Resim_1322769541Özgün İrade Dergisi Mustafa Yıldız ile SON MESAJ isimli mealini konuştu.

Görebildiğimiz kadarıyla son yıllarda hem Kur’an merkezli çalışmalarda hem de Kur’an meallerinde hissedilir bir artış söz konusu. Bu aynı zamanda bir ilginin de göstergesi. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Aslında Kur’an her zaman insanların ilgi odağı olmayı sürdürmüştür. Son yıllarda görece bir artış söz konusuysa bunu da hayra yormak lazım… Bilindiği gibi modern insan bir “varoluş” problemiyle karşı karşıya. Ciddi bir ontolojik güvenlik kaygısı yaşıyor. Hayatın gayesini anlamakta, olan biteni anlamlandırmakta zorluk çekiyor. Bu yüzden bu arayışına denk düşen metinler ilgisini çekiyor. Kur’an bu noktada modern insanın “varoluş” problemine çözüm bulabileceği tek metin olarak görünüyor. Çünkü Kur’an insanın sahici sorularına sahici cevaplar verebilecek tek sahici metindir. Kur’an çalışmalarına ve Kur’an meallerine yönelik toplumda gözlenen ilgiyi bu bağlamda okumakta fayda var. Bu ilginin sadece Türkiye’de değil Dünya ölçeğinde var olması bunu gösteriyor. Ancak modern insanın Kur’an ile ilişkisini sahici bir şekilde kurmasını engelleyen pek çok faktör var. Bu faktörlerden birisi, belki de en önemlilerinden birisi insanların Kur’an ile sahici bir şekilde ilişki kurmasını sağlayacak nitelikli çalışmaların yeterince yapılamıyor olmasıdır. Dolayısıyla her ne kadar modern insan Kur’an ile ilişkisini sahici bir şekilde kuramasa da, onun bu ilgisini sahici bir ilgi olarak görmek durumundayız. Ve bize düşen ise, Kur’an’a yönelik bu sahici ilginin sahici bir ilişkiye dönüşmesine katkı sağlayacak çalışmalar yapmak olmalı.

Bu bağlamda Kur’an üzerine yapılan çalışmaların niteliğini nasıl buluyorsunuz? Bu çalışmaların gündelik hayata etkisi nedir? Yeterli düzeyde bir etkilenme söz konusu mu?

Tabi bu çalışmaların niteliği ile ilgili bir genelleme yapmak doğru olmaz. Bunlar arasında gerçekten nitelikli çalışmalar da var; öylesine yapılmış olanlar da… Hatta sû-i niyet eseri olanlar bile var. Ama her halükarda bu çalışmaların artması Kur’an’ın toplumda bir ilgi odağı olmayı sürdürdüğünü gösteriyor. Tabi ki bu çalışmaların gündelik hayata çok büyük bir etkisi olduğunu söylememiz zor; ama bu hiçbir etkisi olmadığı anlamına da gelmiyor. Bir toplum şu ya da bu düzeyde Kur’an ile olan ilgisini sürdürdükçe az ya da çok ondan etkilenmeye de devam edecektir. Aynı şekilde Kur’ani mesajın sahih bir şekilde toplumda hayatiyetini sürdürebilmesi için de nitelikli çalışmalara ihtiyaç vardır. Aslında bunlar birbirini besleyen şeylerdir. Bir toplumda Kur’an gündelik hayatta yaşanılır hale geldikçe Kur’an merkezli çalışmalar artar; Kur’an merkezli çalışmalara ilgi arttıkça da Kur’an gündelik hayatı daha çok etkiler.

``Genellikle her yeni çıkan meal için “Niçin yeni bir meal?” sorusu hep sorulur. Biz de soralım: Yayınlanmış bu kadar meal varken yeni bir meale olan ihtiyaç neydi ki sizi bu alana yöneltti?

Her meal bir anlama, anlamlandırma ve anlatma çabasıdır. Kur’an’ı anlama, anlamlandırma ve anlatma çabası kıyamete kadar sona ermeyeceğine göre, meal çalışmaları da ilanihaye devam edecektir. Nasıl ki, yapılmış binlerce tefsir çalışması varken yeni tefsir çalışmalarına hep ihtiyaç olacaksa, aynı şekilde yeni meallere de ihtiyaç olacaktır. Her şeyden önce meal dilsel bir metindir. Türkiye gibi, dilin çok hızla değişime uğradığı toplumlarda bu ihtiyaç her zaman daha bariz bir şekilde var olacaktır. Buna ek olarak zihniyet ve algı değişimlerini de göz ardı etmemek lazım. Dün, hiçbir problem görülmeyen bir konu, bu gün açıklamaya ihtiyaç duyuran bir konu haline gelebiliyor. Öte yandan Türkiye’deki meal çalışmalarının ilmi ve edebi bir dökümü – birkaç istisnai çabayı takdirle anmak lazım – yapılmış değildir. Bilenlerin ifadede yetersiz kaldığı, ifade edebilenlerin alanı bilmediği, bu yüzden meal çalışmalarında ciddi ölçekte anlama, anlamlandırma ve anlatma problemlerinin yaşandığı biliniyor. Biz, hem Türkiye’deki meal çalışmaları üzerine kafa yoranların birikimlerinden istifade ederek, hem de kendi çalışmalarımız sonucu Türkçe meallerin üç temel problemi olduğu sonucuna ulaştık. Bunlardan birincisi, “Yöntemden kaynaklanan problemler”; ikincisi, “mütercim hatasından kaynaklanan problemler”, üçüncüsü ise, “çağın yükselen değerlerine uyum arayışının yol açtığı problemler”. Bu çalışmanın bütün sorunları gidermek gibi bir iddiası yok; ama bu sorunların kalın çizgilerle altını çizmek ve gücü yettiğince problemleri asgariye indirmek gibi bir iddiası var.

Çeviri üzerine neler söylemek istersiniz? Ve sizin çeviri usulünüzü bize anlatır mısınız?

Çeviri aslında kaynak dildeki bir metnin amaç dilde yeniden üretilmesidir. Bir çeviriyi başarılı kılan en önemli kriter bir metnin kaynak dildeki muhatapları üzerinde yaptığı etkiyi, amaç dildeki muhatapları üzerinde de yapmasıdır. Ancak özellikle edebi yanı olan metinlerde eşdeğer bir çeviri yapmak çok zordur. Hele hele bu metin Kur’an gibi insanlık için yepyeni bir paradigma inşa eden ve bunu insan takatini aşan bir üslupla yapan bir metin için eşdeğer bir çeviri imkansızdır. Bu yüzden Kur’an çevirilerine “yaklaşık anlam” anlamına gelen “meal” adını vermek bir gelenek halini almıştır. Her meal gibi bizim mealimizin de amacı Kur’an’ın “yaklaşık anlamını” Türkçe’nin imkânları içerisinde ifade edebilmektir. Ancak tabi ki her mealin çeviride izlediği farklı bir usul vardır. Benim şu an bu söyleşinin imkânları içerisinde izlediğim usulü ayrıntılı olarak anlatmam zor olur; isteyen okuyucularımız mealin önsözünde bu usulümüzü okuyabilirler. Ama yine de birkaç noktaya değinmek gerekirse ana hatlarıyla şunları söylemek mümkün: Bu mealde hem “şekil” açısından, hem “dil ve üslup” açısından hem de “anlam” açsından bazı kriterlere riayet ettik. Şekli olarak: Tefsiri eklemelerde parantez yerine bold harfler kullanarak cümle bütünlüğünü bozmadan okumayı sağladık. Dil ve üslup açsından: Mealde bugünkü kuşaklar için ağır ve ağdalı gelecek kelimeler kullanmadığımız gibi, Kuran gibi bir metnin çevirisinde şık kaçmayacak çok modern bir dil de kullanmadık. Metni Türkçe’ye çevirdiğimizi aklımızdan çıkarmadık. Türkçe ifade kalıplarına aykırı cümleler kurmadık. Metni çevirirken yazılı metin okurlarının alışkanlıklarını dikkate almakla birlikte, bu metnin sesli okunabileceğini de varsayarak çevirdik. Medeni ayetleri genellikle nesir tarzında, Mekki ayetleri ise -her zaman mümkün olmasa da- zaman zaman nazma yakın bir tarzda çevirmeye çalıştık. Çeviride “metnin psikolojisi”ni belirgin kılmaya çalıştık. Aynı cümle kalıplarını ya da aynı kelimeleri kimin, kime, nerede, ne amaçla söylediğini dikkate alarak farklı tonlarda ve üsluplarda çevirdik. Deyimsel yahut mecazi ifadeleri -Türkçede onu karşılayan bir deyimin olması durumunda- lafzi çeviri yerine mukabil Türkçe deyimle karşıladık ve deyimin lafzi çevirisini dipnotta verdik; bu yoksa, deyimsel anlamını hesaba katarak çevirip dipnotta bu deyimsel ifadeyle ilgili açıklama yaptık. Ayetlerin çevirisinde cümleleri uzatma pahasına, “her tarafa çekilebilecek” cümleler kurmamaya gayret ettik. Anlam açısından ise şunlara dikkat ettik: Mealde klasik meal formatını korumaya çalışmakla birlikte bütünüyle lafzi bir çeviri yapmadık. Çevrilen ibarenin anlamının doğru oturmasına yarayacak eklemelerin dışında uzun tefsiri cümlelerden kaçındık. Ayetlerin çevirisinde ayet duraklarını değil anlam bütünlüğünü esas aldık. Her bir ayeti müstakil, siyak ve sibaktan bağımsız birer cümle olarak ele almadık; bilakis birbiriyle anlam bağı olan cümleleri bu bağlantıyı gösterecek bir tarz ve üslupla çevirdik. Anlamı sadece kelime, ibare ve cümlede aramadık. Anlamı keşfetmede bütün bunlara gereken özeni göstermeye çalışmakla birlikte, anlamın bazen bağlamda olabileceğini de hesaba kattık. Yani, metnin ne dediğini öncelikle önemsedik; ancak bunun yeterli olmadığı durumlarda ne demek istediğine baktık. Ayetin gramer yapısından yahut anlam katmanlarını (îcâz) açarken farklı tefsirlerin yönlendirmesinden, ya da muhatabın kim olduğunun tam olarak bilinememesinden kaynaklanan alternatif çeviri imkanı varsa bunu dipnotta vermeye çalıştık. Yaygın olarak uygulananın aksine, Kur`an`ın temel kavramlarını her zaman standart bir formda çevirmedik. Geçtiği bağlam içerisinde bu kavramın hangi anlam alanı öne çıkıyorsa o kavramı o anlam alanını belirgin kılacak bir formda çevirdik. Mümkün olduğunca farklı kıraatlerin anlama etkisini hesaba katmaya çalıştık.

Kuran “nüzul ortamı” dediğimiz bir toplumsal, siyasal ve iktisadi ilişkilerin olduğu zemine inmiştir. Çeviride bu ortamı hesaba katma adına nelere dikkat ettiniz?

``Kur’ân’ı nüzül ortamından bağımsız olarak anlamamız elbette söz konusu olamaz. Tabi ki çeviriyi yaparken bu ortamı göz önünde bulundurduk. Sözün önce o ortam içerisinde ne anlama geldiğini, muhataplarının ondan ne anladığını tespit etmeye çalıştık. Çünkü her söz anlamını söylendiği vasatta kazanır. O ortamı göz ardı ettiğinizde söz çok farklı anlamlar kazanabilir. Bu bağlamda kim, kime, nerede, niçin ve ne amaçla söylemiş ya da kim kiminle nerede ne amaçla yapmış sorularına cevap bulmaya çalışarak metni çevirmeye çalıştık. Sözün anlamını kendi nüzul ortamı içerisinde yani kendi bağlamı içerisinde tespit ettikten sonra “bu sözü, anlamını mümkün olduğu ölçüde koruyarak günümüze nasıl çevirebiliriz” diye düşündük ve öyle çevirmeye çalıştık.

Çeviriyi gerçekleştirirken hangi materyallerden istifade ettiniz? İstifade yönteminizi izah eder misiniz?

Biz, mealde izlediğimiz tarz ve üslubu merkeze alarak, ister anlamın kurulması açısından olsun, ister cümle kalıbı açısından olsun, isterse kelime düzeyinde olsun yararlanabileceğimiz her kaynaktan yararlanmaya çalıştık. İstifade ettiğimiz kaynaklardan iki şekilde istifade etmeye çalıştık: Birincisi anlamın kurulması açısından, ikincisi ise ifadenin güzelliği açısından… Bu bağlamda Tefsir ve Hadis kaynakları, Kur`an ilimleri ile ilgili eserler ve Lügatlerin yanında meal ve çeviri sorunlarını tartışan kitap ve makalelerden de azami ölçüde istifade etmeye çalıştık. Tabi ki daha önce yayınlanmış Türkçe meallerden de yararlandık. Bu meallerden, mesajın anlaşılmasına, anlamın doğru bir şekilde ifadesine ve üslubun güzelliğine katkı sağladığını düşündüğümüz her şeyi herhangi bir komplekse kapılmadan aldık; fakat çoğunlukla bunları kendi üslubumuz gereği yeniden inşa ettik. Ancak bunu yaparken, ilkesiz ve yöntemsiz şekilde onlardan kopyalama yerine, onlarda bulduğumuz güzellikleri meale taşımaya; ama bununla da yetinmeyerek onları aşmaya gayret ettik.

Kur’an’ın hitabi bir metin olmasının çeviri açısından zorluğu nedir?

Hitabi metinler belli bir bağlam içerisinde ortaya çıktığı için genellikle o metnin doğrudan muhatapları açısından bir anlama sorunu yaşanmaz. Bu tür durumlarda dinleyici hem sözün bağlamını biliyordur, hem de kendisi bağlamın bir parçasıdır. Ancak zaman geçtikçe hitabın dolaylı muhatapları açısından hitabi metinleri anlamada problemler oluşmaya başlar. Metin bağlamdan koptuğu an, söz her yere çekilebilir bir hal alır. Çünkü bu tür metinlerde genellikle çok anlamlılığa açık kelimeler ve cümle kalıpları yer alır. Eğer metinin bağlamını sağlam kurmazsanız, ya da çeviride metnin bağlamını vermezseniz bu tür ifadeler okurun zihninde çok farklı, hatta metnin asli anlamıyla herhangi bir ilgisi ve alakası olmayan çağrışımlar yapabilir. Bu yüzden hitabi metinlerin önce yazı diline çevrilmesi, sonra hedef dile çevrilmesi gerekir. Yazı diline çevirmek, o cümleleri bir bağlam içerisine oturtmayı gerekli kılar. Zaten Tefsir çalışmalarının asli amacı ayetlerin bağlamını mümkün olduğu ölçüde okuyucuya doğru aktararak metnin yanlış anlaşılmasını engellemektir. Meal de bir anlamda mini bir tefsir olduğu için çeviride metnin bağlamını mümkün olduğu ölçüde vermeye çalışması gerekir. Ama tefsire nispetle mealin karşılaştığı en büyük zorluk, bu bağlamı olanca kısalığıyla, üstelik de cümlenin akışını bozmadan verebilme mecburiyetidir. Tabi, bir mütercimin metnin bağlamını doğru olarak tespit etmede yaşayacağı zorluklar da cabası… Çünkü – bazen – tefsirlerin naklettiği ya da metnin dayattığı alternatif bağlam imkânlarını mealin sınırları içerisinde yansıtmak mümkün olmayabiliyor.

Sizin çevirinizin okunurken rahat ve dinlemeye müsait bir fonetiği var. Bunu nasıl sağladınız?

Bilindiği gibi mealler genellikle bir kişinin kendi başına sessizce okuyacağı bir metin değildir. Çoğunlukla kalabalık sohbet ortamlarında sesli olarak okunur. Burada hem okuyanın rahat okuyacağı, hem de dinleyenin anlamakta zorlanmayacağı bir metin olması gerekir. Ben, yaptığım her ayetin çevirisini öncelikle defalarca sesli okudum. Hem okumayı ve hem de anlamayı zorlaştıran yerleri tespit etmeye çalıştım. Cümleleri rahat okunan ve rahat anlaşılan bir formda kurmaya çalıştım.

Çeviride metin içinde bold olan bölümler var. Bunun nedenini açıklar mısınız?

Aslında bu sadece okuyucuya kolaylık olması amacıyla düşünülmüş bir şey. Bilindiği gibi, meallerde ister istemez parantez içi açıklamalar kullanılır. Çünkü bu bir zarurettir. Ancak meal okurları bazen, parantezin içini mi dışını mı okuyacaklarına karar veremezler. Parantez içi açıklamayı fazlalık gibi görürler. Bu da yer yer cümle bütünlüğünü bozar ve okumayı zorlaştırır. Biz okumayı olumsuz etkileyen bu duruma bir çözüm olsun diye ekleme ifadeleri bold olarak dizdik, ama bunu harf düzeyinde değil kelime düzeyinde uyguladık. Dolayısıyla bir okur, mecburen cümleyi bold kelimelerle birlikte okuyacaktır; ama gözüyle de o kelimelerin metinde olmayan “tefsiri bir ekleme” olduğunu fark edecektir.

Sizin mealinizde yer yer diğer meallerde aşina olduğumuz cümle kalıplarına rastlamıyoruz. Tabiri caizse sloganlaşmış bir yapı yok? Niçin böyle bir usul takip ettiniz?

Sözel anlatımlarda sloganik cümle kalıplarına çok rastlanır. Bu gayet doğaldır. Zira o cümle yanlış anlaşılması pek mümkün olmayan bir bağlam içerisinde kullanılıyordur ve dinleyici o bağlamı bildiği için bu tür cümleler hem etkili bir anlatım sağlar hem de yanlış anlaşılma ihtimali olmaz. Ancak bu tür sözel metinleri çevirirken bağlamı vermeden o cümleyi çevirdiğiniz zaman yanlış anlaşılma ihtimali çok yükselir. Hatta okuyucu bu sloganik cümlenin çekiciliğine kapılarak onu kendi bağlamından kopararak ilgisiz alakası bir bağlamda kullanmaya başlar. Bu ise Kur’an’ın o bağlamdaki mesajının tahrif olmasına / tahrif edilmesine yol açar. Bu tür cümlelerin yanlış anlaşılmasına meydan vermemek için, kendi bağlamı ile ilişkilendirilerek çevrilmesinde yarar vardır. Bu da, ister istemez, cümlelerin sloganik bir formda çevrilmesini engeller.

Mealde takip ettiğiniz dil sade görünüyor ve ağdalı durmuyor. Bunu nasıl başardınız?

Her şeyden önce bir mütercimin, günümüz dünyasında mealin “ne olduğunu” doğru tespit etmesi lazım. Meal, seçkin bir zümre için, tabiri caiz ise ulema için hazırlanan bir metin değildir. Meal bir anlamda ortalama insanın Kur’an hakkında bir fikir edinmesini sağlayacak, Kur’an’ın anlam dünyasını ana hatlarıyla görmesine yarayacak bir metindir. Bunun böyle olması tabi ki mealde ilmi bir düzeyin ve edebi bir güzelliğin olmaması anlamına gelmiyor; ama dil açısından önemli ölçüde anlaşılır olmasını gerekli kılıyor. Dolayısıyla bir mealin dili toplumun geniş kesimlerinin anlamakta çok fazla zorlanmayacağı bir dil olmalıdır. Diğer bir ifadeyle bir mealin dili sade ve açık, üslubu akıcı olmalı; cümleleri kolay anlaşılmalı, “şimdi burada ne demek istedi?” dedirtmemeli; sadece çok özel eğitim almış bazı kesimlerin anlayabildiği, ortalama okuyucunun bulmaca çözer gibi zorlandığı bir metin olmamalıdır. Bu nedenle biz mealin dilini açık, anlaşılır ve sade bir şekilde kurmaya çalıştık.

``Ayet ayet çeviri yerine bazen birkaç ayeti aynı konseptte çeviriyorsunuz. Bunu hangi saikle yapıyorsunuz?

Kur’an’daki her ayet her zaman müstakil bir cümle olmayabiliyor. Nitekim Kuran’daki ayet duraklarının ekseriyeti anlam bütünlüğüne denk düşen ayrımlardan oluşmuyor. Bazen bir ayette birden fazla cümle yer alırken, bazen birden fazla ayet bir cümle oluşturmaktadır. Ayrıca bazen aynı bağlamın devamı olan cümleler peş peşe ayetlerde geliyor. Bu durumda anlam bütünlüğünü bozmamak için ihtiyaç olduğu ölçüde birkaç ayeti bir cümle yahut bir paragraf içinde çevirmeyi tercih ettik. Bunu, anlamda kopukluk olmasını engellemek için yaptık.

Kur`an’ın icaz boyutunu mealde bulabilecek miyiz? Edebi boyutunu genelde meallerde bulamamaktayız. Sizin mealiniz bize bunu sağlayacak mı?

Kur’an’ın kendi özgün icaz yapısını herhangi bir mealde elbette bulamayacaksınız. Bu zaten mümkün değil; eşyanın tabiatına aykırı. Ancak biz Türkçenin imkânları içerisinde elimizden geldiğince edebi bir anlatım sağlamaya dikkat ettik. Bu çeviride bazı sakıncalarından dolayı şiirsel bir anlatımın kelimelere yükleyeceği çok anlamlık yerine, öyküsel bir anlatımın tasviri dilini tercih ettik. Ancak, bu anlatımın içinde yer yer ritimler oluşturarak şiirsel bir ton vermeye çalıştık. Dolayısıyla okuyucu sıkılmadan okuyacağı, okurken anlama sorunu yaşamayacağı bir metinle karşılaşacak.

Kuran meallerinde genelde lafzi çeviri ön plandadır. Siz çeviride lafzi olanı mı, yoksa anlamı mı öncelediniz?

Elbette bir mealin Kur’an’ın lafzından bütün bütün kopması söz konusu olamaz. Ama bu, ayetin maksadını göz ardı ederek lafzi anlamın sınırlarına hapsolmak anlamına da gelmemeli. Biz, lafzi çevirinin mesajı doğru olarak yansıttığı durumlarda lafzi çeviriyi korumayı, lafzi çevrinin metnin asli mesajını yansıtmadığı durumlarda ise anlam çevirisi yapmayı tercih ettik. Ancak anlam çevrisi yaptığımız yerlerde lafzi anlamı dipnotta verdik.

Siz mealinizi diğer meallerden ayıran temel özelliklerini belirtir misiniz?

Bu bağlamda birkaç noktanın altını çizecek olursak şunları söylemek mümkün: Bu meali okuduğunda okuyucu “Türkçe” bir meal okuduğunu fark edecek. Kopuk kopuk, birbiriyle bağlantı kurmakta zorlandığı cümlelerle karşılaşmayacak. “Şimdi burada ne demek istedi?” demeyecek. Metni okurken metnin psikolojisini hissedecek, kuru ve ruhsuz bir metin okumayacak. İlmi ahlak gereği, ayeti farklı anlayanların yahut çevirenlerin yorum ve çevirilerini dipnotta görebilecek. Aşina olduğu çevirilerden farklı yapılmış çevirilerin gerekçelerini dipnotta görecek.

Son olarak meal okuyucularına meal okurken nelere dikkat etmelerini önerirsiniz?

Her şeyden önce meal okurlarının bilmesi gerekir ki, bir meal –ne kadar mükemmel olursa olsun- asla “birebir” Kur`an`ın yerini tutmaz. Yani, hiçbir meal Kur`an değildir. Meal, mütercimin, Allah`ın kelamından “anlayabildiği”ni, kendi diline “yansıtabildiği”dir. Bu yüzden her meal (çeviri) bir yorumdur ve her yorum eleştiriye açıktır. Belki bir meal, bizim, Kur`an`ın anlam dünyasına adım atmamızı ve ana hatlarıyla bu anlam haritasını görmemize katkı sağlar; ama asla Kur`an`ın derûni anlam dünyasını bütünüyle ihata etmemizi mümkün kılmaz. En iyi ihtimalle bir meal, bu dünyaya kapı aralayan ve bu kapıdan içeriye adım atmamızı sağlayan bir basamak işlevi görür. Dolayısıyla bir okuyucu, Kur`an`ın anlam haritasını kavramak ve sağlıklı bir din anlayışı oluşturmak istiyorsa, sadece “meal(ler)” ile yetinmemeli, bilakis temel İslami ilimlerden azami ölçüde yararlanmanın yollarını aramalıdır. Aksi halde, mütercimin tasavvuruna mahkûm olur. Bunlar dikkate alınarak okunduğunda mealin asli işlevini yerine getireceğini düşünüyorum.

Kaynak: Özgün İrade Dergisi