Tam da yazmaya karar verdiğimde uzun zamandır televizyonlarda görünen ve eski özel harekatçı olması hasebiyle de terörle ilgili yaşananları farklı bir gözle sunan Mete Yarar’ın bir yazısına denk geldim. Yazının başlığı “Gerçeğe Tecavüz” idi… Asıl maksadı hendekçi teröristlerin yaptıkları ve ortaya çıkan sonuca dair birşeyler söylemekmiş belki ama başlarda konu cinsel istismar meselesi idi ve herşeyin ötesinde meseleyi doğru anlamamız engellendiği için gerçeğe tecavüz edildiğini söylüyordu.

Benzer birşey söylemeye çalışıyorum aslında. Gerceğin bizatihi kendisi istismar edildiğinde bir meseleyi anlamamız olanaksızdır. Hem Ensar vakfının hem bakanın açıklamaları hem de olay duyulur duyulmaz yaşanan facianın kendisini de kullanarak akıl sağlığını zorlayacak şeyler yazanların yaptığı şey maalesef aynı amaca hizmet ediyor. Gerçeğin ya da daha büyük bir ifadeyle hakikatin üstünün örtülmesi bizim literatürümüzde “küfür” ile eşdeğerdir. Ve küfürle mücadele etmek de bizim en asli görevimiz, öyle değil mi?

Öyle ki tüm bu manzaranın ortasında zaten söyledikleri ve yaptıklarıyla hiçbir hayra sebep olmamış olan Kılıçdaroğlu, meseleyi daha iğrenç bir noktaya getirmeyi başardı. Utanmadan sıkılmadan da kendini savunmaya devam etti. Bu kinin bu öfkenin asla bu olayla ilgili olmadığına emin olmamız gerekir. Bu güruh “yapmamız gerekip de yapmadığımız ya da eksik yaptığımız” ve “hataya ya da zulme” sebebiyet verdiğimiz durumları aç kurtlar gibi bekleyip içlerindeki kini kusmaktan hiç geri durmadılar. Amaçları asla ve asla adalet, doğruluk olmadı !

Tam da bu noktada böylesine bir güruhun bir mantığın, bu kadar çabuk meseleleri politize edip bağlamından çıkarabildiği bir ortamda konuşurken , faaliyet yaparken nasıl dikkatimizin olması gerektiğini tekrar tekrar düşünmemiz gerekmez mi? Yani hem hata yapmayacaksınız çünkü bu sizin asli sorumluluğunuz , hem de hatanızdan dolayı inançlarınıza değerlerinize saldıranlara izin vermeyeceksiniz !

Örneğin çocuk istismarı bu kadar bariz artmışken , nerdeyse her gün buna benzer olaylar yaşanırken vakıf ve derneklerimizin bu çocukların bulunduğu etkinlikleri buna göre daha dikkatli bir şekilde özenle düzenlemeleri gerekmez mi ? Yine mademki bu Karaman ‘da ortaya çıkan çok da iyi bir öğretmen olduğu iddia edilen sapık 14 yıl boyunca farklı çocuklara bu istismarı yapmışsa neden ortaokul seviyesindeki çocukların bir şekilde ev ya da yurtlarda kalması bir faaliyet alanı olsun ? Hiçbirşey olmasa bile birileri sırf bu sosyal medya linç sistemi üzerinden istediği kişi ya da kuruma saldırabilir değil mi?

Hatta ismini vermek istemiyorum bir dernek yetkilisinin çok ilgisiz bir olay sonucunda üstelik de haksız durumdaki bir vatandaşın “Ensar’ın başına gelenleri biliyorsunuz değil mi ? Ona göre davranın”  diye tehdit aldığını biliyor musunuz? Nasıl önleyeceksiniz?

Hasılı bu ülkede insanlara ve insanlığa hizmet etmeyi düşünen herkesin bu hizmetiyle alakalı sorumluluklarını çok iyi biliyor olması gerekir. Bir başkasının birşey söylemesine gerek bile kalmadan bunu bilmek ve buna göre davranmak gerekir. Hele hele İslam dinin korunmasını emrettiği  beş temel  unsur ( Can, Mal, Akıl, Nesil , Din ) hususunda, insana dair hizmetler üreten vakıf ve derneklerin en ufak bir gevşeklik göstermesi mümkün olabilir mi?

Yaşadığımız dünya kendi nefsimiz dahil herkesin psikopatolojik bir çok rahatsızlığı yaşayabildiği ve hiç beklenmedik  suçların karşımıza çıkabildiği bir dünyadır. İnsanların güvenerek sığındığı limanlar olabilecekken insanların kendisinden kaçtığı fırtınalı denizler olma lüksümüz yoktur. İstismardan, kadın cinayetine, yolsuzluktan başka haksızlıklara kadar karşı çıkılması gereken durumlarda ilk karşı çıkan bizler olması gerekirken, düşülen durum iyice tetkik edilmelidir. Aksi halde ne çocukları ne haksızlıkları düşünmeyen ama bunları düşünüyormuş algılıyormuş gibi yapan kitlelerin linç kültürü altında ezilmek hiç de zor değil. Gecesi gündüzü olmayan kitle iletişim araçlarının hemen herkeste bulunduğu bir ortamda yaptığınız iyiliklerin nasıl kaybolacağını görmeniz çok uzun sürmeyecektir.

Evet birileri  Aşağılık bir yöntem kullanarak şerefli bir hedefe ulaşılmaz ”  sözünün gereği gibi davranarak kendi amaçları için her olaydan başka bir yorum ve mana çıkartarak saldırabilir inançlarımıza ve değerlerimize. Ama şerefli bir hedefe ulaşmaya çalışanların da bu hedefe nasıl gittikleri , bu hedefe gidişi ne kadar ciddiyetle ve o işin hakkını vererek yapıyor oldukları önemlidir.

Çocuklarımızın, gençlerimizin zulümlerden zulüm ölümlerden ölüm beğenmek zorunda bırakıldığı bu çağda , dikkat , tedbir ve samimiyet ile yaşanabilir bir dünyanın temellerini atmamız mümkün. Herşeyden önce nefsimizin hesabını sonra bulunduğumuz kurumların hesabını verebilecek doğrulukta olmamız gerekiyor. Ve eğer bir şekilde hata yapılır insanların canı yanarsa hele de çocukların, o vakit kim olduğumuza ne olduğumuza bakmadan eleştirebilmeyi ve hesabını da verebilmeyi göze almamız gerekir. Bu herşeyden önce Allah’ın bize yüklediği sorumluluğun ve insanlığımızın gereğidir. Bir başkasının söylemesine saldırmasına gerek olmadan sahiplenmemiz gereken bir sorumluluktur….

Ey İnananlar! Allah için adaleti ayakta tutup gözeten şahidler olun...

Vesselâm…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here