Kürt Meselesinde İslami kesimin bir projesi olmadığı çok açıktır. Dahası, bunca gelişmeye rağmen böyle bir mesele olduğuna inanmayanların haddi hesabı yok. Bu anlamda toplumun, hatta devletin çok gerisinde duruyorlar.Bazıları asırlık uykusundan yeni uyanmış gibi: “Bu Kürtler ne istiyor, her şeye sahipler, milletvekili oluyorlar, bürokrat oluyorlar, cumhurbaşkanı bile oluyorlar, istedikleri yere gidiyorlar, her şeye sahip oluyorlar. İstanbul ve birçok şehirde milyonlarca Kürt güzel güzel yaşıyor. Her nimetten istifade ediyorlar. Niye Müslümanların arasına tefrika sokuyorlar, bölücülük yapıyorlar, ümmeti parçalıyorlar. Zaten bunlar dinsiz imansız, din düşmanı” diyorlar.

PKK bu konunun öncülüğünü yapıyor diye hak talebinde bulunan bütün Kürtleri mahkûm ediyorlar, düşman sayıyorlar.

Kürt Meselesinin ne olduğunu yeni uyananlar için bir örnek üzerinden kez daha tekrar edelim:

Bir adamın yüz parça varlığına el koymuş, yani gasp etmişsin. Ondan sonra gasp edilen sermayesini geri isteyen adamla bu yüzden kavgaya başlamışsın. Senin gücün fazla olduğu için önce bende hiçbir hakkın yok demişsin. O var dedikçe ona hakaret etmişsin, zulmetmişsin, dövmüşsün, hapsetmişsin. Çocuklarını elinden alıp ona düşman yapmışsın.  Yetmemiş adamlarını katletmişsin. Topraklarını ateşe vermişsin, köylerini boşaltmışsın, göçe mecbur etmişsin. Bakmış olmuyor, başka çare de kalmadı, senin kullandığın yöntemi kullanmaya karar vermiş. O da adamlarını toplamış seninle savaşa tutuşmuş.

Gasp ettiklerini geri verip barış içinde yaşamak varken iki tarafı da perişan edecek olan savaşı tercih etmişsin. On yıllar boyunca iki taraftan da on binlerce insan öldükten sonra yeter bu işi durduralım demişsin.

Savaşı durdurmak için gasp ettiğin yüz parçadan beşini iade etmişsin. “Bak sana neler verdim, daha ne istiyorsun” demişsin. “Olmaz” cevabını alınca, beş daha vermişsin. Yine övünerek neler verdiğini, ne kadar iyiliksever olduğunu, lütufta bulunduğunu anlatmışsın. Yine “olmaz” cevabını alınca, silahlı adamlarını çekersen on daha veririm demişsin. Adamların bir kısmı çekilmeye başlayınca on daha vermişsin. “Daha ne istiyorsun” diye bağırmaya, kalanları ileride vereceğim diye oyalamaya başlamışsın. “Olmaz, daha yüzün seksenini geri vermedin, böyle barış olmaz“ cevabını alınca kıyameti koparmaya başlamışsın: “Bunlar hain, beni soymak istiyorlar, dinsiz, imansız, terörist” diye bas bas bağırıp çağırıp ortalığı velveleye vermişsin. “İlerde veririm” deyip sekseni elinde tutmaya, geri vermemeye çalışıyorsun. Karşı tarafın da buna razı olmasını istiyorsun.

Peki, adalet neyi gerektirir? Gasp ettiğin varlığın tümünü iade etmek, gönül almak için çektirdiklerinden ötürü özür dilemek, bunca zaman ve insan kaybını telafi etmeye yönelik adımlar atmak vb.

Dini, muhafazakârlık seviyesine düşüren mevcut iktidar da iddialarının aksine Kürt Meselesine taktiksel yaklaşıyor. Konunun tabiatının gerektirdiği stratejik yaklaşıma sahip olsa şimdiye kadar dört başı mamur bir projesi olurdu. Ne yazık ki böyle bir proje yok.

Sadece ortada her zaman kırılmaya bol gerekçe bulabileceği PKK’ye endekslediği bir süreç var, o kadar.

Oysa ciddiyet, samimiyet ve stratejik bir öngörü olsa üretilecek proje PKK’nin muhatap olmasıyla götürülebileceği gibi, olmadan da götürülebilir. Arabulucuların devreye girmesi sağlanabilir. İslami hassasiyeti nedeniyle, iki tarafın da itiraz etmeyeceği Kürt grupların inisiyatif almasının yolu açılabilir. Daha da olmazsa, doğrudan toplum muhatap kabul edilerek süreç yürütülebilir.

Ama bunların yapılabilmesinin vazgeçilmez temel şartı, çözüm iradesinin sanal değil gerçek olmasıdır.

İslami kesimin milliyetçi, devletçi zihin kodlarıyla doğu ile batı arasında müşevveş bir çizgide gelgitler yaşayan mevcut iktidarın gerçek bir irade taşıdığına dair ciddi kuşkular bulunuyor. Gelişmeler bunu doğruluyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here