Aydınlar
Modern öncesi dönemde aydını karşılayacak bir kavram bulunmamaktadır. Modern dönemde ortaya çıkmış olup İslam kültüründe de karşılığı yoktur.
Nedenini anlamak için baktığımızda; iki ana eksen olarak Din ve Sekülerliğin ‘Amentü’leri arasındaki çok temel farkların buna kaynaklık ettiğini anlarız. Her havza kendi kültürünün kodlarına uygun kavramlarla düşünceyi geliştirmiştir. Biri diğerine ait kavramları kullanma ihtiyacı hissettiğinde, ancak anlamına müdahale ederek ve özgün kodlarından soyutlayarak kültürüne mal etmiştir.
Din’in amentüsünün esasları Allah’a, Kitap’a, Peygambere, meleklere ve sonsuz bir hayatın varlığına inanmaktır.
Seküler düşüncenin esasları ise; dünyevilik, batıcılık, pozitivizm, akılcılık, evrimcilik, profanlık ve benzeri olarak belirlenebilir. Aynı zamanda modern kültürün ve Aydınlanma Felsefesinin düşünce üretimi ve değerleri de aynı esaslara göre şekillenmiştir.
Aydın, âlimin aksine, Din dışı kültürden beslenir, geçmişe, Din’e ve geleneğe karşıdır.
Buna rağmen, diğer Müslüman toplumlarda olduğu gibi Müslüman Kürtler arasında da “Modern Müslüman” gibi “Müslüman Aydın” kavramının yer tuttuğunu ve hayli yaygın bir kullanıma sahip olduğunu görebiliyoruz.
Müslüman Aydın kategorisinde sayılması gereken Müslüman Kürtler, Dünya Müslümanları arasında çokça görülen emsalleri gibi eklektik düşünceyi temsil ediyorlar. Yani, kimi zaman farkında olmadıkları Din ile Sekülerizmi uzlaştırmak gibi gerçekleşmesi mümkün olmayan bir varsayımdan hareket ediyorlar.
İlerlemeci tarih anlayışının gereği olarak, geçmişe ait olduğu için uygulanabilirliğini kaybetmiş Din’in yerine, Modern Dünya Görüşünün zihinsel kodlarıyla uyumlu bir Din algısı oluşturmayı gerekli kabul ediyorlar. Çelişkili bir biçimde; hem Din’e bağlı olduklarını, hem de “Hangi Din” sorusuyla belirsizliğini öne sürdükleri Din’in uygulanmasının mümkün olmadığından söz ediyorlar. Din’in; Modern çağın sorunları çözebileceği ile ilgili tereddütleri vardır. Zihinlerini kuşatan egemen kültürün şablonlarına uygun cevaplar ararlar. Bulamayınca, açığa vuramadıkları, hatta kendilerine bile itiraf edemedikleri belli belirsiz şüphelere kapılırlar. Oryantalizmin misyon ve hedefini gerçekleştirmek üzere, ortaya attığı söylemlere çoğu zaman farkında olmadan sahip çıkarlar: İslam Tarihinde ve günümüzde Müslümanların bulaştığı şiddet ve zulümlere sürekli vurguda bulunurlar. İslam Tarihinin hukuk, ekonomi, eğitim-öğretim, bir arada yaşama, sosyal hayat ve benzeri alanlardaki üstün performansı ve başarılı uygulamalarını ise görmezden gelirler. Din karşıtlarına taş çıkartan analiz ve yorumlarda bulunurlar.
Bunun yanında, Batı’nın İslam Tarihindekilerle mukayese kabul etmeyecek çaptaki insanlık dışı karanlık yüzünü dikkatten uzak tutarlar. İslam Tarihi için kurdukları çok sayıda olumsuz cümleye karşılık, Batı için bir olumsuz cümle kurmaktan kaçınırlar. Batı’nın aldatıcı, ayartıcı ve sahte söylemlerinin sahici olduğunu zannederler. Sürekli iyi yönlerini, refahını, insan haklarına saygısını, şiddette karşı duruşunu, demokrasisinin faziletlerini, özgürlüklere sahip çıkmasını büyük bir hayranlıkla dillendirirler.
Bir tarafı acımasızca eleştirirken, daha kirli olan diğer tarafı güzel gösterme, benimseme, hoşgörüyle bakma nasıl bir halin yansımasıdır anlamak gerçekten zor! Kendini inkara kadar gidecek bir özgüven yoksunluğu ve ciddi bir zaaf! Üzerinde düşünülmesi, sorgulanması, yüzleşilmesi zorunlu bir durum!
Son zamanlarda genel Müslüman kitlenin duyarsızlığının aksine, Müslüman Kürt Aydınlar; takdirle karşılanacak bir duyarlıkla Kürt Meselesiyle yakından ilgileniyorlar. Kayda değer düşünce ve önerilerde bulunuyorlar. O kadar ki; hayatın diğer alanlarını ihmal edecek düzeyde konuyu merkezileştirdikleri ve tek belirleyici olarak ele aldıkları izlenimi ediniyorsunuz. Dahası, diğer alanlarla sistematik bir bütünlük içinde ele almadıkları için aynı konu etrafında sürekli tekrara düşüyorlar.
Oysa onlardan beklenen, olması gereken ve şimdiye kadar ihmal edilen; bölük pörçük veya ödünç alınmış düşünceleri özgün ve dört ayağı mamur tez ve projelere dönüştürmeleridir. Elbette Müslümanca ve Din’in ilkeleri doğrultusunda bunu yapmakla yükümlüdürler.
20.10.2013

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here