Bugün önemli ölçüde “İslami hassasiyeti yüksek” insanların yönetimi altında yaşıyoruz. Aslında kendileri dışında İslamcı olarak tanınan bir parti iktidarı altındayız. İslamcı kesim uzun süre “İslam gelecek dertler bitecek”, “Tek çare İslam” tarzı söylemlerle siyasal alanda var olmaya çalıştı. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi kendileri tarafından kabul edilmemekle birlikte, önemli bir kesimin İslamcı olarak nitelediği bir parti iktidara geldi.
Bu bağlamda ben, buradan hareketle, siyasal İslamcıların söylemlerindeki devlet anlayışıyla eylemlerindeki uygulamaları karşılaştırmak istiyorum. Sonuçta uygulayıcı aynı olduktan sonra devletin adının ve şeklinin ne olduğu ikincil derecede önemlidir.
Bugün içinde yaşadığımız toplumda adalet var mı? İslami hassasiyeti yüksek insanların gelmesi durumu değiştirdi mi?
Çalıştığınız yere bileğinizin hakkıyla geldiğinize inanıyor musunuz? Yoksa daha önce iktidara yakın olan insanları sizi ezerken “adalet” diye bağırırken, şimdi bu adaletsizliğe kılıf mı buluyorsunuz?
Eskiden herhangi bir iş için torpil yaptırmak zorundaydınız. Şimdi torpil kalktı mı?
Eskiden insan yaşamını zorlaştırdığı gerekçesiyle bürokratik işleyişe küfrediyordunuz. Şimdi bürokratik işleyiş azaltıldı mı?
Eskiden devlet (ve dolayısıyla halkın) malının israf edildiği gerekçesiyle yemekli, lüks protokol giderlerine isyan ediyordunuz. Şimdi bu protokoller kaldırıldı mı? Yoksa işin bir gereği olarak görülüp o nimetlerden siz mi faydalanıyorsunuz?
Eskiden kendinizi güvende hissetmiyordunuz sokaklarda. Şimdi güvende hissediyor musunuz?
Eskiden amir haklı da olsa haksız da olsa “haklı”ydı. Şimdi amir konumunda bulunan insanlar memurlarına insanca davranıp, haksız olduğunda gönlünü alma ihtiyacı hissediyor mu?
Sorular uzatılabilir. Şimdi keskin soru şu: her zaman talep ettiğiniz islami düzenin kuralları uygulanmış olsa bu düzen içinde yaşayabilir misiniz? Kitle hareketleri üzerine incelemeleri olan “Kesin İnançlılar” adlı eserinde Eric Hoffer şöyle söylüyor:
“Devrimci bir söylemle bir toplumsal değişim talep edenlerin önemli bir kısmı talep ettikleri toplumsal düzen içerisinde yaşayamazlar.”
Üniversitede ise bir hocam şöyle demişti: “Dünyayı düzeltme iddiası ile yola çıkanlar, sabah evden ayrılırken yataklarını bile düzeltmiyorlar.”
İslamın siyasal kısmının sosyal ve bireysel kısmını devre dışı bıraktığı ve iş başına gelince de aslında bu ikisinin daha önemli olduğu görülmektedir. İslamcıların yaptığı her yanlış bilinçsiz veya düşman kesimler tarafından islama mal edilmektedir. “İslami Hassasiyeti Yüksek” yöneticilere kardeşane birkaç tespit ve öneri…

19.01.2012