İçki-sigarayı kendisi üreten devletin, içki ile mücadele eden bir derneği desteklemesi, her yılın bir haftasını Yeşilay haftası ilan etmesi, 85 yıl sigara imalatçılığı yapıp, sonra % 100 dumansız hava sahası diye ortalığı inletme ironisi


Hafta sonu Adana’ya gidecektim. Bir dostum aradı ve “Yeşilay cemiyeti genel başkanı gelecek gitme, ertele” dedi. Doğrusu dost hatırına kaldım.

Yeşilay, taa ilkokul yıllarından, içki ile mücadele eden devlet destekli bir dernek olarak kalmış belleğimde.
(İçki ve sigarayı kendisi üreten devletin, içki ile mücadele eden bir derneği desteklemesi, her yılın bir haftasını “Yeşilay haftası” ilan etmesi, 85 yıl sigara imalatçılığı yapıp, sonra % 100 dumansız hava sahası diye ortalığı inletme ironisi )

Yeşilay kolu, Yeşilay Haftası, “İçki ve sigara içmeyin” vurgusu yapan birkaç afiş silueti, hepsi o kadar.

Oysa Yeşilay Cemiyeti genel başkanı Muharrem Balcı’yı dinledikten sonra Yeşilay’ın ne olduğunu, ne olmadığını, ne olması gerektiğini, kötülüklerin anası ve kaynağı olan bu sistemin/rejimin açık desteğinde olan bir cemiyetle bir Müslüman’ın nasıl bir ilişkisi olabiliri düşündüm kaç gündür.

Yıllarca TEKEL olarak bu ülkede sigara üretmiş, içki üretmiş, fuhuş’a düşen kadınlara belge vermiş halen altı ayrı isim altında (piyango, toto, loto, iddia. vs. ile) kumar sektörünü körükleyip elinde tutan bu sistemin “Bağımlılıkla Mücadele”, dumansız hava sahası vs. çıkışlarındaki samimiyeti sorgulamalıyız. Ama bu sorgulama “bağımlılık, bağımlılar ve bağımlılıkla mücadele” meselesini görmezden gelmemize bir sebep olmamalı. Muharrem Balcı’nın bana fark ettirdiği ilk şey bu oldu.

Yeşilay neydi sahi? Ne iş yapar, ya da yapmak ister, ya da yapmamızı ister? Soru burada dursun. Cevabı yazının sonunda almış olacağız inşallah. Ancak şimdi konunun önemini kavramamıza yardımcı olacak bir örnek vererek birkaç hususa değinmek istiyorum:

(Bu örneği hatırlamak/hatırlatmak bile bana çok acı veriyor.)
Hatırlarsanız, Yeni Asya Gazetesi`nin sahibi, Nur Cemaati liderlerinden Mehmet Kutlular`ın kızı Vildan Kutlular 12 Eylül 1995`te eroin komasına girerek hayatını kaybetmişti. Ozan isminde bir gencin, Vildan`ın Eyüp İmam Hatip Lisesi`ni bırakıp uyuşturucuyla tanışmasına sebep olduğu iddia edilmişti.

Bir dini cemaatin liderini can evinden vuran bir bağımlılığın bizim çocuklarımıza dokunmayacağını kimse iddia edemez.

Artık okul civarlarında açılmış paketten tane ile 25 kuruşa sigara satılabiliyor. Hangimizin çocuğunun cebinde 25 kuruş’u yok ki?

Yine her yerde bulunabilen, hatta bakkal da bile satılan basit ağrı kesici hapların nasıl uyuşturucuya dönüştürüldüğü son günlerde medya’dan görüp okumuşunuz.

Bally, tiner çekme ve son olarak çakmak gazı soluma furyası…

Ve sonra evlerimize özenle alıp koyduğumuz, sponsoru olduğumuz bağımlılık hastalığına vesile olan bilgisayar, internet, oyun, chat, vs.

Olmazsa olmaza dönüştürüp hayatımıza soktuğumuz çocuklarımızın elinde el bombasına dönüşen cep telefonları…

Eroin, Kokain, Esrar, Ecstasy, Captagon, ve adını sayamadığım diğerleri…

Bira ve içki yada Alkollü içecek olarak nitelenen her türlü içecek…

Annesine bağımlı çocuklar,
Alış veriş bağımlısı Anneler,
Araba, futbol ya da av bağımlısı babalar…

Adına “gönül ilişkisi” denilen ve sonu “Aşk cinayeti” ile biten bağımlılık…

Cinsellik ya da cinsel sapmaların bağımlılığa dönüşmesi sonucu yaşanan dramatik sonuçlar… (Taciz, tecavüz, ensest ilişkiler ve kapanmaz yaralar)

Vs. vs…

Bilindiği gibi, İslam’ın olmazsa olmaz olarak gördüğü beş temel hak vardır. Din, bu beş temel hakkı korumayı amaçlar. Bunlar, “Dinin korunması”, “Aklın korunması”, “Canın korunması”, “Malın korunması” ve “Neslin/Ailenin/namusun korunması”dır.

Ancak günümüz toplumunda daha çok can ve mal emniyeti üzerinde ısrarla durulmakta; diğer hususlar ise yeterince ilgi görmemekte hatta ihmal edilmektedir. Hâlbuki bu temel haklar birbirine bağlıdır. Birinin ihmali çoğu kez diğerlerinin ihlali sonucunu doğurmaktadır.

Sivil toplumculuk (STK) ya da cemaatler anlamında mevcutta yapılan işler anlamsız yersizdir demek mümkün değildir elbet. Ancak kendisini sorumlu hisseden her fert ya da kendisini adanmış ve sorumlu hisseden her topluluk/cemaat, içinde yaşadığımız toplumda her nereye bakılsa hemen görülebilen, bizim evlerimizi ve evlatlarımızı da yakmak için üzerimize, üzerimize gelen bu “bağımlılıklar” ve “bağımlılıkla mücadele” konusunda bir kez daha meseleyi masaya yatırıp “ne yapılabilir” sorusunu sormalı ve ivedilikle gereğini yapmak için kolları sıvamalıdır.

Uyuşturucu madde trafiğinin önemli kavşaklarından olan Gaziantep’in, uyuşturucu madde alım satımı ve kullanımı konusunda listenin en başında bulunduğu göz önüne alındığında meselenin aciliyet ve ehemmiyeti bir kez daha anlaşılacaktır.

Gaziantep’te çok güçlü ve etkin bir YEŞİLAY CEMİYETİ olmalı, tüm Müslümanlar da ellerinden geldiğince bu işe destek olmalıdır.  Şehrimize ve neslimize sahip çıkmak adına yapabileceğimiz hiçbir faaliyetin bu kadar elzem olduğunu düşünmüyorum.

Bağımlılığın her türü insan onurunu imha eden bir şeytan okudur.

Hepimizin en çok sakınması gereken bağımlılık da – şüphesiz – dünyaya olan bağımlılıktır. Bunlardan kurtulmanın yolu da sıkıntıya düştüğümüz her konuda vahye tabi olma ve vahyin kılavuzluğunda karşılaştığımız sorunlarla mücadele etme şuurudur.

Bu anlayışla bundan böyle “bağımlılık”, “Yeşilay” ve “bağımlılıkla mücadele” konusu artık gündemimizde olacaktır inşaallah.

06.01.2011