Cahit Zarifoğlu`nun baştan aşağı kaynar su dökülürcesine cümleleri vardır.. Ne çok acı var , onlardan sadece biri…


Dört kelime ile yaşadığımız hayatın özetlenmesidir belki bu. Ayetlerle beslenmiş bir zihinden bunu beklemek hiç de zor değil. Asr gibi kısa bir sure içerisinde tüm Kur`an`ın mesajı gizlenebilmişse, bir zihin bir yürek ondan ihlas ile beslenmişse hayata ve acılarımıza dair ne çok şeyler işitebiliriz kısa  ve öz bir şekilde…

Bir yandan Suriye`de her gün ölen ve giderek Irak ve Afganistan`daki gibi umursamama noktasına bizi getiren canlar, diğer yanda Mısır`da kafir ve münafık zihniyetlerin su götürmez ortaklığıyla gerçekleştirilen katliamlar, bitmeyen savaşlarımız , acılarımız bizi tekrar yolun başına getirmiş bulunuyor…

Herşey karıştığında en başa dönülmelidir diye bir söz hatırlarım. En saf en yalın halimize yani , namaza ilk başladığımız ana , ilk eyleme gidişimizdeki saf ürkek ama samimi duruşumuza… İnananlar ile birarada olduğumuz vakit söylediğimiz , tecrübeli olanların içinden kıs kıs güldüğü , “müslümanlar birarada  birlik olmalı”  söylemine… Henüz cemaat,stk vb kurumsallaşmış yapıların içine gömülmemiş halimize.. Onlarca baskıya karşı çıkarken farkına varmadığımız kendi cemaat ve grup baskılarımızın olmadığı bir noktaya evrilmemiz gerekiyor.

Yine Cahit Zarifoğlu`nun sıkça karşılaştığım bir cümlesiyle devam edeyim . “Esas trajedi buydu.. Bir adamın kötü olmaya cesaret etmesi değil, milyonlarca insanın iyi olmaya cesaret edememesiydi..”

Esed, Mübarek, Sisi, Netanyahu ve diğerleri… Zulümde önde gidenlerden sadece birkaçı bu isimler… Kötü olmaya cesaret ettiler ve bizleri hayrete düşüren katliamları anbean sürdürüyorlar.. Biz sürekli onlara hayret ederek, hayret ile birlikte lanet ederek kötülere ve onların yaptığı kötülüklere karşı durduğumuzu düşünmekteyiz.

Sorunu nasıl çözeceğimiz de cümlenin içinde. İyi olmaya cesaret etmek…

Dedim ya , iyi olmak demek o ilk andaki saf düşüncemizdir. Müslümanlar birlik olacak… İster ülke ülke ister cemaat hem yerel hem de uluslararası düzlemde örgütlenerek başta İslam dünyası olmak üzere dünya üzerindeki mazlumiyetlere ses verecekler.. Becerebilirler ise – ki bence adı bile yeter – bir İslam ordusu kurmaya çalışacaklar.  Saldırmak için. işgal etmek için değil. Saldıracak olanların ve işgal edecek olanların yani kötülük yapmaya cesaretli olanların cesaretini kırmak için…

Başka bir yol var mı ? Kanımca Yok !

İyi olmaya cesaret etmekten başka çaremiz yok !

Ölmeye ve öldürülmeye devam etmek hoşumuza gidiyorsa, zul gelmiyorsa , hali hazırdaki yöntemleri kullanmaya devam etmeli.

Bir de unutmadan… Zulümleri , bize yaşatılan acıları tel`in etmek için miting yaparken , ümmete dair bir yarayı merhemlemeye çalışırken yaşadığımız ülkenin de bu ümmetin bir parçası olduğunu unutmayan cümleler kurmak gerek…. 20 Ağustos Gaziantep saldırısının yıldönümüydü…

Pkk-Esed ortaklığı olarak zihinlere kazınan eylemde masum insanlar öldü. Suriye`de kimyasal bomba atılanlar kadar masum, gündelik hayatın içinde birşeyler yaparken öldürüldüler… Müslümanlar küfrü kendinden menkul ve laikliğin teminatıyız diye bas bas bağıran pkk`ye karşı söz söyleyememekten ne zaman vazgeçecekler?

Siz ağzınızı açmazsınız ama onlar Pyd marifetiyle Rojava`da katliam var diyerek aklınıza gelebilecek her türlü İslami camiayı “El-kaideci yetiştirip Kürtleri Katlediyorlar” diyerek iftira atarak toplum nezdinde küçük düşürmeye çalışırlar !

Hal böyleyken söylenecek başka bir söz var mı bilemiyorum..

* * *

Ne çok acı var diye başladık … Modern çağ her şeyiyle insanı mutlu etme üzerine kurulmuş çirkef bir medeniyete dönüşürken bu amaç için insan canını da hiçe saymaya devam etmekte. Tonla para akıtıp aldığınız ve bindiğiniz arabalar, ya da oturmak , yuva kurmak maksadıyla borçlanarak elde ettiğiniz evler mezarınız olabiliyor.

En son bir kardeşimizin çocuğu yüksek bir binadan düşüvermiş. Birkaç günlük tedavi , yoğun çabalar hazin sonu değiştirememiş.  Sağanak sağanak sabır yağdırsın Rabbim o ailenin üzerine diyorum ama üstad Sezai Karakoç`un Balkon şiirindeki o vurguyu hatırlamak gerektiğine de inanıyorum. “Ölümün cesur körfezleri” olan evlerimiz var bizim… Sevdiklerimizi bizden koparan… TOKİ`nin çok katlı bina hastalığının bizi nasıl bir psikolojiye mahkum ettiğini ve nelerle yüzleşmek zorunda bıraktığını , apartman kültürünün önce gökyüzünü sonra canlarımızı çaldığını görmek gerekiyor.. Takdir edilene başüstüne demek imanımızın gereğidir, ama insanı mutlu etmek adına yapılan lakin bir o kadar da ölümüne sebep olan bu teknik bu mimari, bu teknoloji kimin icadıdır ve bunlarla sürdüreceğimiz hayatımızda daha “ne çok acı çekeceğiz”  bilen var mı ?

26.08.2013