Melike. İncecik. Kıvrım kıvrım saçların kirpik uçlarına kadar gelip, gözlerinin önünü kapattığı,  incecik parmak uçlarıyla kulağının arkasına saklamaya çalıştığı bir acemi yürek.

 

Kaldırım kenarında durup, gelip geçen arabaları gözleriyle değil başıyla, korkan yüreğin endişesiyle seçip, ürkek bir ceylanın sekişiyle karşıdan karşıya geçen, geçmeye çalışan bir endişe.

 

Zayıf ama yumuşacık yanaklarındaki belirsiz gamzeleri, utangaç bakışlarının ardındaki o simsiyah gözleri, simasından düşüp gözlerinize değdiğinde, çekingen kelimeleri dudaklarından düşüp içinize değdiğinde şüphesiz yaratıcısının zikrini düşürüyor içinize.

 

İncecik dudaklarından tane tane ve bir baloncuk gibi çıkan kelimelerini duymak için birkaç soru daha sormak istiyor içiniz. Duymak istiyorsunuz, o, gün yüzüne yeni çıkmaya başlamış ses tonunu, duymak ve aldığınız akıl dolusu cevaplarda durmak, durup kalmak…

 

 

 

Öylesine üzerine geçirilmiş elbisesinin içinde ne kadar masum, ne kadar güzel, ne kadar zarif. Kendisine sorulan sorulara verdiği akıl küpü cevabı duyunca, o, kendinden emin, çokbilmiş sesi duyunca, günün bu saatinde caddeye düşmüş, düşürülmüş bir yitik olduğunu düşünmemek imkânsız.

 

Şimdi olması gereken yerde değil o.

 

Şimdi yanında olması gereken kişi yok yanında.

 

O, şimdi çok zayıf.

 

Büyüyecek ve daha güçlü olacak ama şimdi çok zayıf.

 

Bembeyaz uzun elbiseler giyip, eteğinin uçları yere değmesin diye yanlarından tutup kaldıracak, ama daha çok zayıf.

 

Gömlek giyip, kollarındaki dantellerin ardındaki saatine bakacak ama daha çok küçük.

 

Ve saçları. Ah o rüzgâr esmese de yüzüne düşen, gözlerinin önünü kapatan kıvrım kıvrım saçları. Onlar taranacak, iki belik örülecek, uçlarına rengârenk tokalar takılacak da, onun annesi işe gidiyor!

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here