını sıvazlamış, olayın mağduru olan Suriyelilere “kuralları” hatırlatmıştır. Fatma
Şahin’in söz konusu basın demeci için bkz. Ek-2.8
MAZLUMDER GAZİANTEP ŞUBESİ
bile, bütün şiddet yöntemlerini uygulayarak ‘huzur ve sükûnu’ mümkün kılmakla
övünenlerin, linççi gruplar karşısındaki pasifliği manidardır.”6
2. RAPORUN AMACI
Bu rapor, 11 Ağustos 2014 tarihinde akşam saatlerinde Gaziantep’in
Ünaldı Mahallesi’nde Suriyeli bir kiracının, ev sahibini öldürmesinin ardından
yaşanan olaylar ve linç girişimleri hakkında yapılmış araştırmaya dayanmaktadır.
Bu araştırma kapsamında görüşmeler yapılmış ve elde edilen veriler, Suriyelilere
yönelik gerçekleşen saldırıların toplumsal, siyasal ve sosyo-ekonomik arka planını
anlamak ve ortaya çıkarmak üzere kullanılmıştır. Dolayısıyla raporun amacı,
sorunların tespitini, olayların sosyolojik tahlilini yapmak ve çözüm önerilerini
sunmaktır.
3. ARATIRMANIN YÖNTEMİ
Rapor, MAZLUMDER Gaziantep Şubesi’nin oluşturduğu heyet
tarafından MAZLUMDER Genel Merkezi adına hazırlanmıştır. Rapor
kapsamında cinayetin işlendiği Ünaldı Mahallesi’nde ve linç olaylarının yaşandığı
çevre mahalleler olan Karayılan, Türkmenler ve Güzelvadi mahallelerinde
Suriyeli ve Gaziantepli toplam 30 kişi ile derinlemesine mülakatlar yapılmıştır.
Bunun yanında AFAD Gaziantep müdürü Sinan Atakan ve Vali Yardımcısı
Mehmet Taşdöğen ile de görüşmeler yapılmıştır. Mülakatlar sırasında Suriyeli
görüşmecilere nereden, nasıl, hangi kanallarla ve neden Türkiye’ye geldikleri;
burada ne tür zorluklar yaşadıkları; geçimlerini nasıl sağladıkları; olaylar sırasında
ve sonrasında neler yaşadıkları ve komşularıyla ilişkilerinin nasıl olduğu yönünde
sorular sorulmuştur. Gaziantepli görüşmecilere ise ne işle meşgul oldukları;
Suriyeli mülteciler hakkında ne düşündükleri; mülteciler gelmeden önce ve
geldikten sonra nelerin değiştiği ile ilgili kanaatleri ve varsa sorunların nasıl
aşılabileceğine dair sorular sorulmuştur. Ayrıca görüşmeciye ve görüşmenin
seyrine göre raporun amacı doğrultusunda farklı sorular da sorulmuştur. Rapor
kapsamında tüm görüşme verileri ve katılımlı gözlem sonuçları Gaziantep’te

6 Mehmet Nuri Gültekin. (2014). “‘Kardeş’ten ‘İstenmeyen Misafir’e: Suriyeli Sığınmacılar
Meselesi ‘Hassas Vatandaşlara’ mı Havale Ediliyor?”. Birikim dergisi, sayı:305 (Eylül), s.34.9
MAZLUMDER GAZİANTEP ŞUBESİ
yaşanan olayların bilançosunu ortaya çıkarmak ve bu olaylara sebebiyet veren
toplumsal arka planı anlamak için yorumlanmıştır.
4. GÖRÜŞMELER IŞIĞINDA OLAYLARIN BİLANÇOSU
11 Ağustos gecesi, cinayetin işlendiği evin önünde toplanan kalabalık,
evde kalan Suriyelileri linç etmek istemiş, fakat evde yaşayan Suriyeliler özel
harekât polisleri tarafından evden çıkarılarak zırhlı araçla uzaklaştırılmıştı.
Ardından linççi kitle polisle çatışmış, atılan gaz bombaları ve TOMA’lardan
sıkılan tazyikli suyla birlikte kitle dağılmıştır. Hızını alamayan kitle kısa bir süre
sonra tekrar bir araya gelip mahallede bulunan tüm Suriyelilere saldırmıştı.7 Ertesi
gün, cenazenin defnedilmesinin ardından toplanan kalabalığın sokakta gördüğü
Suriyelilere ve Suriyelilere ait evlere saldırması sonucu çok sayıda Suriyeli
yaralandı. Olaylar birkaç gün (özellikle gece) sürdü ve Suriyeliler korkudan iki
hafta süreyle evlerinden dışarı çıkamadı, iş yerlerini açamadı. Olayların bilançosu
olarak; çok sayıda Suriyeli yaralanmış, yirminin üzerinde Suriye plakalı araç
yakılarak veya ters çevrilerek kullanılmaz hale getirilmiş, Suriyelilerin yaşadığı
çok sayıda ev hasar görmüştür. Bu konuyla ilgili görüştüğümüz Vali Yardımcısı
Mehmet Taşdöğen’in verdiği bilgilere göre; olayların ardından dükkân, metruk
harabe, park alanı gibi güvensiz ve uygunsuz 800 adresteki toplam 7 bin
Suriyelinin yerleri değiştirildi. Bir kısmı kamplara yerleştirildi, bir kısmı ise
savaşın sürdüğü Suriye’ye dönüş yapmak zorunda kaldı. Ağustos ayının sonu
itibariyle bunlardan 3250’si kamplara yerleştirildi. Öte taraftan belediye kararı ile
Suriyelilere ait işyerlerindeki Arapça tabelalar ve yazılar kaldırıldı. Kısacası
saldırganların “talepleri” dolaylı yoldan da olsa yerine getirildi ve Suriyeliler,
saldırılardan korunmak yerine, saldırıların olduğu mahallelerden polis eliyle
çıkarıldı. Görüşmeler ve gözlemlerimizin sonucunda komşuları tarafından
korunanlar dışında ve olayların yaşandığı mahallelerde yaşayan Türkmenler
dışında Suriyeli kalmadığını teşhis ettik. Bunu, görüştüğümüz bir Suriyeli
Türkmen de teyit etti. Olayların olduğu gece korkudan evde oturduklarını ve ışığı
kapattıklarını söyleyen görüşmeci olayı şöyle anlatıyor:

7 Olay gecesi polis müdahalesinin gaz bombası ve tazyikli su sıkmak suretiyle gerçekleşmiş
olması, çoğunluğu ilk defa polis müdahalesine maruz kalan saldırganların öfkelenmesine sebebiyet
vermiş. Görüşmecilerden Mustafa’nın “Polis onlara değil de geliyor bize biber gazı sıkıyor, bizi
jopluyor” sözü de bunu doğruluyor. Polisin “katil olan Suriyelilere değil de onlara karşı eylem
yapanlara” müdahale etmiş olması, kitlenin öfkelenmesine ve hatta polise taşlarla karşılık
vermesine sebep olmuştur.10
MAZLUMDER GAZİANTEP ŞUBESİ
“O gece kapımız sert bir şekilde çalındı. Korktuk önce, fakat sonra polis
olduğunu anlayınca açtık kapıyı. Polis bize ‘Türkmen misiniz, Arap mı?’
diye sordu. Türkmen’iz deyince, ‘Tamam öyleyse girin içeri, sakın
çıkmayın dışarı, çok tehlikeli. Arapları gönderiyoruz’ dedi.”
Karayılan ve özellikle Ünaldı Mahallesi’nde cadde üzerindeki
dükkânların birçoğunda Suriyeliler otururdu. Fakat bu olaylardan sonra hepsi
boşaltıldı. Mahalleli tarafından, polis ve belediye ekiplerinin bu noktalarda
barınanları tek tek çıkardığı ve onları kampa gönderdiği söyleniyor. Olayların
olduğu bir diğer mahalle Türkmenler Mahallesi. Burada da dükkânlarda,
bodrumlarda vs. yaşayan Suriyeliler, olayların ardından çıkarılmışlar. Hem
esnafın olaylarla ilgili gözlem ve düşüncesini almak hem de kahve ahalisinin
Suriyelilerle ilgili algısını öğrenmek için Salih Tanış sokakta bulunan Mekân
Kıraathanesi’ne uğradık. Kahvehane sahibi Metin bey, olayların olduğu gece
saldırganların kahvehanenin karşısındaki harabe halindeki dükkâna
8
“burada
Suriyeliler var!” deyip saldırdıklarını görünce hemen müdahale etmiş. Mahallede
de tanınan biri olduğundan, saldırganlar bu dükkâna saldırmadan gitmiş. Metin
bey olayı şöyle anlatıyor:
“Müşterilerime çay verdiğim esnada arkadaşlar dedi ki, ‘Metin Abi, satırlı
sopalı bir grup geliyor abi. Şu Suriyelileri koruyalım!”. Ben tepsiyi
bıraktım, koştum. Suriyeliler korkudan içeri saklanmış, çocuklar da
ağlıyor. Kepengi indirdim, elimi açtım dedim ki, “buraya elini sürenin
elini kırarım. Dövüşmek istiyorsanız gelin benimle dövüşün. Bu çoluğun
çocuğun bir suçu yok, içerde üç dört çocuk var bunlarla mı
dövüşeceksiniz? Gidin devletinizle dövüşün erkekseniz!” İzin verseydim o
aileyi kötü döverlerdi. Mahallede çok Suriyeli dövdüler, çok arabayı harap
ettiler. Hep gençler… 30-40 yaşında pek az kişi vardı. Hep 15-20
yaşlarındaki çocuklar”…
Metin’in söylediğine göre saldırganlar, “Tekbir! Allah-u Ekber”, “Ya
Allah, Bismillah, Allah-u Ekber”, “Suriyeliler defolun!”, “Kahrolsun Suriye!” gibi
sloganlar atarak yürüyorlardı.
Görüştüğümüz birçok kişi, olay yaşandığı gün ve sonraki günlerde bazı
köşe başlarında gençlerin kimlik kontrolü yaptığını söyledi. Bazı gençler yoldan
geçenlere “Suriyeli misin, Türk müsün?” sorusunu sormuş, Suriyeli olduğunu
teşhis ettikleri kişileri ya darp etmiş ya da bıçaklamıştır. Örneğin Mehmet
Bozgeyik adında görüştüğümüz bir berber, olaydan sonraki gece eşinin başörtülü

8 Kahvehane sahibinden öğrendiğimize göre Suriyeli aile bu küçücük harabede 300 lira
karşılığında kalıyorlardı.11
MAZLUMDER GAZİANTEP ŞUBESİ
olmasından dolayı Suriyeli zannedildiğini ve birkaç sokak serserisi tarafından bu
sebeple yolunun kesildiğini anlatıyor. Mehmet bey, eşine “Suriyeli misin, Türk
mü?” sorusunu sorduklarını, “Türk’üm” deyince de yoluna devam ettiğini
söylüyor. Bir diğer örnekte bu soru sokakta yürüyen bir Suriyeli’ye soruluyor.
Güzelvadi Mahallesi’nde oturan Cemil, 4 ay önce Halep’ten buraya gelmiş.
Halep’te Türkmenlerin mahallesinde büyüdüğü için bildiği zayıf bir Türkçe’yle
bize bıçaklanma hikâyesini anlatıyor:
“Benle amcamın oğlu Ünaldı mahallesine gidiyorduk. Akşam saat 10
buçuk gibiydi. Yürüyüş yapanları gördük. 50-60 kişi yürüyordu.
Amcaoğluma dönelim dedim, ‘bir şey olmaz’ dedi, ‘yaklaşalım onlara’.
Köşeye vardığımızda bir genç içlerinden geldi, ‘sen Suriyeli misin Türk
müsün?’ diye sordu. Türk’üm dedim. Sonra Türk olup olmadığımdan emin
olmak için ‘saat kaç’ diye sordu. Ben 11’e ‘rubû’ var dedim, bizde çeyreğe
“rubû” denir. Sonra telefonuma bakmak için elini cebime koydu,
telefonum Arapça mı Türkçe mi diye. Ardından birkaç genç aniden
etrafımı sardı, arkamdan bacağıma bıçak vurdular, yürüyüp gittiler. Kanlar
içinde kaldım. Ambulans geldi, hastaneye götürdü beni. Polisler hiçbir şey
yapmadı.”
Cemil, Suriye’deyken yaptığı terzilik mesleğine Antep’te de devam
ediyor. Müşterileri çoğunlukla Suriyeliler. Artık bu olaylardan sonra Antep’te
daha fazla kalmayacağını söylüyor. Amcası Konya’ya gittiği için ya onun yanına
gideceğini ya da Suriye’ye döneceğini söylüyor. Bu olaylardan sonra artık parka
ve camiye gidemiyor, namazlarını evde kılıyormuş.
Suriyeliler olaylardan sonra iki hafta boyunca pek dışarı çıkamadıklarını
söylüyorlar. İşyeri olanlar da olayların yaşandığı süre boyunca işyerlerini
açmamışlar. Olaylardan 15 gün sonra döner dükkânını açan Halepli Ömer ile
görüşüyoruz. Ömer, olayların en yoğun yaşandığı mahalle olan Ünaldı’da 750
Lira karşılığında kirada oturuyor ve aynı mahallede dönerci dükkânı işletiyor.
Saldırganlar olay gecesi bu cadde üzerinden yürümüş. O gece dükkân kapalı ve
kepengi inikmiş. Sahibinin Suriyeli olduğunu bildikleri için bu dükkânı dışarıdan
tekmelemeye ve taşlamaya başlamışlar. Ömer iki hafta sonra dükkânını açtığında,
camlarının kırıldığını görmüş. Dükkânı açar açmaz, Arapça tabelayı indirip,
camdaki Arapça yazıları silmiş. Bir başka Suriyeli esnaf olan Abdullah ise telefon
tamirciliği yapıyor. O da iki haftanın ardından ilk defa dükkânını açıyor.
Abdullah, dükkânına geldiğimiz esnada Arapça yazıları kaldırıyordu.12
MAZLUMDER GAZİANTEP ŞUBESİ
(Abdullah, telefon dükkânındaki Arapça yazılı afişleri indiriyor.)
Hacı Şaban’ın Yavuzlar Mahallesi’ndeki dükkânına geldiğimizde de
benzer manzarayla karşılaştık. Suriyeli arkadaşı bir başka Abdullah, dükkânın
camekânındaki Arapça yazıları siliyordu. Belediyenin aldığı karara göre
Suriyelilere ait tüm işyerlerinin Arapça tabelasının indirilmesi, camekânlardaki
yazıların silinmesi gerekiyordu. Ayrıca Hacı Şaban’ın dediğine göre zabıtalar
dükkânın ruhsatı olmadığı için sık sık gelip dükkânı kapatması için baskı
yapıyormuş. Hacı Şaban, Halep’te araziyle uğraşıyor, geçimini tarımla
sağlıyormuş. Savaş sürecinde yakın olması sebebiyle akrabalarıyla birlikte
Antep’e gelmişler. Antep’te kiraladığı küçük bir dükkânda parfüm satıyor.
Müşterilerinin içinde Antepliler de varmış ama çoğunluğu Suriyeliler. Fakat
olayların ardından Antepli müşterisi pek kalmamış. Olayların etkisi sebebiyle 10
gün boyunca ailece dışarı çıkamamışlar ve dükkânını da bu süre boyunca
açamamış. Hacı Şaban, ailesiyle Karayılan mahallesinde oturuyor. Olayların
ardından akrabaları olan komşuları Suriye’ye dönmüş. Komşularıyla arasının iyi
olduğunu söylüyor; fakat bu olayların ardından dışarı rahat çıkamadıklarını da
söylüyor. Çünkü özellikle akşam saat 8’den sonra dışarı çıkmak Suriyeliler için
çok tehlikeli. Neredeyse her köşe başında “Suriyeli misin Türk mü?” sorusuna
muhatap olma tehlikesi var ve bu soruya verilecek “Suriyeliyim” cevabının
karşılığı, dövülmek ve yaralanmak olabiliyor.13
MAZLUMDER GAZİANTEP ŞUBESİ
(Abdullah, hem Belediye’nin kararı olması ve hem de güvenlik sebebiyle arkadaşı
Şaban’ın dükkânının camındaki Arapça yazıları siliyor.)
Fotoğrafta gördüğünüz Abdullah 35 yaşında. Halepli. Halep’teyken
makine tamirciliği yapıyormuş. Savaşın kendi mahallelerine sıçradığı dönemlerde
ailesini alıp Türkiye’ye gelmiş. Antep’te işsiz. Abdullah, öncesinde Türkiye ile
ilgili düşüncesinin gayet olumlu olduğunu, televizyonda izlerken Türkiye’yi
yaşanacak yer olarak gördüğünü söyledikten sonra, son olayların ardından
yaşadığı hayal kırıklığını şöyle anlatıyor:
“Biz Suriye Türkmeni’yiz. Suriye’deyken bizi ‘Osmanlı piçi’ diye
aşağılarlardı. Ama biz gurur duyardık Osmanlılığımızla. Türkiye’ye geldik
aynı aşağılanmayı, horlanmayı burada da gördük. Yaşadığımız büyük bir
hayal kırıklığı.”
Görüşmeler sırasında birçok Suriyelinin Abdullah’ın yaşadığı bu hayal
kırıklığını yaşadığına şahit olduk. Daha önce Suriye’deyken kafalarındaki
muhayyel Türkiye algısı ile şimdi deneyimledikleri Türkiye arasındaki uçurumu
fark etmeleri onların bu hayal kırıklığını yaşamasına sebep oluyor.
Hacı Şaban’ın dükkânında oturduğumuz sırada içeri Abdulhak Hacı
Abduh giriyor. 42 yaşında, A’zâz şehrinden gelmiş. Abdulhak, ev sahibi ile
problem yaşadığını söylüyor. Anlattığına göre ev sahibi sürekli gelip kirayı 14
MAZLUMDER GAZİANTEP ŞUBESİ
yükseltiyormuş. İtiraz edince de “beğenmiyorsanız çıkın gidin evden” diyormuş.
Bir gün ev sahibi gelip evden çıkarmak istemiş Abdulhak ve ailesini. Abdulhak
eşinin hamile olduğunu, doğumdan sonra çıkacaklarını, bunun için mühlet
vermesini istemiş ev sahibinden; fakat ev sahibi evden çıkmalarında ısrarcıymış.
Abdulhak şöyle devam ediyor:
“Kirayı veremeyeceğimi ve şimdi çıkamayacağımı söyleyince ev sahibi
tüfekle kapıya dayandı. Hemen o gün çıkmak zorunda kaldım. Abimin
evinde kalıyorum şimdi. Kimliklerimiz, eşyalarımız her şeylerimiz o evde
kaldı. Halen ev sahibinin korkusundan eve gidip eşyaları alamıyoruz.
Karakola gittim, benimle hiç ilgilenmediler. Bana ‘seni anlamıyoruz, git
tercüman getir’ dediler.”
Olaylarda Abdulhak’ın otomobilini de kullanılmaz hale getirmişler.
Polise gitmiş, ancak kendisi ile ilgilenmemişler. Abdulhak, artık polise gitmenin
bir anlamının olmadığını düşünüyor. Abdulhak’a Antep’te kalıp kalmayacağını
soruyoruz. “Mecburen, bu olaylara rağmen burada kalacağız çünkü gidecek başka
yerimiz yok!” diyor.
Bir diğer görüşmeci Şakir, Halep’teyken su tesisatı işiyle uğraşıyormuş.
Burada da aynı işi yapıyor. Olayların ardından 1 hafta boyunca dükkânını
açmamış, evden çıkmamışlar. Evlerinin lambalarını da bir hafta boyunca
açmamaya özen göstermişler. Komşularıyla pek problem yaşamadıklarını; fakat
olayın olduğu günlerde kendilerini iki gün misafir eden karşı komşularının
mahalleli tarafından rahatsız edildiğini söylüyor. “Niçin Suriyelileri evinize
alıyorsunuz, sizi de boğazlar bunlar” diye uyarıyorlarmış. Şakir, yaşadığı bir
olayın kendisini çok etkilediğini ve bu durumdan utandığını şöyle anlatıyor:
“Olayın olduğu günlerde ekmek almaya çıkmıştım. Dönerken 7-8
yaşlarında bir çocuk bana omuz vurdu. Şaşırıp baktım ona. Ne bakıyorsun
deyip çıkıştı. Hiçbir şey diyemeden yürümek zorunda kaldım.”
Şakir, 7-8 yaşlarındaki bir çocuğun kendisine sataşması sonrasında,
boynunu büküp yoluna devam etmek zorunda kalmanın utancını yaşadığını
söylüyor. Bu olay bir yönüyle de dezavantajlı kimliğin, karşı karşıya geldiği
kişinin 7-8 yaşında bir çocuk da olsa, egemen kimlik karşısındaki çaresizliğini
resmediyor. Suriyeliler, sığınmacı olmanın yani ana yurtlarından uzak kalmanın
dezavantajını yaşamaları yetmiyormuş gibi bir de kendilerini istemeyen bazı yerli
halkın öfke, hakaret ya da şiddetine maruz kaldıklarını söylüyorlar. Gaziantep’te 15
MAZLUMDER GAZİANTEP ŞUBESİ
görüştüğümüz neredeyse her Suriyeli en az bir kez hakarete, nefrete ya da şiddete
maruz kaldığını söylüyor.
Bu öfke ve nefrete sadece Suriyeliler maruz kalmıyor. Gaziantepli bazı
görüşmeciler, Suriyelilere yardımcı oldukları için mahalleli tarafından
uyarıldıklarını ve mahallede dedikodu konusu olduklarını söylüyorlar. Olayların
öncesinde ve özellikle sonrasında nefretin artmasıyla birlikte, mahallelinin
Suriyelilere yardımcı olanlara karşı tepki gösterdikleri söyleniyor. Örneğin
olaydan önce komşusu olan Suriyelilere sürekli yardımcı olan ve olayın ardından
karşı komşusu olan Şakir Bey ve ailesini birkaç gün evde ağırladıklarını söyleyen
Ünaldı Mahallesi’nden Sıdıka Polat, bu sebeple komşularının gelip kendilerini
“sizi de keser bunlar, niçin Suriyelilere yardım ediyorsunuz?” diyerek kendisini
uyardığını ve hedef gösterdiğini anlatmaya çalışıyor:
“Mahallede bizler örnek olmak için sokağımızdaki Suriyelileri olayların
olduğu gecelerde evimizde misafir ettik. Bu sebeple komşularımızın ve
akrabalarımızın tepkisini topladık. ‘Sizin de boğazınızı keserler, sizi de
öldürürler’ diye uyardılar bizi, biz milliyetçiliği değil de ümmetçiliği
benimsediğimiz için bu söylenenlere kulak asmadık. Şu an çoğu
komşumuz bizimle konuşmuyor. Dedikodumuzu yapıyor, sokakta
Suriyelilerle ilgili bir problem olduğunda suçu bizim üzerimize atıyorlar.
Daha sonra bir gece beni Suriyeli diye göstererek arka mahalleden 50
civarında kişi kapıma dayandı, ‘siz de Suriyelisiniz, buradan gideceksiniz’
diye bağırdılar sokakta. Dışarı çıktık ve biz Türk’üz demek zorunda
kaldık.”
Sıdıka Polat, bu olayların ardından mahallede Suriyeliler ile ilgili en ufak
bir olayda tüm komşuların kendilerine tepki gösterdiğini ve bu konuda
komşularıyla problem yaşadıklarını söylüyor. Bir diğer örnek, Ünaldı
Mahallesi’nde yaşayan Gülsevim Hanım’ın yaşadıkları. Gülsevim Hanım, eskiden
Suriyelilere yardım eden ve onlarla ilgili pek problemi olmayan komşularının bile
bu olayların ardından Suriyelileri istemediğini, onlara yardım ettiği için kendisine
kızdığını söylüyor:
“Bizim komşularda sıkıntı yoktu ama o gün Suriyelilere kıyafet filan
götürmüştüm. Komşu kadınlar bana dediler ki,‘bunlara niye yardım
ediyorsun?’ Çünkü dedim, din kardeşiyiz, ondan yardım ediyorum. ‘Hayır
bunlara yardım filan etmeyin, bunlar yüzünden bizi evimizden ediyorlar,
kiralarımız bunlar yüzünden artıyor, çocuklarımız iş bulamaz oldu’
dediler. Yani mahalleli de eskiye oranla artık Suriyelileri sevmiyor.
Eskiden yardım ederlerdi, severlerdi Suriyelileri ama bu olaylardan sonra
nefret eder oldular.”16
MAZLUMDER GAZİANTEP ŞUBESİ
Suriyelilere yardım ettiği konusunda mahallede dedikodusu yapıldığını
söyleyenlerden biri de mahallenin muhtarı. Ünaldı Mahallesi muhtarı Nurettin
Nane’nin söylediğine göre mahalleli, Suriyelilere yardım ettiği için kendisine
kızmakta ve dedikodusunu yapmaktadır:
“Beni de suçluyor mahalleli. Mahallede bazıları ‘Muhtar hep Suriyelilere
yardım ediyor, hep o doldurdu Suriyelileri mahalleye’ diye hakkımda
dedikodu yapıyorlar.”
Güzelvadi Mahallesi’nde Halepli Ömer Kesho’nun evinde oturduğumuz
sırada içeri, Suriye’deyken uçaktan atılan bomba nedeniyle vücudunun sağ tarafı
yaralanan ve felç olan oğlu ile birlikte Ömer Nasr giriyor. Olaylardan önce
aracının tekerleklerini patlatmışlar, aynaları ve camlarını kırmışlar. Daha sonra bir
gece uyurlarken aracı yakmışlar. Ömer Nasr olayı şöyle anlatıyor:
“Olaylardan sonra bir gece uyurken yanık kokusuyla uyandık. Pencereden
baktık ki aracımız yanıyor. Araç LPG’li olduğundan evdeki herkesi
uyandırıp uzaklaştık oradan. Komşular da uzaklaştılar aracın civarından.
İtfaiyeyi aradık, geldiler araç patlamadan söndürdüler.”
Olaylardan önce Karayılan Mahallesi’nde cadde üzerinde bir dükkânda
ailesiyle kalan Halepli Mustafa ile, arkadaşıyla birlikte ev sahibine ziyarete
geldiğinde karşılaşıyoruz. Yaklaşık iki hafta boyunca gelmediği evini ve
bıraktıkları eşyalarını görmek için geliyor. 16 yaşındaki Mustafa, olay gecesi
yaşadıklarını heyecanla anlatıyor:
“Dükkânda ailece 9 kişi kalıyorduk. O gece bize taşlarla, sopalarla
saldırdılar. Dükkâna girip 80 yaşındaki babamın göğsüne büyük bir taş
attılar, yere düştü babam. Hâlâ yaralı ve hasta. Çok korktuk o gece. Sabah
olunca evi toparlayıp akrabalarımızın evine gittik.”
Bir diğer görüşmeci Güzelvadi Mahallesi’nde oturan 48 yaşındaki Ebu
Halil. Sokağa açılan kapıdan evlerine giriyoruz. Eve girerken duvarda asılı büyük
bir Türk bayrağı dikkatimizi çekiyor. Bunu niçin astıklarını sorduğumuzda,
“saldırganlar içeri girmeye kalkıştığında bizim Suriyeli olduğumuzu anlamasınlar
diye astık” cevabını veriyor. Türk bayrağının milliyetçi linçe karşı işlevsel bir
çözüm aracı olduğunu komşularından öğrenmişler. 9 Komşuları, “Eğer Türk

9 Suriyeliler tarafından Türk bayrağı, linç olayından korunmak ve “biz de sizdeniz” imajı vermek
için stratejik ve pragmatik bir araç olarak kullanılmaktadır. Bu olaylarda bayrağın “linçten
korunma yöntemi” olarak kullanıldığına dair bir başka örnek için bkz. “Saldırıya Türk Bayraklı
Çözüm”, (16 Eylül 2014). Gaziantep Detay Gazetesi, http://detaygazetesi.org/haber-4964-
saldiriya_turk_bayrakli_cozum.html17
MAZLUMDER GAZİANTEP ŞUBESİ
bayrağı asarsanız size karışmazlar” uyarısında bulunduktan sonra Ebu Halil,
komşusunun verdiği bayrağı duvarına asmış. Ebu Halil ailesiyle tek göz odada
yaşıyor. Oda perde ile ikiye bölünmüş, eşi ve çocukları perdenin arka tarafında.
Şam’dan gelmişler. Orada Adliye’de memurluk yapıyormuş Ebu Halil. Olayın
olduğu gecelerde çocuklar çok korkmuş. Yaz sıcağında kapıyı açıp uyuyorlarken
bu olaylardan sonra geceleri kapıyı örtüp uyumak zorunda kalmışlar. Ebu Halil
olay gecesi bir kalabalığın gürültüsünü duyduğunu ve 15-20 yaşlarında 20-30
kişinin ellerinde bıçak ve sallamayla Suriyeliler aleyhine slogan atarak
yürüdüklerini gördüğünü söylüyor. Komşular kendilerine kapıyı kapatıp içerde
beklemelerini tembih etmişler. Ebu Halil’in dediğine göre Kürt komşuları,
Suriyelileri saldırganlardan korumuşlar. Bir komşusu eline tüfek almış ve
saldırganlara doğrultarak “Suriyelilere karışırsanız tüfeği kullanırım” diye tehdit
etmiş. Üst komşularının kızları Ebu Halil’lerin evinin önünde bekleyip,
saldırganlara, “burada biz oturuyoruz, buralarda Suriyeli yok” demişler. Ebu
Halil, komşularından çok memnun olduğunu ve saldırganların başka bir
mahalleden geldiğini söylüyor.
5. SURİYELİLERE KARŞI ÖNYARGI VE NEFRETİN SOSYOKÜLTÜREL
VE SİYASAL TEMELLERİ
Linçlerin elbette birçok kaynağı ve çeşidi var. Fakat özellikle politik olan
linçler söz konusu olduğunda, istisnasız tümünün motivasyonunu sağlayan temel
etkenin milliyetçilik/ırkçılık olduğu görülmektedir. Elbette bunun en önemli
sebebi, ilkokuldan başlayarak “milli” eğitim gibi bir ideolojik aygıt araç kılınarak
tüm bireylerin zihninin milliyetçi ve ‘düşman’ imgesinin hâkim olduğu bir
müfredatla şekillenmiş olmasıdır. Böylece her neslin zihninde yaşam alanı bulan
bir milliyetçilik ve faklı olanı tehdit olarak gören bir tahammülsüzlük hazırol’da
bekler. Bunun bir sonucu olarak da, bazen şiddete dönüşme potansiyeli olan bu
nefret, kendi “otantik” kültürünün farklı bir kültür tarafından “işgal edilip
bozguna uğratılacağı” korkusundan beslenir. Çünkü “yabancı” olanlar, dilimizi,
kültürümüzü ve hatta varoluşumuzu “yok” etmek üzere aramızdadır. Eğer,
Bauman’ın kullandığı anlamda ifade edecek olursak, bu kültür bir “bahçe 18
MAZLUMDER GAZİANTEP ŞUBESİ
kültürüdür” ve bahçıvanlar farklı ot ve çiçeklerden oluşan bahçeyi düzenlemelidir.
Kesilmesi gereken “yabani otlar” derhal ortadan kaldırılıp yok edilmelidir:
“Toplumu bahçe gibi gören tüm görüşler toplumsal varlığın bazı
bölümlerini yabani otlar olarak niteler. Bunlar diğer yabani otlar gibi
ayrılmalı, kısıtlanmalı, yayılmaları önlenmeli, yerinden çıkarılmalı ve
toplum sınırları dışında tutulmalıdır; tüm bu yollar yetersiz kalırsa
öldürülmelidir”.
10
İşte milliyetçilik motivasyonlu tüm politik linç olaylarının temelinde bu
duygu vardır: Bir tür işgal edilmişlik hissi. Ya da kamusalın “yabancılar”
tarafından işgal edileceği korkusu. Bu durum, yerleşik nüfus ile dışarıdan gelen
nüfus arasındaki farklılık ne kadar belirsiz olsa bile, yani aynı etnik, dinsel,
kültürel kodları paylaşıyor olsalar bile böyledir. Dışarıdan gelen nüfus, yerleşikler
tarafından “istilacı” olarak görülme potansiyeline sahiptir. 11 Öte yandan bu
önyargı ve hoşnutsuzluk, linçe dönüşmek için çoğu zaman küçük bir kıvılcım
bekler. Ya azınlık olan kimliğin hâkim kimlikten birini öldürmesiyle ayaklanır
kalabalıklar, ya da “saldırın! vatan haini” çağrısına uyarlar. Bazen “millî/dinî
değerlerimize saldırdılar” çağrısıyla (6-7 Eylül, Çorum, Maraş, Sivas vs.), bazen
de “bunlar terörist” çağrısıyla mobilize olur kalabalıklar (Kürt ve solcu linçleri).
Son zamanlarda linç literatürümüze bir de “Arap linçi” eklendi. Aslında buna
şaşırmamak lazım, zira toplumda zaten bir “Arap nefreti”ni besleyen bolca
malzeme vardı. Mesela milli eğitim sisteminde bir ezber olarak zikredildiği gibi
tarihte “Araplar bizi arkamızdan vurmuştu”. Kemalist ideolojiyle harmanlanmış
eğitim sisteminin başarılı bir ürünü olan ortalama bir Kemalistin algısında Arap,
Ortaçağ karanlığında debelenen ve modernleşmenin tarihsel olarak hep gerisinde
kalmaya mahkûm bir karikatür olarak resmedilir. Bu nefretin izlerine, resmi
ideolojinin tedrisatından geçmiş olan toplumun kılcallarında ve nesilden nesle aktarılan
deyimlerde de rastlamak mümkündür. Örneğin muhayyel bir Arap algısının da
etkisiyle tüm Araplar siyahî zannedildiğinden siyah köpeklere Arap ismi takılır,
anlaşılmayan bir durumu ifade etmek için “anladıysam Arap olayım” ifadesi
kullanılır ve “Arap saçı” söylemi üzerinden Arap kadınları aşağılanır. Tüm bunlar,
toplumsal bilinçaltında biriken Arap nefretini besleyen malzemenin boyutları

10ZygmuntBauman. (2007). Modernite ve Holocaust. Versus Kitap, İstanbul, s.129-130.
11ZygmuntBauman. (2013). Sosyolojik Düşünmek. 9.basım, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, s.60.
Bauman, dışarıdan gelenlerin, yerleşikler tarafından “istilacı” olarak görülmesi ile ilgili bu
yorumu, Norbert Elias’ın The Established and the Outsiders (Yerleşikler ve Haricîler) adlı eserine
atıfla yapıyor.19
MAZLUMDER GAZİANTEP ŞUBESİ
hakkında ipucu vermektedir. Suriyeli kimliğine dair olumsuz kanaatler yukarıda
sıralandığı gibi sadece “muhayyel” bir anlatıdan beslenmiyor. Suriye’ye sınır
komşusu olmasından ve özellikle son yıllarda yoğun Suriyeli göçünden ötürü
Gaziantep’te Suriyelilere yönelik algı, “muhayyel” olmaktan çok gündelik hayatta
yüz yüze karşılaşmalarla ve “deneyimlerle” inşa edilmektedir. Daha önce çeşitli
anlatılar aracılığıyla resmedildiği ölçüde tanınan Suriyeliler, artık şehrin
kamusalında, mahallenin parkında veya camisinde, komşu olarak gündelik hayatın
merkezinde yer almakta ve pratik olarak deneyimlenmektedir. Bu sayede yerleşik
Suriyeli algısı büyük bir dönüşüme uğramaktadır. 12 Elbette bu algı, ilerleyen
sayfalarda da ele alacağımız gibi şehirde Suriyelilerle ilgili çeşitli dedikodu ve
söylemlerden de etkilenmekte, sadece yüz yüze ilişki boyutuyla sınırlı
kalmamaktadır.
Yaptığımız görüşmelerde ortaya çıkan genel eğilim, yukarıda sözünü
ettiğimiz toplumsal nefret zemininin özellikle cinayetin ardından olayın yaşandığı
mahallelerde yaygınlaştığı yönünde. Cinayet öncesinde zaten Suriyelilerle ve
Suriyeli kimliği ile ilgili var olan olumsuz kanaatler, cinayetin ardından somut bir
karşılık buldu ve bu nefret cinayetle birleşince ani bir patlamaya dönüştü.
Suriyelilere karşı bu nefretin özellikle milliyetçi kesimler arasında yaygın
olduğunu söylemek mümkün. Olay gecesi sokak sokak yürüyüp Suriyelilere
saldıranların en sık attığı slogan da bunu doğruluyor: “Ya Allah, Bismillah, Allahu
Ekber!” Türkiye’de bu sloganı eylemlerde kullananların siyasal meyli
hususunda tahminde bulunmak zor olmasa gerek. Buradan hareketle, Suriyelilere
karşı olumsuz algının, sıkça dillendirildiği gibi sadece sosyo-ekonomik boyutta
olduğunu söylersek eksik bir teşhiste bulunmuş olacağız. Elbette sosyo-ekonomik
boyut, Suriyelilere karşı nefreti besleyen en önemli sebeplerden. Fakat yaptığımız
görüşme ve gözlemlerde bu yürüyüşlere dâhil olanların ve Suriyelilere karşı
olumsuz tavır takınanların önemli bir kısmının milliyetçi bir siyasal eğilime sahip
olduğunu ve nefretinin temel referansını da bu siyasal eğilimden aldığını teşhis
ettik.

12 “Muhayyel öteki” ve “deneyimlenen öteki” kavramlarını yine bir göçün ardından İzmir’e
yerleşen Kürtlere yönelik İzmirli orta sınıfın algısındaki dönüşümleri analiz etmek için kullanan
bir çalışma için bkz. Cenk Saraçoğlu. (2012). Şehir Orta Sınıf ve Kürtler: İnkârdan “Tanıyarak
Dışlama”ya. 2.Baskı. İletişim yayınları: İstanbul.20
MAZLUMDER GAZİANTEP ŞUBESİ
5.1. Suriyeli Nefretinin Dedikodu Boyutu: Şehir Efsaneleri
Gaziantep’te halk arasında, Suriyelilere atfedilen ve gerçekle ilgisi
olmayan çok fazla söylenti dolaşımda. Bu söylenti ve dezenformasyonlar,
Anteplilerin Suriyelilere yönelik algısını ciddi anlamda olumsuz yönde etkiliyor.
Aşağıda, birçok görüşmeciden de işittiğimiz şehir efsanelerinden birkaç örnek
sıraladık:
“Suriyeliler sürekli şunu söylüyor: Anteplilerden karılarını da istesek veriyorlar.”
“Suriyeliler adamın birini öldürüp güneş enerjisinin içine atmış.”
“Suriyeli kadınlar fuhuş yapıyor, toplumun ahlâkını bozuyor.”
“Suriyeliler şehrin su şebekesine fare zehri atmış.”
Bu anlatılarla ilgili herhangi bir kaydın veya haberin olmadığı gerçeği bir
yana, dikkat edilirse bu şehir efsanelerinin tamamı, sadece (gerçekleşmişse)
cürmü işleyenlere değil tüm Suriyelilere atfedilmekte ve genelleştirilmektedir.
Diğer bir ifade ile etnik olan kriminalleştirilmekte (suç etnikleştirilmekte) ve
toplum algısındaki Suriyeli kimliği bu vesileyle kötücülleştirilmektedir. Antep’te
halk arasında yaygın biçimde dolaşımda olan bu gibi şehir efsaneleri, zaten
olumsuz olan Suriyelilere yönelik algıyı, şiddete dönüşmesi muhtemel bir nefretle
körüklüyor. Suriyelilerle ilgili kahvede konuşulan konular da Şehirde dolaşımda
olan efsanelerin özeti niteliğinde. Mekân Kıraathanesi’nin sahibi Metin, kahvede
Suriyeliler ile ilgili çok acayip olayların konuşulduğunu söylüyor. “Mesela
Suriyeliler bir kadına tecavüz etmişler, onu öldürmüşler. Sonra hortumla şişirmiş
ve patlatmışlar.” Bu olayı, ölen Hıdır Çalar’ın akrabası Mahmut Çalar da
anlatıyor ve şöyle söylüyor: “Bunu bir insan nasıl yapar yahu. Bunlar insan
olamaz!” Bunun gibi yaşanmış olduğu bilgisi mevcut olmayan kulaktan dolma
söylentiler halk arasında yayılmakta ve sonuç olarak Suriyelilere yönelik bir
nefretin ya da daha da ötesi şiddetin kaynağı olarak dönmektedir. Mekân
Kıraathanesi’nin sahibi Metin’in dediğine göre, “Bu olaylardan önce Mahalleli
Suriyelilere yardım için seferber olurdu. Zamanla bu azaldı. Özellikle son
olaydan sonra artık bir nefrete dönüştü.”
Suriyeli mültecilere dair halk arasındaki eleştirilerden biri de, onların
Türkiye’nin sunduğu olanakları vatanlarına tercih ettikleri yönünde. Gaziantep’te
yaygın söyleme göre Suriyeli kadın, yaşlı ve çocukların gelmesi anlaşılabilir bir 21
MAZLUMDER GAZİANTEP ŞUBESİ
durumken, “savaşabilir” yaşta olan Suriyelilerin Türkiye’ye gelmesinin anlaşılır
bir tarafı yoktur. “Onlar, vatanlarında savaş varken bir kadın gibi kaçmışlar ve
dolayısıyla vatan hainliği yapmışlardır!” Vatan hainliğinin her koşulda “büyük
suç”lardan biri olarak görüldüğü bir siyasal vasatta, böyle bir ifadeye şaşırmamak
lazım. Zira Türkiye’de tarihsel olarak milliyetçi ve devletçi/vatancı paradigmanın
bir ürünü olarak insanı/toplumu değil vatanın ve devletin bekâsını önceleyen
düşünce, devletle karşı karşıya gelen herkesi potansiyel suçlu görme
eğilimindedir. Bu sebeple Suriyeli genç ve orta yaş erkeklere yönelik olumsuz
algının bir sebebi de, onların vatanları uğruna savaşabilecek durumda olmalarına
rağmen savaşmayıp, “kadın gibi” kaçmayı tercih etmiş olmalarıdır. Cinayetin
yaşandığı mahallenin bakkalı da Suriyeliler ile ilgili şikâyetini dile getirirken bu
noktaya vurgu yapmaktadır: “Gençlerin burada ne işi var. Savaş olur kadın yaşlı
çocuk kaçar gelir. Ama bunların gençleri de geliyor”.
6. SURİYELİLERE KARŞI ÖNYARGI VE NEFRETİN SOSYOEKONOMİK
TEMELLERİ
6.1. Nefretin Sosyo-Ekonomik Tezahürleri
Gaziantep’te Suriyeli mültecilere yönelik saldırılar; Ünaldı, Karayılan,
Yavuzlar, Güzelvadi ve Şehreküstü gibi şehrin yoksul semtlerinde gerçekleşti. Bu
semtlerde oturanlar genellikle işçi ve esnaflardan oluşuyor. Gözlemlerimize ve
yaptığımız görüşmelere dayanarak vardığımız bir sonuç da, bu mahallede şiddet
potansiyeli taşıyan nefretin, gelir durumu yüksek olan semtlerde karşılığının pek
olmamasıydı. Olaylara konu semtlerde görülen nefret ya da en hafif tabirle
huzursuzluk, daha çok ideolojik, yani sınıfsal olmayan bir boyutta. Bu nefretin ise
Türkiye’de ideolojik aygıt olarak işlev göregelmiş olan milli eğitim sisteminin
vermiş olduğu formasyonun başarılı bir şekilde zihinlere yerleştirdiği “bizi
sırtımızdan vuran Araplar” söylemiyle şekillendiğini söylemek mümkün.
Gündelik hayatlarının önemli bir kısmını şehre uzak kendi güvenli semt ya da
sitelerinde geçiren varlıklı kesimler için göçmenlere “değmeden” yaşamak,
yoksullara oranla daha mümkün. Bu imkân, varlıklı yerleşik kesimin Suriyelilerle
ilgili algısının, yoksul semtlerin yerleşik sakinleri kadar keskin olmamasının
sebeplerinden biri olarak göze çarpıyor. Gündelik yaşamda yoksul Suriyelilere 22
MAZLUMDER GAZİANTEP ŞUBESİ
değmediği ve onlarla karşılaşmadığı için varlıklı kesim, herhangi bir Suriyeli
kimliğini deneyimlememektedir. Dolayısıyla bu tabakada Suriyeli nefreti
yeterince görünür olmamakta, sosyo-ekonomik nedenlere dayanmamakta ve
araştırma nesnesi olabilecek bir olguya dönüşmemektedir.
13 Fakat yoksul
semtlerde, semt sakinleri ve Suriyeliler arasında bir gerilimin ve özellikle cinayet
olayının ardından Suriyelilere karşı muayyen bir nefretin ortaya çıktığını
rahatlıkla söyleyebiliriz.
6.2. “Arap Ama Seviyeli İnsanlar!”
Görüşmecilerden Mustafa da Suriyelileri istemediğini söylüyor ve bunu
başta sosyo-ekonomik sebepler olmak üzere birçok sebebe bağlıyor. Mustafa 33
yaşında, işsiz. Ailesi yıllar önce Siirt’ten Gaziantep’e taşınmış. Olayların
yaşandığı mahallelerin birinde, Ünaldı’da yaşıyor. Suriyelilerle ilgili
düşüncelerini sorduğumuzda, Suriyelileri Gaziantep’te istemediğini söylüyor.
Mustafa yaşanan olaylarla ilgili rapor hazırladığımızı öğrenince bize Suriyelileri
niçin istemediğini sıraladığı 20 maddelik bir liste veriyor. 14 Suriyelileri
istememesinin sebebini ise “ucuz işgücü”nden kiraların artışına, suç oranlarından
hastane kuyruklarına, Suriyelilerin “anlaşılmayan bir dilde” konuşuyor
olmasından serbest dolaşımlarına, trafiğin yoğunluğundan park alanlarındaki
Suriyeli kalabalığa kadar birçok nedene bağlıyor. Mustafa, “zengin” ve “yoksul
Suriyeliler” ayrımı yaparak, yoksul olanların ve dolayısıyla “psikolojisi bozuk
olanların” hep kendi mahallelerinde olduğunu, zenginlerin ise lüks semtlerde
“seviyeli” bir şekilde yaşadıklarını söylüyor:
“[Suriyeliler] aramızda yaşadıkları için olumsuz olaylara çoluk çocuk şahit
oluyoruz. Polisler, gaz bombaları, sopalar, yaralılar, kanlar… (Burada olay
gecesini anlatıyor). Bu olaylara biz şahit oluyoruz, niye? Çünkü işi iyi
olan, zengin Suriyeliler zengin semtlerde, keyifleri yerinde, rahatlar.
Yoksullar ve suça bulaşanlar da bizim mahallelerde. Her şeyi biz
yaşıyoruz; yaralanmalar, kavgalar, cinayetler vs. (…)
Tüm sorunlu Suriyeliler yoksul mahallelerde. Mesela gidiyorum
İbrahimli’deki (Antep’teki zengin semt) akrabalarımızın yanına, oh be!
Adamların Jip’i kapıda, Arap plakalı. Daire almışlar fıstık gibi. Peki orada
olay çıkarıyorlar mı? Yok. Peki niye? Çünkü adamlar seviyeli insanlar.

13Bu gözlemimiz, Cenk Saraçoğlu’nun çalışmasında ulaştığı sonuçlarla paralel. Saraçoğlu, İzmir
özelindeki çalışmasında uydu kentlerde yaşayan varlıklı tabakanın kentsel ilişkilerde Kürtlere
“değmeden” yaşadıklarını ve bu sebeple bu kesimde araştırma nesnesi olabilecek bir Kürt
nefretinin olmadığını söylüyor. Bkz. Şehir, Orta Sınıf ve Kürtler. s.25-28.
14 Mustafa’nın bu 20 maddelik listesi, Suriyelilere dair genel hoşnutsuzluğun bir özetini vermesi
açısından önemli. Bkz. Ek-3.23
MAZLUMDER GAZİANTEP ŞUBESİ
Arap ama seviyeli İnsanlar. O semtlerde; Emek, Sarıgüllük, İbrahimli’de
evler almışlar, mutlu mis gibi bir hayat yaşıyorlar. Fakir, psikolojisi bozuk
olan, yakınlarını kaybedenler bizim semtte…”
Mustafa’nın yoksul ve zengin Suriyeliler arasında zengin Suriyeliler
lehine yaptığı bu ayrım, aslında sınıf-içi nefrete ya da ezilen-ezilen çelişkisine
işaret etmesi bakımından önem arz ediyor. Mustafa, hem kendi işsizliğini hem de
civarda işlenen çeşitli suçları “mahalleye” sonradan gelmiş olan yoksul
Suriyelilere bağlamakta ve böylece Suriyeli kimliğini değil, yoksul Suriyeli
kimliğini kriminalize etmektedir. Eğer Mustafa örneğini genele ışık tutacak bir
veri olarak kullanacak olursak, “yoksul Gaziantepli”de tezahür eden nefretin tüm
Suriyelilere karşı olmadığı, çoğunlukla yoksul Suriyelilere karşı olduğu çıkarımını
yapabiliriz. Varlıklı Suriyelilere yönelik muhtemel nefret/öfkenin kaynağı ise kent
içerisinde lüks araçlarıyla dolaşmaları, eğlenmekten ve bakım yapmaktan taviz
vermemeleri veya lüks mağazalardan alışveriş yapıyor olmaları gibi statüsel
görünürlükleri ve pratikleridir.15
Fakat işçi ve esnaf kesiminin ya da diğer bir ifadeyle düşük gelir
grubunun yaşadığı semtlerdeki Suriyeli nefreti, daha çok sosyo-ekonomik bir
temelde görünür olmaktadır. Bunun en bariz örneği kira artışları ve ucuz işgücü
olguları üzerinden gelişen Suriyeli karşıtı söylemler. Suriyelilere karşı nefretin
kaynağının ne olduğuyla ilgili sorduğumuz sorulara verilen neredeyse tüm
cevaplar, kira artışlarını ve Suriyelilerin ucuz işgücü olarak çalışmasını işaret
ediyor. Böylece sosyo-ekonomik problemler Suriyeli kimliğine bağlanarak,
sınıfsal olana içkin bir milliyetçi nefret vücut buluyor. Başka bir deyişle, sınıfsal
olan nefret kimliksel olanı da kuşatarak nefretin alanını genişletiyor. Aslı
Sümer’in ifade ettiği gibi, hâkim kimliğin azınlık kimlikleriyle gerilim yaşadığı
ortamlarda, azınlık kimliklerine bir de sınıfsal konum ekleniyorsa işler iyice
karışıp ırkçılığın boyutları büyüyebiliyor. 16 Gaziantep’te Suriyeli kimliğinin
(dışlanan bir kimlik olması itibariyle) azınlık olması ve aynı zamanda sınıfsal bir
mahrumiyetle ilişkilendirilmesi, bu kimliğe karşı gelişen dışlayıcı refleksin linç
boyutuna varmasını kolaylaştırıyor.

15 Gaziantep’te sıkça tekrar edilen şikâyetlerden biri de, Suriyelilerin “sanki ülkelerinde savaş ve
katliam yokmuş gibi lüks giyindikleri, eğlendikleri, kahkahalar attıkları, Anteplilerden daha mutlu
ve duyarsız oldukları” yönünde. Bu düşünceyi benimseyenler, Suriyelilerden gündelik hayatın her
anını bir ağıt ve yas havasında yaşamalarını beklemektedir.
16 Aslı Sümer, (2010), Irkçılık, laiklik, sol. Birikim dergisi. Sayı: 250: sf.9024
MAZLUMDER GAZİANTEP ŞUBESİ
6.3. Kira Artışları ve Ucuz İşgücü
2011 yılında başlayan Suriye savaşından kaçıp Gaziantep’e sığınan
mültecilerin sayısı her geçen gün artıyor. Resmi rakamlara göre Gaziantep’te
kamp dışında yaşayan Suriyelilerin sayısı 179 bin.17 Gayr-i resmi rakamlar bunun
çok üzerinde. Bu nüfusun şehirde birikmeye başlaması ile birlikte konut
kiralarında hızlı bir artış yaşandı. Ev kiraları 300 ile 1500 lira arasında
değişmekte, harabe halindeki dükkân ve depolar bile 300-500 lira arasında
değişen fiyatlarla kiraya verilmektedir. Hal böyle olunca, konut piyasasında hızlı
bir fiyat artışı yaşanmış ve bunun mağduru Gaziantep’teki tüm kiracılar olmuştur.
Gaziantepli görüşmecilerin ortak şikâyeti kira artışlarıdır ve kira artışları da
Suriyelilerin şehirde birikmesine bağlanmaktadır. Dolayısıyla kira artışlarından
kaynaklanan bu öfkenin ibresi, mülk sahiplerine değil, zayıf olarak görülen
sığınmacılara yönelmektedir.
Çalışma ilişkilerinde de benzer problemleri görmek mümkün. “Kentler
sığınmacılarla kalabalıklaşırken, gelenler ekonomik hayatın tabiatı gereği, bu kez
de yerleştikleri mahallelerdeki komşularının daha önce çalıştıkları ve ancak asgari
ücret alabildikleri işlere de talip oldular ama onlardan çok daha düşük ücretlere.”18
Bazı işverenlerin de işine gelen bu durum, Suriyelilerin “mağdur” pozisyonundan
istifade edip onları ucuz işgücü olarak kullanmaya sebebiyet veriyor. Geçimlerini
sağlamak için mecburen bu şartlarda çalışan Suriyeliler, böylece işverenler için
‘ilkel birikim’ potansiyeli haline gelebiliyorlar. Üstelik bu çalışma koşulları
sadece şehirlerdeki değil, kamplardaki sığınmacıları da potansiyel “ucuz işgücü”
olarak görmektedir: “Kamplarda kalanlar, akşam belli saatlerde dönmek
koşuluyla, kapı önlerindeki amele pazarlarından tarlalara, inşaatlara, çok ağır
koşullarda, yerli yoksulların yarı fiyatına çalışmaya götürülüyorlar. Bu ucuz
işgücü pazarına dâhil olanların sayısı her geçen gün arttıkça, gündelik fiyatlar
düşerken, kölelik koşullarındaki çalışma süreleri artıyor.”19 Bunun da bir sonucu
olarak işverenler ya Antepli işçi çalıştırmak istemiyor, ya da çalıştırsa da
Suriyeliyle aynı ücreti, yani düşük ücreti vermek istiyor. Hal böyle olunca Antepli
işçilerin nefreti işverenlere değil de Suriyelilere yöneliyor. Tıpkı kiraların
yükselmesinde olduğu gibi burada da öfkenin ibresi yanlış belirleniyor. Ev

17 AFAD Gaziantep’ten aldığımız resmi rakam.
18 Gültekin, ‘Kardeş’ten ‘İstenmeyen Misafir’e, s.28.
19 Gültekin, a.g.m., s.28.25
MAZLUMDER GAZİANTEP ŞUBESİ
sahiplerinin belirlediği kira artışları da Suriyelilere mal ediliyor ve nefret bir kez
daha sosyo-ekonomik bir zeminde vücut buluyor.
Yukarıda bir görüşmecinin alıntıladığımız sözlerini burada tekrar
zikretmek faydalı olacaktır. Olayların en yoğun yaşandığı mahalle olan Ünaldı’da
ikamet eden Gülsevim Hanım, olaydan önce Suriyelilere yardım eden
komşularının bile bu olayların ardından Suriyelileri istemediğini söylüyor. Bunun
sebepleri ise kira artışları ve ucuz işgücü olarak sıralanıyor:
“…Komşu kadınlar bana dediler ki, ‘bunlara niye yardım
ediyorsun?’Çünkü, dedim din kardeşiyiz, ondan yardım ediyorum. ‘Hayır
bunlara yardım filan etmeyin, bunlar yüzünden bizi evimizden ediyorlar,
kiralarımız bunlar yüzünden artıyor, çocuklarımız iş bulamaz oldu’
dediler. Yani mahalleli de eskiye oranla artık Suriyelileri sevmiyor.
Eskiden yardım ederlerdi, severlerdi Suriyelileri ama bu olaylardan sonra
nefret eder oldular.”
Mahallenin muhtarı Nurettin Bey de mahallelinin şikâyetinin kira
artışları ve Suriyelilerin düşük ücretlerle çalışıyor olması noktasında
yoğunlaştığını söylüyor. Nurettin Bey’e göre ev sahipleri ve esnaf dışında kimse
Suriyelilerden memnun değil. Bunların memnuniyetinin de Suriyelileri gelir
kaynağı olarak görmelerinden ileri geldiğini söylüyor. Memnun olmayanların
daha çok kirada oturanlar, işsizler ve maaşı işveren tarafından düşürülenler
olduğunu söylüyor. Nurettin Bey’in; evini Suriyelilere kiralayıp aracında yatan,
yerli kiracıyı çıkarıp evi çok daha yüksek bir kira karşılığında Suriyelilere veren,
çatıya konteynırlar koyup bunları Suriyelilere kiralayan ev sahiplerinin çeşitli
hikâyelerini anlatıyor. Dolayısıyla Suriyelileri birer gelir kaynağı olarak gören ev
sahipleri, Suriyeliler hakkında en az şikâyet eden kesimi oluşturuyor.
6.4. Vergisiz İş Yeri Açma Nedeniyle Esnafta Haksız Rekabet
Rahatsızlığı
Öte taraftan Antep’te Suriyelilerle ilgili şikâyetlerden bir diğeri iş yeri
açan Suriyelilerden vergi alınmaması. Birçok kişi, “bizden vergi alıyorlar,
onlardan almıyorlar” şikâyetini dillendiriyor.20 Maraş’ta ve Antep’te gerçekleşen
olaylarda saldırganların işyerlerine saldırmasının bununla yakından ilişkili

20 “Her türlü sıkıntımız var burada kendileri geldi geleli… Devletimiz iş yeri açan Suriyelilerden
vergi almıyor, bizden alıyor… Biz 300 liraya çalışıyorsak onlar 100 liraya çalışıyor…” Bkz.
“Gaziantep’te gerginlik sürüyor; Suriyeliler linç edilmek istendi”, 12.08.2014. Cihan HaberAjansı,
http://www.youtube.com/watch?v=OuJthO54rcI .26
MAZLUMDER GAZİANTEP ŞUBESİ
olduğunu söylemek mümkündür. Bu konunun yaratmış olduğu sosyal çatlağı
önlemenin yolu bir takım düzenlemeleri ivedilikle yapmaktan geçiyor.
6.5. İkinci eş, Kadın İstismarı ve Fuhuş Sorunu
Mazlumder Kadın Çalışmaları Grubu’nun “Kamp dışında yaşayan
Suriyeli Kadın Sığınmacılar” raporu bu konuda çok önemli veriler
barındırmaktadır. Savaştan kaçan ya da oradaki hayat koşullarının
kötüleşmesinden kaynaklı olarak Suriyeli kadın sığınmacıları ikinci bir eş olarak
evlendirmek neredeyse sektörel bir alana dönüşmüş durumda. Belli bir bedel
karşılığında gönüllü, gönülsüz ya da kandırılarak evlendirilen kadın ya da çocuk
sayısı artış eğilimindedir. Bu durum özellikle yoksul semtlerde yaşayan
kadınlarda tedirginliğe yol açmaya başlamıştır. Gaziantepli kadınların “Suriyeli
kadınlar kocalarımızı ayartacak” gibi şikâyetleri de Suriyeli kadınlara karşı bir
nefreti ve onları potansiyel “fitne” olarak görmeyi beraberinde getirmektedir.
Yine sınır hattından kimi zaman kaçak, kimi zaman da yasal yollardan
evlendirme vaadiyle getirilen ve fuhuş çetelerinin tuzaklarına düşen pek çok
Suriyeli kadın gerçeği ile karşı karşıyayız. Bu çetelere karşı etkin bir önlem
alınmaması, hatta bu çetelerin çok rahat bir şekilde kaçak geçişleri sağlaması,
üzerinde ivedilikle durulması gereken bir mesele olarak karşımızda durmaktadır.
Zira fuhuş çetelerinin bu eylemleri yine sığınmacılara karşı bir önyargı ve nefret
birikimine sebep olmaktadır.
7. KAMUSAL ALANDAKİ UYUM VE ÇATIŞMA
“Sığınmacıların kentlere, kamplara veya bölgelere dağılımında akrabalık
bağları kadar sınıfsal özellikler de etkilidir”.21 Özellikle kentleri tercih edenler,
gelirlerine uygun olan semtlere yerleşiyorlar. Eğer zengin semtlerde yüksek
kiralar verebilecek kadar varlıklı değillerse –ki çoğu değil-, yoğunluklu olarak
yoksulların yaşadığı kent çeperlerinde kirasını ödeyebilecekleri bir barınak
bulmaya çalışıyorlar.22 Suriyeliler, bu bölgelerde yaşamakta ve gündelik yaşam

21 Gültekin, a.g.m., s.28.
22 Yoksulların yaşadığı ve kiraların nispeten diğer semtlere oranla daha uygun olduğu semtlere,
Suriye’deyken de yoksul olanların yanı sıra orta sınıfa dâhil olup da birikimlerini tüketip
yoksullaşanlar da yerleşmektedir. Suriye’deyken yüksek geliri ve birikimi olan kentli, eğitimli, 27
MAZLUMDER GAZİANTEP ŞUBESİ
alanlarını bu mahallenin sakinleriyle paylaşmaktadırlar. Böylece yoksul semtlere
görece yoğun bir Suriyeli nüfus birikmekte ve Suriyeliler ve Gaziantepliler,
gündelik yaşamlarında mahalle ve semtlerinin belirli alanlarında karşılaşma
imkânı bulmaktadırlar. Bu karşılaşmayı sağlayan temel etken ise her iki kesimin
de yoksulluğu. Zira bu semtler, diğer semtlerle karşılaştırıldığında diğer bölgelere
nazaran daha az bir bütçeyle geçinebilmeyi mümkün kılmaktadır. Şehir içi
otobüsler, parklar, pazar yerleri vb. mekânları birlikte kullanan bu her iki kesim,
gündelik hayatın pratiğiyle yüz yüze ilişki kurmakta ve birbirlerini tanıma imkânı
bulabilmektedir. Gaziantep’te yaygın inanışa göre Suriyelilerin gelmesiyle birlikte
yaşam koşulları kötüleşmeye başlamış ve kendilerine ait olan kamusal alan
Suriyelilerle “paylaşılmaya” başlanmıştır. Antepliler Suriyelilerle ilgili
şikâyetlerinde, Suriyelilerin parklarda, hastane kuyruklarında, otobüslerde vb.
yerlerde çok fazla görünür olduğunu ve bu sebeple artık parklarda ailece
oturamadıklarını, otobüslerde yer bulamadıklarını, hastanelerde sıra
alamadıklarını söylüyorlar. Bu şikâyetler, kendi kamusal alanlarının Suriyelilerce
istila edildiği ve yerel kültürel dokunun bozulduğu düşüncesinden besleniyor. Bu
düşünceye göre Suriyelilerin gelmesiyle birlikte eskiden homojen ve nispeten
“yerli” olan kent kültürü, zamanla melezliğin hâkim olmaya başladığı bir biçim
almaktadır. Bu melezlik, kendi kültürünün yok olacağı endişesini diriltmekte ve
“yabancı”yı bir istilacı olarak görme eğilimini kuvvetlendirmektedir. Böylece
kamusal alanın “yabancılar” tarafından işgal edildiği düşüncesi, “yabancıları”
artık muhtemel her suçun ve kötülüğün kaynağı olarak görmeye imkân
tanımaktadır. Suriyelilerin kamusal alanda görünür olmaları, onlarla sosyal kent
yaşamının her alanında karşılaşılması Anteplilerin kendi kültürlerine karşı bir
tehdit olarak okunmaktadır. Antep’te artık ezber bir söyleme dönüşen “Suriyeliler
geldi huzurumuz bozuldu”, “Parklarda oturamaz olduk” gibi şikâyetler, halkın
Suriyeli algısının olumsuz bir boyuta taşınmasının önemli göstergelerinden.
Kamusal alanın “homojen” kültürünün Suriyeli mültecilerle birlikte “bozulduğu”
düşüncesinden beslenen Suriyeli nefreti, Antep’teki şehir efsaneleriyle de
birleşince nefretin şiddete dönüşme potansiyeli hız kazanabilmektedir.
Görüşmecilerin bazıları, kendilerine ait bir yaşam alanı olarak gördükleri

nitelikli ve iş sahibi çoğu Suriyeli, Türkiye’ye geldikten sonra birikimini tüketmek suretiyle birkaç
yıl içerisinde dramatik bir şekilde yoksullaşmış ve işçileşmiştir. İşçileşen/yoksullaşan bu kesimler,
kısa sürede yoksulların yaşadığı semtlerde, kötü koşullarda yaşamak zorunda kalmışlardır.
Bununla ilgili bir yorum için bkz. Gültekin, a.g.m., s.29-30.28
MAZLUMDER GAZİANTEP ŞUBESİ
parkların aynı zamanda Suriyelilerin mekânı olmaya başlamasını
kabullenememekte ve bu durumdan rahatsızlıklarını dile getirmektedir. Örneğin
Antepli görüşmecilerden Mustafa’ya göre;
“Antepliler olarak, Suriyeliler hastaneleri ve parkları doldurduklarından,
ne hastanelere gidebiliyoruz ne de zaten mahallemizde sayıca çok az olan
parklarda oturabiliyoruz. Trafik de Suriyeliler geldikten sonra çok daha
yoğun oldu.”
Bu şikâyetleri Gaziantep’te birçok kişiden işitmek mümkün. Örneğin
muhtarla görüşme yaptığımız esnada gelip oturan, ezan okunur okunmaz camiye
gitmek için ayaklanan Mehmet amcaya, “Sen ne düşünüyorsun?” diye
sorduğumuzda cevabı, “geldiler buraları mahvettiler” minvalinde oluyor: “Bence
Suriyeliler gitsinler. Daha çok olay çıkarırlar bunlar. Bunlar yüzünden ev kiraları
arttı. Parkta oturacak yer bulamadık, her yerdeler bunlar.”
Genel bir şikâyet olması itibariyle “kamusal alanın Suriyelilerce istila
edildiği” yönündeki söylem, bazı zamanlar şiddete ya da Suriyelileri ortak yaşam
alanlarından kovmaya dek varabiliyor. Güzelvadi Mahallesi’nden 61 yaşındaki
Ömer Nasr, Ramazan Bayramı’nda parkta oturdukları esnada yaşadıkları bir olayı
şöyle anlatıyor:
“Ramazan bayramında parkta ailemle ve çocuklarımla oturup kahve
içiyorduk. 15 yaşlarında 20 tane genç gelip ‘burada oturamazsınız’ dediler.
Kahvemizi döküp eşyalarımızı dağıttılar. Daha sonra eşyalarımızı alıp
parktan ayrılmak zorunda kaldık.”
Aynı mahalleden bir diğer görüşmeci Muhammed, amcasının oğlu ile
birlikte parkta otururken, yanlarına gelen birkaç gencin “burada oturamazsınız”
uyarısına maruz kaldığını söylüyor. Gençler, “bu park Türklerin, buradan
defolun” diyerek tehdit etmiş, mecburen kalkıp eve gitmişler. Evin parka bakan
penceresine çıkmışlar; fakat Muhammed’in dediğine göre parktaki çocuklar
buraya da taş atmış, camları kırmışlar.
Anteplilerden sıkça işitmenin mümkün olduğu şikâyetlerden biri de
Suriyelilerin gelmesiyle suç oranlarının çok ciddi oranda arttığı yönünde.
Görüşmecilerden Mustafa, Suriyeliler yüzünden suç oranların arttığını ve artık
taciz, yol kesme, haraç alma gibi olaylar yüzünden kendilerini güvende 29
MAZLUMDER GAZİANTEP ŞUBESİ
hissetmediklerini söylüyor. 23 “Kendini güvende hissetmemek”, ya da daha
varoluşsal bir noktadan söylersek “kendini evinde hissetmemek” durumu, evin
işgal edildiği düşüncesinden beslenmektedir. Antepli bir görüşmeci bu durumu
şöyle dile getiriyor:
24 “Antep’e çok Suriyeli geldi, çok yüklendiler. Gerçekten artık
nerede yaşadığımızı şaşırdık”. Görüşmecinin vurguladığı bu nokta, Gaziantep’te
kamusal alanda konuşulan ve dükkânlara tabela olan bir dilin yaygınlaşıyor
olmasının Gazianteplilerin “artık nerede yaşadığını şaşırmasına” ve bunu bir
şikâyet unsuru olarak kullanmasına sebebiyet verdiği görülmektedir. “Kendini
evinde hissetmeme” durumu ve bu işgal edilmişlik hissi; “yabancıyı”, “ötekiyi” ve
“düşmanı” da kolaylıkla yeniden üretebilmektedir.
Suriyelilere yönelik sosyal dışlamanın gündelik ilişkilere sızan boyutuyla
ilgili çeşitli örnekler de mevcut. Örneğin Ünaldı Mahallesi’nden Gülsevim
hanımın anlattığı olay, son yaşanan olayların ardından Suriyelilerin kamusal
alanda yaşadıkları problemin boyutunu gözler önüne seriyor:
“Ben yemek yapmıştım. Suriyeli misafirlerimiz vardı. Bizim çocuklar evde
yoktu, Suriyeli çocuğa yemek tepsisini verdim fırına götürsün diye. Bir
süre sonra çocuk boynunu bükerek tepsiyle geldi. Ne oldu ablam diye
sordum. Ben anlamadım dilinden ama sonra anladık ki fırıncı
“Suriyelilere yemek yapmıyoruz, ekmek de satmıyoruz” deyip kovmuş
çocuğu”.
Yaptığımız görüşmeler boyunca yer yer gözlemlediğimiz ve teyit
ettiğimiz ilginç bir husus, linç olaylarının ardından Suriyeli bazı kadınların
Suriyeli oldukları anlaşılmasın diye çeşitli stratejiler geliştirdiklerini ortaya
koyuyor. Bazı Suriyeli kadınların başörtülerini Gaziantepli kadınlar gibi
bağladığını ve kamusal alanda Antepli kadınlar gibi giyinip örtündüğünü
müşahade ettik. Bu giyinip örtünme pratiği, kıyafete yansıyan Suriyeli kimliğini
gizlemenin bir yöntemi olarak kullanılıyor. 25 Kamusal alandaki Suriyeli
hoşnutsuzluğunun bazı zamanlar sokakta kimlik sormaya kadar varan boyutunun,
kadınların böyle bir strateji izlemesine sebebiyet verdiği söylenebilir. Aksi halde
sözlü ve fiziksel tacizlere maruz kalabiliyorlar. Örneğin yine Gülsevim hanımın

23 Bu hususta görüştüğümüz vali yardımcısı Mehmet Taşdöğen, bu iddianın çokça gerçekçi
olmadığını, Suriyelilerin karıştıkları suç oranının %2,5 ile %4 arasında değiştiğini, bunun ise
beklenenden çok daha düşük olduğunu ifade etti.
24Bu görüşmeci, cinayetin işlendiği evin komşusu, marangoz.
25Suriyeli kadınların kılık kıyafeti, Gaziantepli kadınlardan ayırt edilebilecek derecede kendine
özgüdür. Başörtüleri genellikle beyaz, alna yapışık ve boyna sarılıdır.30
MAZLUMDER GAZİANTEP ŞUBESİ
anlattığı bir olayda başörtüsünü bağlama biçiminden dolayı Suriyeli olduğu
anlaşılan bir kadın tacize maruz kalıyor:
“Bir de kapının önünde fark ettik ki, Suriyeli bir kız geçiyordu, onların da
başörtüsü bağlama şeklinden anlaşılıyor ya hani, çocuklar “bakın Suriyeli
kız” deyip arkasından gittiler. Kıza sarkıntılık ettiler, yanağından tutup
taciz ettiler. Kız ağlayarak koştu gitti”.
Görüştüğümüz berber Mehmet Bey, Suriyeli akrabalarının artık korkudan
kıyafetlerini Antepliler gibi giymeye, başörtülerini Antepliler gibi takmaya
başladığını söylüyor. Güzelvadi Mahallesi’nden Ebu Halil’in söylediğine göre de
eşi ve kızı bu olaylardan sonra Antepli kadınlar gibi giyinmeye başlamış:
“Eşim ve kızım artık Antepliler gibi giyiniyorlar. Yoksa Suriyeli
olduklarını anlayınca saldırıyor, taciz ediyorlar. Mesela eşim ve kızım
birlikte pazara giderken, Antepliler gibi giyinen eşime karışmadılar,
örtüsünü Suriyeliler gibi takan kızıma sataşmış, taşlamışlar.”
Dolayısıyla bu son örnekleri de göz önünde bulundurarak ifade edersek;
Gaziantep’te Suriyeliler, son zamanlarda kendilerine karşı yaşanan olayların
etkisiyle birlikte kamusal alanda varlıklarını muhafaza edebilme stratejileri
geliştiriyorlar ve olağanüstü bir koşulda da olsa “uyum” sağlamaya dönük çeşitli
yöntemler kullanabiliyorlar.
8. HABER DİLİNİN PROBLEMATİĞİ
Medya, Suriyeli sığınmacılar ve onlarla ilgili olaylar hakkında kamuoyu
oluşturmada kritik öneme sahiptir. Medyanın bu konudaki misyonu,
sığınmacılarla ilgili yerleşik algıyı olumlu veya olumsuz inşa edebilme potansiyeli
taşımaktadır. Fakat her ne kadar medyanın sığınmacılara yaklaşımı ile ilgili
çeşitliliği kabul etsek de, Türkiye’de Suriyeli sığınmacılarla ilgili haberlerde ya da
toplumsal olaylarda medya dilinin iç açıcı olduğunu söylemek pek de kolay değil.
Yaşanan olayların medyada sunuluş biçimi ve başlıkların özensiz kullanımı,
Suriyelilere karşı beslenen önyargıların şiddete dönüşmesine sebebiyet veren bir
işlev görebilmektedir. Bazen de aksine bu dil, çok ciddi olayları olduğundan daha
az ciddi boyutlarda sunmakta ve büyük bir linç olayını küçük bir sokak kavgasına
indirgeyebilmektedir. “Tehlikeli gerginlik”, “karşıt gruplar arasındaki kavga” ya
da “Suriyeli gerginliği” gibi haber başlıkları, medyanın özellikle linç olaylarında
kullanmayı en çok sevdiği ifadelerden. Öte yandan medyanın haber dilinin,31
MAZLUMDER GAZİANTEP ŞUBESİ
saldırıları meşrulaştıran bir bilinçaltıyla hazırlanmış olduğunu yer yer görmek
mümkün olabiliyor. Medyanın bu haber yapma tarz ve dilini kısa bir söylem
analizine tabi tutmak, medya dilinin problematiğini açıkça görmemizi
sağlayabilir.
Yazılı ve görsel medya, çoğunlukla haberi cazip kılmak ister ve bunu
çeşitli dramatize etme, heyecan katma ve abartma tekniklerini kullanarak yapar.
Bununla beraber “mülteciler konusunda medyanın tiraj kaynaklı dramatize etme
yolunu kullanmasının ardında yatan etken, okuyucunun dikkatini çekme ve
popüler haber üretebilme çabasıdır.”26 Örneğin haber başlığının ve dilinin haberin
okunması için fantastik bir dille kurgulandığı, olaya bir safari heyecanı katmak
suretiyle Suriyelilerin “belgeselin yem olan hayvanına” benzetildiği bir haber
başlığı şöyle: “Gaziantep’te Suriyeli avı”.27
Bir başka örnekte, toplumda zaten var olan “bir Suriyelinin yaptığı hatayı
tüm Suriyelilere mal etmek” gibi bir tehlikeyle, geniş kitlelere haber yapan
medyanın dilinde karşılaşmak mümkün. Kiracının ev sahibi öldürmesi olayını
katilin etnik kimliğini vurgulamak suretiyle o etnik kimliğin tümüne mal etmek,
haber başlığının bir kelimesiyle bile mümkün olabiliyor. Örneğin Bir TV kanalı
bu haberi şöyle vermiş: “Suriyeli Kiracı Ev Sahibini Öldürdü”.28 Haber içeriği,
“Suriyeliler bu defa can aldı!” başlığıyla verilmiş. “Daha önce cinayet işlemeye
çokça teşebbüs etmişler” ya da “zaten hep buna yakın suçlara bulaşmışlar”
algısını oluşturma potansiyeli bir yana, bu haber dili, başlığa “Suriyeliler” gibi
çoğul bir ifadeyi yerleştirdiğinden, olayı etnikleştirmekte ve suçu tüm Suriyelilere
genelleştirmektedir. Böylece suçu, Suriyeli olmanın doğal bir sonucu olarak
görmek kaçınılmaz olabilmektedir. Buna benzer bir diğer haber, “Suriyeliler bir
yurttaşımızı daha öldürdü!” başlığıyla verilmiş.29 Burada yine spesifik bir olay,

26Suat Kolukırık. (2009). “Mülteci ve Sığınmacı Olgusunun Medyadaki Görünümü: Medya
Politiği Üzerine Bir Değerlendirme”. Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi. 8(1): 10.
27 Arama motorlarına “Suriyeli avı” yazınca Suriyelilere linç girişmileriyle ilgili birçok haberin bu
başlıkla verildiğini görmek mümkün. Birkaç örnek vermek gerekirse; “Gaziantep’te Suriyeli Avı”,
Ekonomik Durum, 13.08.2014, http://ekonomikdurum.com/haber/gaziantepte-suriyeli-avi/4049/ ,
“Gece Sokakta Suriyeli Avına Çıkıldı”, DHA, 13.08.2014, http://www.dha.com.tr/gece-sokaktasuriyeli-avina-cikildi_736056.html
, “Yine Suriyeli Avına Çıktılar”, CNN Turk, 13.08.2014,
http://www.cnnturk.com/haber/turkiye/yine-suriyeli-avina-ciktilar .
28 “Suriyeli Kiracı Ev Sahibini Öldürdü”. Gaziantep’te Mahalle Karıştı”, Bugün TV,
http://www.buguntv.com.tr/suriyeli-ev-sahibini-oldurdu-mahalle-karisti-video-5948#
29 “Suriyeliler bir yurttaşımızı daha öldürdü”,http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/suriyelilerbir-yurttasimizi-daha-oldurdu-h18252.html
.32
MAZLUMDER GAZİANTEP ŞUBESİ
suçu işleyenin etnik kimliğiyle ilişkilendirilmekte ve bu o etnik kimliğe sahip tüm
kesimlere genelleştirilmektedir. Öte yandan bu haberde “yurttaşımız” ifadesiyle
bir “biz” algısı yaratılmak istenmekte ve “Suriyeli katillere” karşı toplumsal bir
mobilizasyona zemin hazırlanmaktadır.
Görüşmelerden hareketle, olayın yaşandığı mahallelerde yaşayanların bir
kısmı ve maktulün bazı yakınları medyanın haber dilinden şikâyetçi olduğunu
söylemektedirler. Bu şikâyet, cinayete kurban giden Hıdır Çalar’ın “taciz
sebebiyle öldürüldüğü” yönündeki haberlere dair. Maktulün yeğeni Mahmut
Çalar, medyanın bu olayları çarpıttığını ve “cinsel istismara” yönelik hiçbir
ipucunun olmadığını, bunun büyük bir iftira olduğunu söylüyor:
“Medya olayı çarpıtıyor…olayı çok tahrik ettiler, çok büyüttüler. Bu
olayla ilgili de yalan haberler yaptılar. Diyorlar ki, ‘bu olay kadın
yüzünden olmuş, kadına tecavüz olayı diyorlar’. Bu tamamen yalan. Olayı
bir kadın olayı gibi sunuyorlar. Rahmetli 65-70 yaşında, böyle bir şey nasıl
mümkün olabilir!”
Maktulün evinin yakınındaki bakkal da benzer şeyleri söylüyor. Ölen
Hıdır Çalar’ı yakından tanıdığını, her gün bakkal dükkânına gelip oturduğunu ve
onun böyle bir şey yapmış olmasının mümkün olamayacağını ifade ediyor. O da
bu olayı medyanın manipüle ettiğini söylüyor: “Bizim en çok kızdığımız şey şu:
Medya adamı cinsel istismarcı olarak gösterdi. Herkesin ağzında bu yalan
dolaşıyor”.
Özetle, medyadaki manipüle edici, ayrımcı ve şiddete davet edici dil,
toplumdaki Suriyeli imajını terörize etmekte ve toplumsal ilişkilerin olumsuz bir
yönde inşa edilmesinde belirleyici olabilmektedir. Bu sebeple medyadaki haber
dilinin olumsuz boyutuna çekidüzen verilmesi gerekmekte ve medyanın önemli
rolünün toplumsal barışın sağlanabilmesine seferber edilmesi gerekmektedir.33
MAZLUMDER GAZİANTEP ŞUBESİ
9. SONUÇ VE ÖNERİLER
Türkiye’de kamp dışında yaşayan Suriyeli sığınmacılarla ilgili kamu
otoritesi tarafından her fırsatta “kampların kurulduğu, Suriyelilerin kamplarda her
ihtiyacının giderildiği ve şehirde yaşamak yerine kampları tercih etmeleri
gerektiği” yönünde açıklamalar yapılmaktadır. Öncelikle ifade etmek gerekir ki
Türkiye’ye gelen Suriyeli sığınmacılar kültürel, mezhepsel, toplumsal ve ideolojik
olarak homojen değildir. Kendi ülkelerinde yaşadıkları bütün etnik, mezhepsel ve
sınıfsal sorunları olduğu gibi Türkiye’de de yaşamaktadırlar. Arap-Kürt, Sunni-
Şii-Alevi, Esed yanlısı-muhalif, KDP’li-PYD’li, Hıristiyanlar, Romanlar,
Türkmenler vb tüm sosyal gruplar Türkiye’de de aynı iç sorunları
yaşadıklarından, çoğu aynı kamplarda kalmak istememektedirler. Hal böyle iken
merkezi hükümetin iki önemli hususu kabullenmesi ve sığınmacılara dair sosyal
meseleleri bu minvalde tahlil etmesi gerekiyor. Merkezi hükümetin kabul etmesi
gereken ilk önemli husus bütün Suriyelilerin kamplara yerleş(e)meyeceği
gerçeğidir. İkinci husus ise Suriye’deki savaşın uzadıkça istikrarın çok geç
geleceği ve bu sığınmacıların kimisinin kalıcı kimisinin ise uzun yıllar Türkiye’de
yaşayacağı gerçeğidir. Bu iki gerçekle yüzleşmesi gereken kamu otoritesi, bu
gerçekliğe dair sosyal, hukuksal ve ekonomik tedbirler almalıdır.
Suriyeli sığınmacıların işverenler tarafından bir anlamda “ucuz işgücü”
olarak çalıştırılmasıyla birlikte son zamanlarda işsizlik olgusu kolaylıkla
Suriyelilere bağlanabilmektedir. Bu durum, sığınmacılara yönelik öfkenin
tetikleyici etkenlerinden biri olarak işlev görmektedir. Merkezi yönetim
Suriyelilerin kayıt dışı çalıştırılmasını önleyecek ve sigortalı çalışma imkânlarını
temin edecek hukuki alt yapıyı oluşturmalıdır. Ayrıca emek sömürüsüne dair
denetimler arttırılmalı, emek sömürüsüne uğrayan, alacaklarını ve haklarını temin
edemeyen Suriyeli çalışanların hukuksal haklarını arayabilecekleri mekanizmalar
geliştirilmelidir.
Kira artışlarının müsebbipleri ev sahipleri olup bu konuda etkin bir
denetim mekanizması kullanılmazken, bu artışların sebebinin Suriyelilere
bağlanması nefret söylemlerinin artışına katkıda bulunmaktadır. Bu sebeple fahiş
kira artışlarına dair etkili denetim mekanizmaları geliştirilmeli ve ayrıca sosyal
çalışmalar yapılmalıdır. 34
MAZLUMDER GAZİANTEP ŞUBESİ
Para karşılığı evlendirme ve fuhuş çetelerine karşı gerek sınır beldelerinde
gerekse de bu çetelerin uzantısı olan tüm yerlerde etkili takip, soruşturma ve yasal
mekanizmalar işletilmelidir. Özellikle çetelerin kaçak geçiş alanlarında kamu
görevlileri ve bazı kolluk güçleri ile bir rüşvet ilişkisi varsa açığa çıkarılmalı ve
sorumlular cezalandırılmalıdır.
Olayların yaşandığı semtlerde gerekli emniyet tedbirleri ve önleminin
alınmadığı tespitinde bulunulmuştur. Birçok Suriyelinin evine saldırıldığı, mal ve
eşyalarına zarar verildiği, aracının kullanılmaz hale geldiği ve birçoğunun da
bıçaklandığı, linçe uğradığı, sözlü ve fiili tacize uğradığı olaylarda, çok az sayıda
kişinin tutuklanması ve tutuklananların ise ceza almadan salıverilmesi,
Suriyelilere yönelik şiddet olaylarının cezasız kalacağı düşüncesini pekiştirmekte
ve saldırıları dolaylı yönden olumlamaktadır.
Olayların ardından yetkililerin mağdurları koruyan bir tavır içerisinde
olmaları gerekirken, saldırıya uğrayan Suriyelilerin mahalleden çıkarılması ve
Suriyelilere ait iş yerlerindeki Arapça tabelaların kaldırılması kararının alınması,
benzer olayları teşvik edebilecek düzenlemelerdir. Zira bunca linç ve saldırıya
rağmen yapılan bu düzenlemeler, saldırganları kollayan ve onları teşvik eden,
“zafere dayalı olarak” istedikleri sonuca ulaşma duygusunu tatmin eden bir işlev
görmüştür. Bu durum, Suriyelilerle ilgili muhtemel şikâyetler için yeniden aynı
yöntemin denenmesini teşvik etmektedir. Öte taraftan olayların ardından
yetkililerin sadece olayın faillerini değil, olayın olduğu mahallelerde yaşayan ve
olaylara karışmayan diğer Suriyelileri de tahliye etmesi, bir Suriyelinin işlediği
suçu tüm Suriyelilere mal eden anlayışın tezahürüdür. Bu uygulamaların mutat bir
hale gelmesi halinde ise olayların tekrarının kaçınılmaz olacağını vurgulamak
gerekir.
Suriyeli mültecilerin bir kısmı linç olaylarının ardından bilinçli olarak
olayların olduğu mahallelerden taşınmışlardır. Ayrılmayan diğer kısım ise
belediye zabıtaları ve polis zoruyla çıkarılmıştır. Bunların bir kısmı çevre il ve
ilçelerde yer alan çadır ve konteynır kamplara yerleştirilmiş, bir kısmı
akrabalarının yanına taşınmış, bazı sığınmacılar ise Suriye’ye dönüş yapmak
zorunda kalmıştır. Bir Türkmen görüşmecinin aktardığına göre olay gecesi polis,
evlerinin kapısını çalıp “Arap mısınız, Türkmen mi?” sorusunu sormuş, 35
MAZLUMDER GAZİANTEP ŞUBESİ
“Türkmen’iz” cevabını alınca da “Arapları gönderiyoruz, siz girin ve çıkmayın
dışarı” demiştir. Dolayısıyla burada polis, olayın yaşandığı mahallelerdeki
Suriyelileri göçe zorlamanın yanlışlığı bir yana, Suriyelilere de etnik kimliğe göre
muamelede bulunarak açık bir ayrımcılık yapmıştır.
Bir diğer problem Suriyelilik kimliğinin “geçici” olarak görülmesi ve
bunun Türkiye’de kalıcı olarak bulunmak isteyen Suriyelilere yaşattığı zorluklarla
ilgilidir. Suriyeli bazı mülteciler savaşın uzamasına ve ülkelerine istikrarın
gelmeyeceğine dair inançları dolayısıyla Gaziantep’ten ayrılmak istemediklerini,
bunun için de hükümetten kendilerini “geçici” olarak görmemelerini
istemektedirler. Yerli halkta görülen temel şikâyetlerin özü de, Suriyelilerin hâlâ
öteki, yabancı ve “geçici” olarak görülmesine dayanmaktadır. Gaziantep ve çevre
illerde Suriyelilerin artık gitmesi gerektiğini söyleyen yerli halkın sıkça
dillendirdiği bir ifade “Suriyelilere misafir deniliyor, misafir dediğin üç günlük
olur” şeklindedir. Dolayısıyla Suriyelilerin Türkiye’de kısa bir süre kalacakları
öngörüsü tutmadığından, devletin uzun süre kalacak gibi görünen bu kesime
yönelik kalıcı tedbirler alması zorunlu hale gelmiştir. Temel ihtiyaçlarını
karşılayacak bir imkâna kavuşmaları “geçici” olmayan bir statü verilmek suretiyle
sağlanmalı, yerleşebilmelerinin ve çalışabilmelerinin alt yapısı oluşturulmalıdır.
Öte yandan Suriyeli mültecilerin kültürüyle ve diliyle Gaziantep kent
kültürünü zenginleştiren bir işlev gördüğünü de göz ardı etmemek gerekir. Elbette
birkaç yıl içerisinde bir şehrin nüfusunun önemli bir oranda artış göstermesi,
ekonomik, kültürel ve sosyal dokuya dair birtakım sorun ve değişimleri
beraberinde getirmektedir. Fakat önemli olan bu demografik ve kültürel değişimi,
olumlu bir bakış açısı ve politikayla değerlendirebilmektir. Gaziantep’teki ve
diğer şehirlerdeki Suriyeli göçmenlerin şehrin kültürel ve sosyal yapısına uyum
sağlamalarının önü açılmalı, onları “geçici” olarak görmek yerine birçoğunun
“kalıcı” olacağı gerçeğini teslim etmek gerekmektedir. Eğer böyle bir politika iyi
yönetilirse, Suriyeliler ile yerel halkı karşı karşıya getiren sebepler ortadan
kalkacaktır. Böylelikle karşılıklı kültürel alışveriş ve dayanışmayı sağlayacak bir
“çoğulculuk” imkânı ortaya çıkacak ve bu imkânlar toplumsal barışa evrilen bir
işlev görebilecektir. 36
MAZLUMDER GAZİANTEP ŞUBESİ
Savaş mağduru olan ve bir tercihin değil mecburiyetin sonucu göç ederek
sığınmacı durumuna düşen Suriyelilerin ileri gelenleri ile aniden kendilerini
sorunlu bir kitleye ev sahipliği yapmak zorunda bulan yerli halkın ileri gelenleri
bu yeni durumdan kaynaklı sorunlarını birbirlerine insani iletişim şartlarında,
belirli aralıklarla aktaracakları semt toplantıları yaparak karşılıklı empatinin
gelişmesine ve toplumlarında yaşanan gerilimini düşmesine katkıda bulunabilirler.
Suriyeli sığınmacılardan talepte bulunanlar boşalan, kullanılmayan
köylere ve hazine arazilerinin olduğu yerlere iskân ettirilerek kırsal üretim için
gerekli olan gereçlerin (arı kovanı, halı-kilim tezgahı, küçük-büyük baş hayvan
desteği, hindi-tavuk gibi kanatlı hayvan desteği vs) teminini ile hem üretken olup
kendi ayakları üzerinde durabilirler hem de Türkiye’nin atıl tarımsal kapasitesinin
üretime dönüşmesine katkı sağlayabilirler. Aslında kendi vatandaşlarının önemli
bir kısmı da 2-3 kuşak önce bu topraklara göç ederek gelmiş olan ve bir göç ve
sığınma ülkesi olan Türkiye, Osmanlı döneminden beri sığınmacı iskânı
konusunda yeterli tecrübeye sahiptir. Hal böyleyken Suriyeli mültecileri geçici
olarak görmek yerine onlara kalıcı bir yaşam sunmanın olanakları tartışılmalı ve
imkânı olgunlaştırılmalıdır.
Suriyeli göçmenlerin şehre ve şehrin sosyal yapısına uyum sağlaması için
de onların eğitim, sağlık, ticaret vs. gibi temel insanî ihtiyaçlarının karşılanması
gerekmektedir. Örneğin öğrenim yaşındaki Suriyeliler; hem Anadili kullanacak
hem Türkçe öğrenebilecekleri tarzda bir eğitim sürecine tabi tutulmalıdırlar.
Suriyelilere işyeri açma izni verilmeli, iş yerlerine Arapça tabela asmalarına veya
yazı yazmalarına dair yasak kaldırılmalı ve bu işyerlerinde vergi verilmediği için
rekabet üstünlüğü oluştuğu algısını ortadan kaldıracak bir uygulama yapılmalıdır.37
MAZLUMDER GAZİANTEP ŞUBESİ
10. KAYNAKLAR
1. Bauman, Zygmunt. (2007). Modernite ve Holocaust. Versus Kitap,
İstanbul.
2. Bauman, Zygmunt. (2013). Sosyolojik Düşünmek. 9.basım, Ayrıntı
Yayınları, İstanbul.
3. Bora, Tanıl. (2014). Türkiye’nin Linç Rejimi. 3.baskı. İletişim Yayınları:
İstanbul.
4. “Gaziantep’te Gerginlik Sürüyor; Suriyeliler Linç Edilmek İstendi”, 12.08.2014.
Cihan Haber Ajansı,http://www.youtube.com/watch?v=OuJthO54rcI.
5. “Gaziantep’te Suriyeli Avı”, Ekonomik Durum, 13.08.2014,
http://ekonomikdurum.com/haber/gaziantepte-suriyeli-avi/4049/
6. “Gece Sokakta Suriyeli Avına Çıkıldı”, DHA, 13.08.2014,
http://www.dha.com.tr/gece-sokakta-suriyeli-avina-cikildi_736056.html
7. Gültekin, M. Nuri. (2014). “‘Kardeş’ten ‘İstenmeyen Misafir’e: Suriyeli
Sığınmacılar Meselesi ‘Hassas Vatandaşlara’ mı Havale Ediliyor?”.
Birikim dergisi, sayı:305 (Eylül), s.24-35.
8. MAZLUMDER Kadın Çalışmaları Grubu. (2014). Kamp Dışında Yaşayan
Suriyeli Kadın Sığınmacılar Raporu. Mazlumder,
http://www.mazlumder.org/faaliyetler/detay/basinaciklamalari/1/mazlumder-kamp-disinda-yasayan-suriyeli-kadinsiginmacilar-raporu/11041
9. Kolukırık, Suat. (2009). “Mülteci ve Sığınmacı Olgusunun Medyadaki
Görünümü: Medya Politiği Üzerine Bir Değerlendirme”. Gaziantep
Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi. 8(1): 1-20.
10. “Saldırıya Türk Bayraklı Çözüm”, (16 Eylül 2014). Gaziantep Detay
Gazetesi,http://detaygazetesi.org/haber-4964-
saldiriya_turk_bayrakli_cozum.html
11. Saraçoğlu, Cenk. (2012). Şehir, Orta Sınıf ve Kürtler: İnkârdan
“Tanıyarak Dışlama”ya. 2.Baskı. İletişim yayınları: İstanbul.
12. “Suriyeliler bir yurttaşımızı daha öldürdü”, Ulusal Kanal,
http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/suriyeliler-bir-yurttasimizi-dahaoldurdu-h18252.html38
MAZLUMDER GAZİANTEP ŞUBESİ
13. “Suriyeli Kiracı Ev Sahibini Öldürdü”. Gaziantep’te Mahalle Karıştı”,
Bugün TV, http://www.buguntv.com.tr/suriyeli-ev-sahibini-oldurdumahalle-karisti-video-5948#
14. Sümer, Aslı. (2010),. Irkçılık, Laiklik, Sol. Birikim dergisi. Sayı: 250. s,
90-95.
15. “Yine Suriyeli Avına Çıktılar”, CNN TÜRK, 13.08.2014,
http://www.cnnturk.com/haber/turkiye/yine-suriyeli-avina-ciktilar .39
MAZLUMDER GAZİANTEP ŞUBESİ
11. EKLER
11.1. EK – 1 / Cinayet Olayının Hukuki Değerlendirmesi
11.08.2014 tarihi saat 20:30-21:00 sıralarında ev sahibi Hıdır Çalar ile
Suriye uyruklu kiracıları arasında ev boşaltma ve kira alacağı için başlayan
tartışma, kiracı Suriye uyruklu vatandaşın ev sahibi maktul Hıdır Çalar’ı çeşitli
yerlerinden bıçaklaması suretiyle ölümle sonuçlanmıştır. Olayın nasıl geliştiğini
ve cinayet olayının nasıl ve kimler tarafından gerçekleştiğine dair ceza dosyasında
görgü tanığı bulunmamaktadır. Ceza dosyasına göre, maktul Hıdır Çalar’ı
öldürdükleri iddiasıyla maktulün kiracıları tutuklu bulunmaktadırlar. Şüphelilerin
hazırlık aşamasında vermiş oldukları ifadelerde atılı suçu kabul etmedikleri, olay
anında başka yerde oldukları belirlenmiştir. Tutuklu şüphelilerden Suriyeli Yusuf,
maktulün eşi ile birlikte yukarı çıktıklarını ve odanın içinde bulunan battaniyeyi
kaldırdıklarında altında maktulün cansız bedeni ile karşılaştıklarını ifadesinde
iddia etmiştir. Maktulün diğer bir kiracısı Suriyeli kadın, emniyette vermiş olduğu
ifadede ‘’Maktul ile kiracı Yusuf’un zaman zaman tartıştıklarını ve bu tartışmada
Yusuf’un kendi kendine Arapça ‘ben bunu bir gün karnından bıçaklayacağım, bu
laftan anlamıyor.’‘’ şeklinde beyanda bulunmuştur. Ceza dosyasında tutuklu
bulunan şüphelilerin vermiş oldukları ifadede olayın kendileri tarafından
gerçekleştirilmediğini, üst katta bekar olarak kalan dört Suriyeli tarafından
gerçekleşmiş olabileceğini iddia etmişlerdir. Fakat ceza dosyasında bu iddiaya
yönelik hiçbir çalışma yapılmamıştır.
Maktul Hıdır Çalar’ın öldürülmesinden sonra halk arasında yayılan
maktulün kiracılara ‘’ya para vereceksin ya da kızını bana ver’’ dediğini doğrular
mahiyette ceza dosyasında bir ifade yer almadığı gibi, müşteki tarafından da böyle
bir dedikodu ileri sürülmemiştir şu aşamada. Ceza dosyasında maddi gerçeğin
kovuşturma sırasında meydana çıkacağını umuyoruz. 40
MAZLUMDER GAZİANTEP ŞUBESİ
11.2. EK-2 / Belediye Başkanı Fatma Şahin’in Basın Demeçleri
“Fatma Şahin: Suriyelileri Kapma Taşıyacağız”, (15 Ağustos 2014), Haber 7,
http://www.haber7.com/yerel-yonetimler/haber/1191110-fatma-sahin-suriyelilerikampa-tasiyacagiz
Gaziantep’te kötü koşullarda yaşayan ve kent yaşamına adapte olamayan
Suriyelilerin, İslahiye ilçesine kurulacak çadır kente sevk edilmesi için başlatılan
çalışmalar sürüyor.Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, AA muhabirine
yaptığı açıklamada, misafirperver Gaziantep halkının yaklaşık 4 yıldır Suriyelilerle
aşını ve ekmeğini paylaştığını söyledi.
“25 BİN KAPASİTELİ ÇADIR KENT KURULUYOR”
Bir ev sahibinin Suriyeli kiracısı tarafından öldürülmesinin ardından kentte
istenmeyen olaylar meydana geldiğini vurgulayan Şahin, “Yaşananlar bizi
derinden üzüyor ama sorunun çözümü için bir süredir devletin her imkanını
seferber ediyoruz. Bu kapsamda sosyal desteğe ihtiyaç duyan veya kent yaşamına
adapte olamayan sığınmacılar için İslahiye’de 25 bin kişi kapasiteli çadır kent
kuruluyor” dedi.
Bu kapsamda Fen İşleri Daire Başkanlığının 500 bin metrekarelik alanda zemin
tesviye işlemi yürüttüğünü hatırlatan Şahin, çalışmaların yüzde 50’sinin
tamamlandığını kaydetti. Kampın su ihtiyacının da çözüleceğini aktaran Şahin,
kurulacak çadır kentin yeterli gelmemesi halinde ikinci bir alan
oluşturabileceklerini dile getirdi.
“VATANDAŞLARIMIZ SABIRLI OLSUN”
Gaziantep’in olumsuzluklarla anılmasını istemediklerini anlatan Şahin, şunları
kaydetti:
“Vatandaşlarımızın yaşam kalitesini etkileyen, kent yaşantısına uyum
sağlayamayan Suriyeli misafirleri kamplara taşıyacağız. Bizim önceliğimiz kendi
vatandaşlarımız. Ekiplerimiz bunun için yoğun mesai harcıyor. İnşallah
yaşadığımız sorunları atlatacağız. Bu süreçte vatandaşlarımızdan biraz sabırlı
olmalarını istiyoruz. Çıkan olaylar, kentimizle ilgili bugüne kadar ortaya çıkan
olumlu algıyı zedeliyor. Ümit ediyorum kamp gelecek ayın sonuna doğru hazır
olacak.”41
MAZLUMDER GAZİANTEP ŞUBESİ
“Suriyeliler Kurallara Uymak Zorunda”, (20 Ağustos 2014), Haber 7,
http://www.haber7.com/yerel-yonetimler/haber/1192731-fatma-sahin-suriyelilerkurallara-uymak-zorunda
“Ülkelerindeki iç savaştan kaçarak Gaziantep’e yerleşen Suriyelilerin bir bölümü,
hizmete açtıkları işletmelerden elde ettikleri kazançla geçimlerini sağlamaya
çalışıyor. Büyükşehir Belediyesi, resmi kayıtlara göre yaklaşık 200 bin
Suriyeli’nin barındığı şehirde, sığınmacıların açtığı iş yerlerine yönelik
denetimlerini artırdı.
TÜRKÇE KULLANMA ZORUNLULUĞU
İşletmelerdeki eksiklikleri tutanak altına alan zabıta ekipleri, Suriyelilere çeşitli
uyarılarda bulunuyor. Ekipler, birçoğunda Arapça tabela bulunan işletme
sahiplerine, iş yerlerinde Türkçe kullanma zorunluluğunu hatırlatıyor.
Tabeladan fiyat listesine, menüden dış cephe giydirmelerine kadar iş yerlerindeki
tüm unsurların Türkçe olmasını isteyen görevliler, ikazlara dikkate almayanlar
hakkında cezai işlem uygulanacağını hatırlatıyor.”
Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, iç
karışıklık nedeniyle Gaziantep’e gelen sığınmacıların kentin ekonomik yaşantısına
adapte olmaya çalıştığını söyledi.
“KURALLARIMIZA UYMAK ZORUNDALAR”
Suriyelilerden kaynaklı sorunların önüne geçmeye çalıştıklarını anlatan
Şahin,”Kentimizdeki sığınmacılardan bazılarının yakınları üzerine iş yeri açtığını
tespit ettik. Gelen şikayetler doğrultusunda özellikle gıda alanındaki işletmelerde
bazı eksikler olduğunu belirledik ve bunun üzerine harekete geçtik” dedi.
Şahin, sığınmacıların kentin farklı noktalarına açtığı iş yerlerini sıkı
denetlediklerini hatırlattı.
Bu konuya göz yummayacaklarını vurgulayan Şahin, şöyle konuştu:
“Vatandaşlarımıza hangi prosedür uygulanıyorsa bunlar da aynı koşulları
sağlamak zorunda. Ayrıca Arapça levha konusu üzerinde de çalışıyoruz.
Sığınmacılar ekonominin içinde yer almak istiyorsa kurallarımıza uymak zorunda.
Aksi halde gerekli önlemleri alırız. Haksız rekabet ve halk sağlığını tehdit edecek
unsurlara müsaade etmeyiz.”42
MAZLUMDER GAZİANTEP ŞUBESİ
8.3. EK – 3 / Görüşmecilerden Mustafa’nın Suriyelileri istememesine gerekçe
olarak bize sunduğu yirmi maddelik listesi:
1. Çok kolay serbest dolaşım hakkı verildi.
2. Ucuz işgücü ortamı oluştu.
3. Fırsatçılar ev kiralarını yükseltti.
4. Aramızda yaşadıkları için olumsuz olaylara çoluk çocuk şahit oluyoruz.
(Örn: polisler, sopalar, yaralılar, kanlar vs.) Bu olaylara biz şahit oluyoruz,
niye? Çünkü işi iyi olan, zengin Suriyeliler zengin semtlerde, keyifleri
yerinde, rahatlar. Yoksullar ve suça bulaşanlar da bizim mahallelerde. Her
şeyi biz yaşıyoruz; yaralanmalar, kavgalar, cinayetler vs.
5. Kadınlara kızlara sözlü tacizler oluyor.
6. Yol kesme, tehdit ve para isteme olayları oluyor. Bizzat(benim başıma
geldi bu.
7. Potansiyel tehlikeli olmaları.
8. Psikolojileri bozuk. Yakınları ölmüş, savaş ortamından çıkmışlar vs.
Kafayı yemiş durumdalar. Dolayısıyla potansiyel tehlike durumundalar.
9. Artan trafik. Zaten Antep’in kötü olan trafiği…
10. Anlaşılmayan dilleri… İletişim kuramama.
11. Kim olduklarının bilinmemesi.
12. Artarak devam eden güvensizlik ortamı
13. Devletin bunları kaderine terk etmesi. Bizim başımıza kaldılar.
14. Hastanelerin doluluğu… Yollardır diyoruz ki hastaneler yetmiyor. Eşimle
hastaneye gidiyorum mesela. Doktorlar sinir küpü olmuş, hastane tıklım
tıklım.
15. Artan dilencilik.
16. Devlet olarak, millet olarak, şehir olarak bunların hiçbirine hazır değiliz.
17. Asayiş vakalarının artması, devletin ilgisiz olması, emniyetin yetersiz
kalması. Polis onlara değil de geliyor bize biber gazı sıkıyor, jopluyor…
18. Park ve piknik alanlarının Suriyelilerle dolması. Çocukların ve ailelerin
sosyal aktivite ortamlarının zaten yetersizliği… Kalitenin düşmesi. Zaten
park sorunu var bu mahallede.
19. Bütün olumsuz olaylara dar gelirlilerin maruz bırakılması. Tüm sorunlu
Suriyeliler yoksul mahallelerde. Mesela gidiyorum İbrahimli’deki
(Antep’teki zengin semt) akrabalarımızın yanına, oh be, adamların Jip’i
kapıda Arap plakalı, daire almışlar fıstık gibi. Peki orada olay çıkarıyorlar
mı, yok. Peki niye? Çünkü adamlar seviyeli insanlar. Arap ama seviyeli
İnsanlar. O semtlerde; Emek, Sarıgüllük, İbrahimli’de evler almışlar,
mutlu mis gibi bir hayat yaşıyorlar. Fakir, psikolojisi bozuk olan,
yakınlarını kaybedenler bizim semte…
20. Maddi manevi zarara uğramış olanların davacı olamaması… Mesela adam
arabaya çarptı. Kimi mahkemeye çıkaracan? Hakem soruyor kim bu?
Arap. Salıver gitsin. Mesela çocuğu yaralıyorlar. Hakim soruyor kim bu?
Arap. Salıver gitsin.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here