Gün geçmesin ki adı Müslüman olan bir coğrafya parçasında zulüm, ölüm, haksızlık olmasın. Dünyanın Müslüman’a imtihan olduğu kadar zindan oluşunu, bazen de imtihanın zalimler tarafından zulüm olarak sunulduğunu görmekteyiz. Ve bunlara gösterilen farklı tedbirleri…
 
Patani, Açe Sumatra, Arakan lügatimize yeni giren kanayan yaralarımız. Dünya döndükçe adını duymadığımız yerlerimiz ağrımaya, kanamaya, sızlamaya devam edecek. Adımız Müslüman ve imtihan alanımız yani dünya, oldukça geniş bir mekân. Ömür olarak yaşanılan her gün bize unuttuğumuz bir uzvumuzu hatırlatmakta oldukça bonkör.
 
Peki, gözünün önündeki, yüreğinin içindeki bu zulüm ve ölümlere karşı bir Müslüman ne yapmalı, nasıl davranmalı ki huzuru mahşerde her şeyinin sahibine hesap verebilsin.
 
Düşünelim isterseniz, düşünmek insana has bir özellik ve hâlâ insanız! Hamdolsun. İnsanlığımızı kaybetmeden bunu yapmalıyız, zira ömür çöllerde ki buz tanesi ve an an damlıyor gerilerimize. Biliriz ki kaygının kazası da olmaz.
 
Peki, nasıl ve ne yapmalı?
 
Mesala:
 
1- Öncelikli olarak İslam Coğrafyası olarak tabir edilen toprak parçasının çok iyi bilinmesi gerekiyor. Velev ki bir tek Müslüman da soluk alıp verse orası İslam’ın coğrafyasıdır.
 
2- Müslüman, İslam Coğrafyasını bedeninde ki organlarının yerlerini bildiği gibi bilmelidir.
 
3- Görmediği ama Rabbinin “kardeşlersiniz.” diye tarif ettiği tüm ümmeti her duasının baş kısmına asmalıdır. Onlardan bahsederken, “ümmeti, bizi yani hepimizi,” tarifini yüreğindeki en samimi nefes ile seslendirmelidir.
 
4- Müslüman’ın düşüncesi, ağlamaklı oluşu hatta canının sıkıntısı bile bir ibadettir. Ümmeti düşünmeli, canını onlar için sıkmalı, içini acıtmalıdır. Ki, yüreğimizi yoran düşünceler Rahman’ın hoşuna gitmeli. Adımlarını onlar için yormalı, dişlerini onlar için gıcırdatmalı ve bütün azalarını amel’i salihine ortak kılmalıdır.
 
5- “Ne yapabiliriz”in konuşulduğu mecraları aramalı, somut önerilerin desteklendiği, sadece konuşulmayıp eyleme dönüştürüldüğü platformları bulmalı ve yüreğinin yakasına asmalıdır. “Düşündüm” den “yaptım”a, “konuştum”dan “uyguladım” a dönüşen yazıları sağında ki meleğe içtenlikle yazdırmalıdır.
6- Kendisine Rabb’i tarafından emanet verilen; parasını, makamını, âlemini, ortamını suyu çıkıncaya kadar, tüm beşeri korkulardan ber’i olarak, kendisine şahadet edecek seviyede sunmalıdır.
 
7- Kendisine servis edilmesini beklemeden, kulaklarından önce yüreğinin duymasını sağlayacak donanımları tüm alıcılarına belletmeli, hislerini sürekli çalışır halde tutmalıdır.
 
8- İtidal ve feraseti alın çatına mahşer gibi asmalıdır. Her duyduğunu, her gördüğü Kur’an terazisinde tartmalı, sünnet pratiğinde ölçmeli, asrın müceddidlerinin sünnetinde yaşamalıdır.    
 
9- Ezberinde tuttuğu sıkı bir ayeti olmalıdır. Okumalı, anlatmalı ve en güzel yerinden yaşamalıdır: “ Size ne oluyor da: “Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar, katından bize bir sahip çıkan gönder, katından bize bir yardımcı lutfet” diyen zavallı çocuklar, erkekler ve kadınlar uğrunda ve Allah yolunda savaşmıyorsunuz? “ (Nisâ, 75)
 
Bir karıncayız değil mi? Küçük, zayıf, aciz… Ama ateşi görecek bir yüreğimiz var, ağrıyor hem de Hamdolsun, sızlıyor da yeterince. Öyleyse karınca marifetini göstermeli ve ateşimize taşıyacağımız en güzel azığı taşımalıyız.
 
Unutmamalı bu, kendimize yapabileceğimiz en büyük iyiliktir.

29.10.2012