Resim_1369180679ANTEP PRESS – Söyleşi
Mustafa Yıldız: “İslam kardeşliği itikadi bir konudur”
İslam kardeşliği nedir?
Kardeşlik, ontolojik anlamda aynı kökenden gelmeye; aynı ağacın dalları olmaya vurgu yapan bir kavramdır. Bu bağ, fıtri bir bağdır ve sadece biz Müslümanlara özgü bir durum değildir. Her toplumda, aynı ana-babadan gelenler arasında ayrıcalıklı bir ilişkinin, ayrıcalıklı bir hukukun ve ayrıcalıklı bir sorumluluğun olduğu kabul edilir. Bu yüzden tüm toplumlarda “kardeşlik bağı” güçlü bir bağ olarak görülmüştür.
İslam, bu bağın önemini ilkesel olarak reddetmemekle birlikte, “Ancak müminler kardeştir” ilkesiyle biyolojik olan bu bağı itikadi bir bağa tahvil etmiştir. Çünkü biyolojik kardeşlik dünya hayatı ile sınırlı iken itikadi kardeşlik sonsuza kadar sürecektir. “İslam kardeşliği” bu bağlamda sonsuza kadar sürecek bir bağ ile birbirimize bağlanmamız; birbirimize karşı itikadi, ahlaki ve hukuki bir sorumlulukla donanmamız; kendimiz için iyi gördüğümüzü kardeşimiz için de istememiz ve gerektiğinde kardeşimizi kendimize tercih etmemiz anlamına gelmektedir.
İslam kardeşliğinin önündeki engeller nelerdir?
Doğrusu “İslam kardeşliği“nin önünde bir takım engeller olduğundan söz etmek bile bizim açımızdan utanç vericidir. Ama maalesef böyle bir realite söz konusu. Üstelik bu güne özgü bir durum da değil. Ben, İslam kardeşliği önündeki engellerin iki ana başlık altında ele alınabileceğini düşünüyorum. Bunlardan ilki kişisel hırs ve ihtiras; ikincisi ise cehalettir.
Kişisel hırs ve ihtiras daha ziyade öncü, önder ve lider pozisyonunda olan kişilerde; cehalet ise daha çok halk kesimlerinde bulunmaktadır.
Bir takım “kifayetsiz muhterisler“in öncü ve önder konumuna geldiği bazı Müslüman grup, hizip ve cemaatlerde, bu şahıslar küçük menfaatler ve kendi liderliklerinin bekası uğruna İslam kardeşliğini dinamitlemekten çekinmemektedirler. Bunlar, tabi bir durum olan mezhep, meşrep ve cemaat yapıları arasındaki ayrım noktalarını derinleştirecek, bunlar arasında kin ve nefret tohumları saçacak söylem ve davranışları fütursuzca sürdürmektedirler.
Bunlardan etkilenen cahil kesimler ise, cehaletin verdiği bir bağnazlıkla aynı söylemlerin sözcülüğünü, aynı eylemlerin uygulayıcılığını yapmaktadırlar. Üstelik de bunu Allah’ın rızasını kazanma adına büyük bir samimiyetle ve halis bir niyetle yapmaktadırlar. Cehaletin kurbanı olan bu tür insanların söz ve davranışları bir nebze de olsa anlayışla karşılansa bile, İslam kardeşliğini dinamitleyen öncü, önder ve lider konumundaki “kifayetsiz muhterisler“in söz ve eylemlerine asla anlayış gösterilmemelidir.
Çözüm önerilerinizi günümüz şartlarını göz önünde bulundurarak sunar mısınız?
         Bu konuda hazır bir reçete yazmak mümkün değil. Kaldı ki, olsa bile, uygulama pozisyonunda olan kimselerin buna itibar edeceğini sanmıyorum. Ancak bunun böyle olması yapılacak hiçbir şey olmadığı anlamına gelmiyor.
Bu bağlamda, her şeyden önce kendimizin “İslam kardeşliği“ne zarar verecek söylem ve eylemlerden şiddetle sakınmamız ve çevremizdekileri sakındırmamız gerekir.
Bunun yanı sıra, bu kardeşliğe bilmeden zarar veren cahil kesimleri cehaletini gidermeye ve onları sevgi, şefkat ve merhametle kuşatarak kardeşliğin ne olduğunu somut olarak göstermeye çalışmalıyız.
Öncü ve lider pozisyonunda olan “kifayetsiz muhterisler” için ise yapabileceğimiz çok fazla bir şey olduğunu sanmıyorum. Onlar için yapabileceğimiz tek şey, ıslah olmaları yahut Ümmet-i Muhammed’e zarar verecek güç ve kuvvetten mahrum kalmaları için dua etmekten ibarettir.
Ortak Zemin Dergisi