-Azadi Örneği –

 

Müslümanların siyasette doğru bir yol izlemesi, tarihi tecrübe ve temel referansların yol göstericiliğine başvurmalarıyla mümkün olabilir.

 

Peygamberden (as) günümüze kadar Müslümanlar farklı özellikler taşıyan birçok dönemden geçmişlerdir. Bunları kabaca modernleşme öncesi ve sonrası olarak iki ana bölümde ele alabiliriz:

 

Modern öncesi ilk ele alınması gereken Mekke dönemidir. Peygamber(as), bu dönemde tebliğle uğraşmış ve inanan bir topluluk oluşturmak için çabalamıştır. Mekke toplumundan gördükleri baskı ve şiddete karşı Müslümanlar varlık mücadelesi içinde olmuşlardır. Çoğu zaman, uğradıkları saldırı ve hakaretler nedeniyle ortalama bir yaşam sürmekte büyük zorluklarla karşılaşmışlardır. Doğal olarak, bu şartlar altında toplumun yönetimine katılmak gibi bir talep ve beklentileri söz konusu olmamıştır. İnançlarından tamamen veya kısmen vazgeçmek şartıyla yapılan teklifleri ise kararlılıkla reddetmişlerdir. Bu dönemde Müslümanların izlediği temel strateji; kimliğini, yaşam hakkını ve inançlarını sürdürebilmekten ibarettir.

 

İkincisi, Medine Modelidir. Müslümanlar ile Müslüman olmayanlar birlikte bir yönetim oluşturmuşlardır. Bütün çağlarda, özellikle de günümüzde de varlığını sürdüren üç ana inanç grubunun bir arada yaşamasının mümkün olduğunu bu modelden öğreniyoruz. Bunun yanında, her üç gruba mensup kabilelerin (etnik gruplar) de hak ve sorumlulukları güvence altına alınmıştır. Bütün kesimleri ilgilendiren savunma ve benzeri konularda ortak, diğer konularda herkes inancına ve kimliğine göre serbest hareket etmiştir. Sayıları azken de güçlendikleri zaman da Müslümanlar, taraf oldukları sözleşmeye sonuna kadar sadık kalmışlardır. İhlal eden, bozan, ihanet eden olmamışlardır.

 

Üçüncüsü, Peygamber ve terbiyesinden geçmiş dört yakın arkadaşının yönetimin başında olduğu dönemdir. Peygamber (as), yönetimin esaslarını ve pratiğini uygulamalarıyla göstermiştir. Kendinden sonraki dört halife bu temellere sadık kalarak Müslüman toplumu yönetmişlerdir. Müslümanlar tarih boyunca bu dönemi örnek, hatta ideal kabul ettiklerinden; hem referans almışlar, hem de “Asrı Saadet” olarak yüceltmişlerdir.

 

Dördüncüsü; Hz. Peygamberin yönetimde uygulamalı biçimde oluşturduğu esasların terkedildiği ve yerini saltanatın aldığı yüzyıllar boyu süren dönemdir. Doğası gereği, İslam’ın özünü ve adaletini zedeleyen saltanata rağmen devlet/toplum, hukuken ve hükmen İslam’a uygunluğunu olabildiğince sürdürmüştür. Saltanatın olumsuzlukları, siyaset dışı alanlarda fazla etkili olamamıştır. Bunun içindir ki, Ömer b. Abdülaziz ve Selahaddin Eyyubi gibi adil sultanlar işbaşındayken saltanatın olumsuzluklarını asgariye indirmek kolayca mümkün olabilmiştir.

 

Modern dönemde Türkiye Müslümanlarının siyasette kullandıkları yöntemin bu dört eğilimin her hangi birine uyduğunu söyleme imkânına sahip değiliz. Öyleyse, kullanılan yöntemin tarihi tecrübeden yapılan çıkarımlarla elde edildiği söylenemez. Bu nevzuhur yöntemin temel referanslara uygunluğu İslam uleması tarafından da onaylanmamıştır. İslam’a uygun olduğu; bu ortam ve mevcut şartlar içinde siyaset yapan siyasetçilerin, rivayeti kendinden menkul iddiasıdır. Aynen saltanatın meşruiyetini sultanların savunması gibi…

 

Müslümanların siyaseti İslam’a uygun yapmak gibi bir zorunluluk içinde oldukları göz ardı edilemeyecek temel bir ilkedir.

 

İçinde yaşadığımız toplumun çok inançlı ve çok etnik yapılı olduğu dikkate alınacak olursa Müslümanların Medine Modelini referans almalarından başka bir yol görünmemektedir. Demokrasiyi bir yönetim biçimi olarak benimseyenler de benzer bir model önerdiklerinden, farklı inanç gruplarının Medine Modelinde ortaklaşmaları pekâlâ mümkündür.

 

Bunun anlamı; Müslümanlar, kendi kimlik ve inançlarını koruyarak da diğer toplum kesimleriyle ortak bir yönetime talip olabilirler.

 

İnanç, kimlik, kişilik ve ahlak erozyonuna yol açan, kamufle edilmiş ve dindışı ortamların ürettiği maslahatçı kavramların arkasına sığınılarak yapılan siyasete artık Müslümanların itibar etmesini haklı kılacak bir neden kalmamıştır.

 

Bu amaçla; İslami kimliği ve inancını kararlılıkla ortaya koyma azminde olan Müslüman Kürtler “Azadi Hareketi” adıyla bir oluşumun etrafında kümelenmeye başladılar. Azadi Hareketi, bugüne kadar her kesim tarafından dışlanmış olan Müslüman Kürt halkına sahip çıkmayı Müslüman olmanın gereği saymaktadır. İnançlı, haklı, doğru, açık, net ve kararlı davranarak yeni bir siyaset üretmektedir.

 

Türkler başta olmak üzere tüm Müslüman halkların benzer bir çizgide hareket eden partnerler oluşturmaları geciktirilmemesi gereken bir zorunluluk halini almıştır.

 

Ümmetin anlam ve önemine uygun olarak dirilişini bu adımlar sağlayacaktır.

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here