-0274d50e58a0c0bdb457

 “Tur dağını yaşa

           ki bilesin nerde Kudüs

                     ben Kudüs’ü bir saat gibi kolumda taşıyorum

                                                                                                                               Nuri PAKDİL

 

 

 

 

 

Eskilerin deyimiyle “nev-i şahsına münhasır” bir adam.

Onu tanımlamak hayli zor.

Sıra dışı birisi.

Tek kelimeyle tanımlayacak olursak, o bir muvahhid.

Ve tabii ki bir muhalif.

Bir düşünce ve eylem adamı.

Şirki ve tuğyanı reddin, tevhide imanın eyleme dönüşmüş hali.

Servetin, sermayenin ve sömürünün evrensel bir değer haline dönüştüğü çağda, zer (altın) e ve zor (güç)a onurlu bir başkaldırı.

Kirli mülkiyete ve kara siyasaya karşı onurlu bir direniş.

Bir donkişot değil o; belki bir Ebu Zer.

Kahramanmaraş’ta doğmuş.

Ama o bir Asyalı.

Ama o bir Afrikalı.

Ama o bir Ortadoğulu.

Ama özellikle Ortadoğulu…

Onun yurdu mazlumların yurdu.

Asya’da ezilen o.

Ortadoğu’da ezilen o.

Anadolu’da ezilen o.

Ve bütün bir yeryüzünde ezilenler, sömürülenler, zulme uğrayanlar, mazlumlar ve mağdurlar adına direnen yine o.

Onun yüreği bir savaş alanı gibi.

O, yok edilmek istenen bir inancın adına konuşuyor.

En küçük alametine tahammül edilemeyen bir medeniyet adına konuşuyor.

Onun için öfke büyütür yüreğinde zalimlere karşı; onun için kin büyütür; onun için nefret büyütür.

Parçalanan bir ümmete tanıklık etmiştir o.

Ümmetin birbirinden kopan, birbirinden koparılan her parçası onun yüreğini bin parça kılmıştır.

Yüreğinin bir parçası Halep’te kalmıştır, bir parçası Kudüs’te.

Bir parçası Mekke’de, bir parçası Endülüs’te.

Bir parçası Eritre’de kalmıştır, bir parçası Keşmir’de.

Bir parçası Bağdat’ta kalmıştır, bir parçası Cezayir’de.

Onun için acı büyütür yüreğinde; onun için sevda büyütür; onun için özlem büyütür.

Yıllarca yazarak muhalefet etti.

Yıllarca susarak sürdürdü muhalefetini.

Sözün ayağa düştüğü bir zamanda, sözün saygınlığını yitirdiği bir zamanda, sözün medyatik araçlarla pazarlandığı bir zamanda o susmayı tercih etti.

Enis Batur’un dediği gibi, “kültürel bağlamda erozyonun hızlandığı bir dönemde geri çekilmeyi tek doğru çözüm saymış seyrek ermişlerden biri” o.

Susmanın erdem olduğu bir vakitte susmayı yeğledi; yazmanın erdem olduğu bir vakitte yazmayı.

O bir muvahhid.

O bir muhalif.

O Nuri Pakdil: “Modern çağın soylusu.”

 

(NOT:Yazı 1997’de RUZNAME dergisinde yayınlandı.)