Zamanı geçmeden bazı sorulara cevap vermek ve yeni, daha büyük sorular sormamız gerekiyor.


Sevgili Ahmet Koyuncu son yazısında “Ne Değişti” başlığıyla basit ve keskin sorularla son 8 yıllık AK Parti ya da AKP iktidarıyla geldiğimiz noktayı sorguluyor. Adalet, bürokrasi, torpil , adam kayırma , protokol eziyeti ve israfı dahil bir çok soruyu zihinlerimize yeniden yerleştiriyor , iyi de yapıyor.  Katkı olması babında “ne değişmedi” diyerek ben de konuyu gündem de tutmanın iyi olacağını düşündüm.

Türkiye`deki İslami camianın ya da “hareketliliğin” seyrini analiz edecek değilim,buna memur da değilim. Ancak Ahmet hocamın sorularıyla zihinlerimizde beliren ve yankı bulması gereken bir durum var. Bizler seçim zamanlarında oy vermek, geri kalan zamanlarında ise değiştirmek için mücadele etmemiz gereken şeyleri, sadece dilimizle -yalnızca ve yalnızca – anlatmak ve eleştirmek üzerine kurulmuş bir hayatın ortasında yaşıyoruz.  Bu sebeple yukarıda bahsettiğimiz hususlardaki taleplerimizi çok dar çerçevede ve ancak belirli bazı camiaların dillendirdiğini kabul etsek bile genel itibariyle taleplerimizi sadece “gündeme gelirse” söyleyip, eleştirip susan bir yapıya sahibiz.

Tıpkı bahsi geçen diğer konular gibi, sistemdeki işleyişi ve o işleyişi oluşturan insanların zihin yapısını değişmedikçe, bizler bu konuları gündemde tutarak ciddi bir şekilde muhalefet göstermedikçe,  iktidar olanın ismi , adı, namı ne olursa olsun “ne değişti” sorusu can yakıcı cevaplara gebe olacaktır. İslami hassasiyetleri olanların devletin belirli kademelerine gelmesi durumunda dahi adalet beklentisi suya düşüyorsa, torpil, adam kayırma gibi hususlarda süreç aynen devam ediyorsa, protokol vb müsrifce törenlerde ciddi anlamda değişiklik yoksa , yine izzet ve şeref siyasetcilerin, makam sahiplerinin yanında aranıyorsa  o zaman sorularımız haksız değil.

Şahsi görüşüm devletin vesayetlerden kurtulma girişimleri, toplumun geçmişte yaşanan kötü tecrübelerden bir nebze ders almış olması , yine  teknolojinin devlet tarafından bürokrasiyi azaltacak şekilde daha verimli kullanılmaya başlanmasıyla bazı sorunlarımızın daha aza indiğidir. En büyük eksiğin bürokrasinin hem vesayet kalıntılarından etkilenmesi hem de tekniğin sağladığı verimi henüz tam olarak içselleştiremediğidir. Bu sorunun toplumun geneline sirayet etmiş olan hastalıklarımız ile ilgili olduğunu söylemeliyim. Vatandaş da , yöneten de, değişimi talep eden de ortak bir noktaya geldiğinde , memleketin havası gerçekten çok değişecektir.

***

Elbette değişen birşeyler olmasına rağmen insanların değişememesi ,  bizi çelişkilerle karşı karşıya bırakabilir. Burada  sorun iktidar bağlamında hükümetler ya da yöneticilerde değil, onları oraya taşıyan halk, kitle ya da bir şekilde destek veren sivil yapılarda da aranmalıdır.

Başörtüsü , hükümet çözecek diye gündemimizden düşmüştü ve oldukça yavaş seyreden bir süreçte kamuda çalışma ve ilköğretimdeki problemlerle birlikte bir nebze nefes alındı. Ancak bu nefes bitmek tükenmek bilmeyen eylemlerimizden ve mücadelemizden olmadı açıkçası. Çünkü bir kere oylar verilmişti artık beklemede kalınacaktı. Herşeyi devletten bekleme psikozunun doğal sonucu bu idi.

Oysa müslüman her şartta ve konumda belirli sorumluluklarla yüklenmiş olmalıydı değil mi ?

Yani değişmesini istediğimiz şey için , ne kadar çaba gösterilmişti? Yine değişmesini beklediğimiz şeyler bunca çok iken biz ne kadar değişmiştik (hayırlı yönde)? Son yıllarda abartılı bulmakla beraber “abdestli kapitalizmin” dünyanın peşine ne kadar düştük ?

Sorular artırılabilir elbet…

Çok bariz bir örnek verecek olursak toplumun büyük bir kesiminin istemediği bazı devlet uygulamalarına ciddi karşı çıkışlar olmadığı için, (genelev vb. gibi) halen  insanlık dışı durumlarla yaşamak zorundayız. Oysa bir belediye başkanı STK`lardan talep gelse , istense kapatabiliriz şeklinde konuşmuş bir görüşme esnasında. Hodri meydan deyip, değişimi biz talep etsek ve arkasında dursak , bu günahtan kurtulmak istesek sonuç ne olacak dersiniz?

19 Mayıs vb günlerdeki kutlamalar,  Milli Güvenlik dersleri, and içme gibi sorunlarda avazı çıktığı kadar bağıran ve sürekli talepkar olanlar olan ne kadar büyük bir topluluktur? Burdaki değişimler bizim çıkardığımız seslerden ötürü mü olmuştur?

Hasılı kelam değişimi talep edersek değişmesi gereken şeylerin peşine düşersek , yani biz değişirsek o zaman anlam kazanacak herşey…

Ahmet hoca`nın sorusuna tam da burada yeniden dönmek gerekirse,   aşağıda belirttiğim bazı hususlar ” değişmeyen durumlar arasında” ne kadar etkili acaba ?

Acaba Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarıyla son günlerde sürekli gündemde olan “cemaat” ve diğer adı bilinmeyen cemaatler ,vakıflar dernekler, adalet ve hakkaniyet arayışlarında seslerini daha mı yükselttiler yoksa “biraz da bize çalışsın devlet” mantığıyla mı hareket ettiler ?

Rüşvet ya da torpil hususunda kaçımız davalar açtık, eylemler yaptık ya da kaçımız bir tanıdık bulup işlerimizi hallederek sistemin devamlılığını sağladık?

Burda yazmak istemediğim çok ağır şeyler duymuştum zamanında. Varolan bozuk sistemi ve işleyişini değiştirmeye namzet olanların , o sistemin işleyişinden faydalanmaya kadar giden süreçlerini.

Biz değişmeden , değiştirmeyi istemeden, bu iradeyi göstermeden, içimizden çıkanların yukarıda birşeyler yapmasını beklemek çok doğru olmayacaktır. Ra`d suresi 11.ayetin kulaklarımızda yansıdığı kadar ruhumuzda karşılık bulması gerekiyor.

Yani “talebin neyse osun sen” diyor ya Rıfai. Talep ne , niyet ne ? Niyet hayr ise akıbette hayr olacaktır, ama değişen birşey göremiyorsak ya da değişimi doğru yönlendiremiyorsak,ya da bu taleplerimiz hakkaniyet ve iyi olan değilse , yukarıyı eleştirmenin ötesine geçmeyecektir sözlerimiz. Nasılsak öyle yönetileceğiz çünkü !

Değişim olsa bile sadece bir renk değişimi gerçekleşecektir. Zulüm renk değiştirmeyi iyi bilir ve ancak zulmü bitirmek için mazlumların da zulmetmeyi bırakması gerekecektir!

İslami görünümlü iktidarla “Ne değişti” sorusu ,  zımmen içinden “ne değişmedi” sorusunu taşıyor? Biz ne kadar değişmek istedik diyerek sorumuzu yine bırakalım öylece.

05.02.2012