Ne kadar zormuş yazmak !

Günlerdir düşünüyorum, zihnimde cümleler gidip geliyor. Aklım sıra kallavi cümleler kurup meseleyi tam da olması gerektiği gibi anlamış, algılamış ve aktarmış oluyorum. Ama nafile… Akla geleni anında yazmayınca uçup gidiyor ..

Şöyle başlayalım en azından. Olması gerekenden evvela…

Allah bize Maide suresinde 8.ayette ” Ey İnananlar! Allah için adaleti ayakta tutup gözeten şahidler olun. Bir topluluğa olan öfkeniz sizi adaletsizliğe sürüklemesin; adil olun; bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’tan sakının, doğrusu Allah işlediklerinizden Haberdar’dır.” der. Yani bizden farklı düşünen ya da hayata farklı din ve ideolojilerin penceresinden bakan insanlarla olan ilişkilerimizde adaletli olmamız ve onlara karşı duyduğumuz öfke, karşıtlık vb. duyguların adaletli davranmaktan alıkoymasına engel olmamız istenir. Tam tersi anlam da yanlış olmayacaktır. Yani bir topluluğa karşı duyduğumuz sevgi ve yakınlık da adaletli davranmamızı engellememelidir !

Bu durumda örneğin,  karşılaştığımız toplumsal olaylarda önceliğimiz , meselenin “aslını” veya “doğrusunu” öğrenerek, haksızlık edene de , edilene de hakkını vermekle yükümlü olmamızdır. İnsana zarar veren bir davranış kimden gelirse gelsin, kime karşı yapılırsa yapılsın karşısında durmamız gereken bir durumdur.

Hasılı son tecavüz ve istismar haberlerinden birinde ortaya çıkan ve Ensar Vakfının adının geçtiği mide bulandırıcı olayda karşılaştığımız tablo bizi bahsettiğimiz ayetin anlamına daha bir odaklanmamız gerektiğini hatırlattı. Meselenin ayrıntıları zaten malumunuz, medya böyle bir olayda da ailelerin ve çocukların psikolojisini düşünmeden “hedeflerine varma” adına yaptı yapacağını…

Çocuklarımızı , kızlarımızı yani nesilleri nasıl koruyacağımızı ve bu işe nasıl bir hukuki çözüm bulacağımızı konuşmamız gerekirken , şu anda her gün sosyal medyada bilmem kaç yüz bin kişinin sap saman ne varsa karıştırak yazdıkları daha fazla gündemimiz oldu.

Açık ve net bir şekilde belirtmek gerekir ki böylesine bir çirkefliği kim nasıl yapmışsa en ağır cezayı almak zorundadır. Bu hususta bir müslümanın gevşek davranma lüksü olamaz ! Bırakın tecavüz gibi çirkef bir olayı iki kişi kendi aralarında rızalarıyla evli olmaksızın ilişkiye girse bunu haram kabul edip , kötüleyen bir inancın bu durum karşısında tepkisiz kalması zaten beklenemez. İslami camiadan flört hususunda açıklamalar geldiğinde “yobaz- gerici” damgası yediği günler çok eski değil hala da devam ediyor !

Hal böyleyken karşımıza gelen bu olayda iki problem göze çarpıyor. Birincisi İslami camia içinden çıkmış ve yıllarca hizmet vermiş büyük vakıf , dernek vb. gibi kuruluşların bazı çalışmalarında yeteri kadar özenli davranmadığı veyahut özenli davransa bile problem çıktığı anda , probleme müdahale etme ve kriz çözme noktasında ciddi problemler yaşadığıdır. Bu hususta hakkında çıkan iftira ve bunun üzerinden sosyal medyada gerçekleşen linç söylemlerine karşı Ensar vakfı çok ama çok gecikmiştir. Öyle ki eğitime destek veren Turkcell firması dahil burs verdikleri kurumlar arasında Ensar Vakfı olduğu için tecavüzcell olarak adlandırılarak payını almıştır. Elbette bu tür zırvalar ya da aşırı yorumların bir değeri yok. Ancak meselenin basına düştüğü günden beri konuşulma biçimi, aktarılma biçimi, olaya temelden karşı olan insanların yaftalanması şeklinde halen sürmektedir. Dahası bakan hanımın yaptığı açıklamada kastettiği şey başka olsa bile kullandığı ibare özensiz ve dikkatsiz olmuştur. Bakan hanım tam da propagandanın tuzağına düşerek Ensar Vakfı ile ilgili birşeyler söylemeye çalışırken o ifadeyi kullanmıştır. Gelinen noktada asla göz ardı edilmemesi gereken,  izin verilmemesi gereken, dikkatlerin artmasını gerektiren bir meselede toptancı ve propagandacı zihniyetin çabalarıyla(!) mesele üstü örtülmekte ya da görmezden gelinmekte şeklinde algılanmıştır. Meclisteki oylamada önce red sonra öneri verme şeklinde gelişen süreçte aslında bu sürece farkına varmadan hizmet etmiştir.  Burada başta hükümet olmak üzere konuya duyarlı sivil toplum kuruluşlarının kriz yönetememe ve gerektiği gibi kirli propagandayı önleyici söylem ve davranış üretememe durumu meseleyi çığrından çıkarmış, Ensar vakfının ötesinde Ensar kavramının çirkef bir fiille anılmasını adeta normalleştirmeye doğru götürmüştür. Bu hususta üzerimize düşeni adaletle yapmamız gerekir ki üstteki ayeti bunun için özellikle belirttim !

İkinci bir husus ise , karşıtı olduğu parti, grup, ideoloji ya da toplumsal kesim ile ilgili daha olayın ne olduğu, nasıl olduğu, ne şekilde ortaya çıktığına dair kesin bilgiler yokken “yapmıştır ulan yapmıştır” mantığıyla klavyesine sarılan ve aklın hafsalamızın alamayacağı cümlelerle meseleyi çığrından çıkaran kişi ya da gruplardır. Sadece cinsel istismar meselesi değil, hemen her konuda sosyal medyayı çok iyi(!) kullanan bir ekip , yüzbinlerce insanı istediği gibi yönlendirebiliyor, kitleler duyu organları alınmışcasına önlerine gelen haberin “hakikatini” araştırmadan “karşı tarafla ilgiliyse zaten ben de böyle düşünüyordum” diyerek saldırgan bir üslupla kirlenmiş algılarından dökülen cümleleri saydırmaya başlayabiliyor.  Komedi filmlerimizdeki kirli sakallı pis suratlı sapık imam karakteriyle “dindar, hoca” kavramlarını eşitlemiş bir kitle için bundan daha iyi fırsat olabilir miydi ? Şu açık ve net ki benzer bir olay örneğin CHP ya da farklı bir parti ya da grubun adının geçtiği bir şekilde sunulsaydı bile o parti ya da grubun tamamının böyle bir suça ortak olduğu ya da görmezden geldiği ya da bunu savunduğu anlamına asla gelemez. Örneğin pkknın elebaşlarından birinin çocuğu olacak yaştaki kızlarla olan  ve sosyal medyada çokça paylaşılan fotoğrafına bakarak pkk içine katılmış her kişinin aynı şekilde davranıyor olduğuna dair bir delil teşkil ettiğini iddia edemeyiz. Terör örgütünün varlığı ve yaptıkları bu konuda yapacağımız yorumu engellemez. Kaldı ki pkkdan ayrılanların söyledikleri ve yazdıkları da buna benzer durumlardan şikayetçi olduklarını göstermektedir.

Dolayısıyla muhalefetin de el oğuşturarak izlediği bu manzara karşısında hem karşı ve düzeltici propagandayı üretmekle hem de muhalefetin ne dediğine diyeceğine bakmadan en başta Allah’ın verdiği yükümlülükler, insani değerlerimiz açısından bu tür meselelerde dikkatimizin had safhada olması gerekir. En ufak bir söylenti de bile anında açıklamalar yapılabilir gerekli incelemeler yapılması gerekir. Sürekli çamur atanlara karşı çamur atmaya kalkmak (şu şu partili de yapmış vb.) bizim ahlakımız olamaz. Kimsenin yapmaması gereken birşeyden bahsediyoruz bu kesin !  Aliya İzzet Begoviç’in sırplarla ilgili söylediği ” Onlar bizim öğretmenimiz değil” sözü aklımızın bir köşesine çivi gibi çakılmalı ki bu tür olaylarda özellikle Cumhuriyet , Birgün gibi basın kuruluşlarının yaptığının bir benzerini hükümete yakın medyada görmek de kayda değer bir problem olarak güncelliğini korumaktadır. (En son Chpli bir vekil ile ilgili Hıristiyan olduğuna dair çıkan haberler de aynen benzer bir kara propagandadır. Üstelik Markar Esayan gibi çok değerli Ermeni kökenli bir vekil Akparti saflarında iken !)

Sonuç olarak, Ensar Vakfının böyle bir olayın içinde fail olduğunu asla düşünmedim düşünmem. Ancak o vakıf içerisindeki herhangi birinin bir gönüllüsünün bunu yapamayacağını söylemek adaletsizlik olur ! Vakfın  konuyla ilgili duyarlılığın hangi safhada olduğu , daha önce böyle birşey yaşanmışsa ne yaptığı sorgulanabilir.  Ahmet Hakan’la yapılan röportajda  ve Yıldıray Oğur’un köşeye sıkıştıran sorular da sorduğu programda konuşan vakıf yöneticisinin açıklamaları da bunu destekliyor. Ancak koskoca vakfı , hizmet edenleri böyle bir suçlamaya maruz bırakmak başka bir niyetin göstergesidir. Ensar vakfı şu kadar kişiye şunu yapmış demek zaten başlı başına bir çirkefliğin sonucudur.

Söyleyeceklerimizin bir kısmı da diğer yazıya…

Selâmetle…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here