‘Amentü’süzlerin Çürük Sınırı’ başlığıyla 01.03.2013 tarihinde bu köşede Misakı Milli’nin ne anlama geldiğini anlatmaya çalışmış ve haritasını yayınlamıştım.Tevafuka bakın ki, bu yazıdan yirmi gün sonra Abdullah Öcalan Newroz Konuşmasında Misakı Milli’ye göndermede bulundu. Bundan ilham alan birçok köşe yazarı da yazılar yazarak konunun önemini dile getirdi. Medyada konunun haberleştirildiğine de şahit olduk:Hürriyet yazarı Taha Akyol köşesinde Öcalan`ın sözlerini hatırlatarak Misak-ı Milli haritasını yayınladı’ gibi.
Öcalan’ın konuşmasından yirmi gün önce konuyu ele almış ve haritayı yayınlamış olmam, bırakın medyayı kendi gazetemin bile dikkatini yeterince çekmemişti.Olsun! Yapay gündemin öğütücü atmosferine girmeden sahici gündemi canlı tutmaya elden geldiğince çabalamak ve direnmek yeter.
Misakı Milliye dönelim.
Dikkatle bakacak olursak; yaşamakta olduğumuz toplumsal sorunların pek çoğunun Misakı Millinin çizdiği çerçeveye sadık kalmamanın sonucu olduğunu görürüz. Dahası, toplum adına temsilcileri tarafından dayanma sınırının son noktalarını, yani kırmızı çizgilerini ifade edenbu yemini ortaya çıkaran şartlar anlaşılmadan temel sorunlarımızı asla çözemeyiz. Döner dolaşır, her seferinde bu sınırlara toslarız. Olmazsa olmazlarımızın bütün özü ve özeti bu metne dercedilmiştir.
Misakı Milliye sadık kalınmış olsaydı, doksan yıldır bizi bunaltan bir Kürt Meselemiz olmayacağını kesin olarak ifade edebiliriz. Daha da önemlisi; bütün temel sorunların ve Kürt Meselesinin gerçek kaynağı ve üretim sahası olan Dindışı(seküler) paradigma hayatımıza bu denli hükmedemeyecekti.
Aynı tespiti, şaşkınlık içinde izlediğimiz yeni vizyonu içinde Öcalan da yapıyor:‘Etnik ve tek uluslu coğrafyalar oluşturmak, bizim aslımızı ve özümüzü inkâr eden modernitenin hedeflediği insanlık dışı bir imalattır.’
Bu yaklaşım, kangrene dönüşmek üzere olan Kürt Meselesinin etnik boyutlarıyla çözülmesi gerektiğini ama bunun yeterli olmayacağını anlatıyor. Birçok temel konunun daha geniş ve kapsamlı bir çerçevedeele alınması gerektiğine işaret ediyor. Kürt Meselesinin tek başına çözülmesi, tüm sorunların çözüldüğü anlamına gelmeyecektir. Bunu görmek gerekir. Başta Türkler olmak üzere diğer kesimlerin de sorunlarını çözmek, yani meseleyi bütünüyle ele almak şarttır.Kangrene dönüşmesi muhtemel bir organı acilen tedavi etmek zorunlu ve gereklidir. Bunda hiçbir ihmale yer vermemek şarttır. Ama bu bizi bünyenin tümünü sarmış hastalığı tedavi etmekten geri bırakmamalıdır. Parça bütünü etkilediği gibi, bütün de parçayı etkiler.
Aslında Müslümanlar bugüne kadar bu söylemi farklı biçimlerde hep dillendirmeye çalıştılar.  Batılılaşma, Modernleşme, Çağdaşlaşma ve benzeri ifadelerde somutlaşan Sekülerliği, yani Moderniteyi sorunun kaynağı olarak gördüler. Yeterli olmasa da bir mücadele yürüttüler. Kürt Meselesini, modernitenin bir türevi olan Marksist öğretiye göre değerlendirenlerin şimdi Müslüman zihinle aynı çizgiye gelmesi önemli bir gelişme olarak kayda geçmelidir.
Dindışı dayatmalara ve ırkçılığa karşı ayaklanan Şeyh Said’ten sonra Dinî karakterinden soyutlanıp modern bir niteliğe bürünen Kürt Siyasal Hareketiilk kez bir Kürt lideri tarafından Şeyh Said’le aynı perspektiften ele alındı.Bunca yıldırmodernitenin bir türevi olması hasebiyle Kemalizmle paralel düşen Sol karakterli bir hareketin keskin bir dönüşle bu noktaya gelmesison derece önemlidir. Geçici ve taktiksel bir hamle olmaması en büyük dileğimiz ve sevinç kaynağımız olacaktır.
Ulus Devletin ırkçı baskıları modern eğitim çarkından geçmiş Kürt aydınlarını Dindışı bir tercihe mecbur bıraktığı için ister istemez sola kaymışlardı. Dayatılan bu tek seçenek baskıların doğurduğu bir sonuç ve bir eksen kaymasıydı. Yapay ve arızi bir durumdu. Bir gün gerçek kimliklerine dönüş yapma zorunda kalacakları hep yakın bir ihtimal olarak hem umuluyor hem bekleniyordu.
Kürtlerin haklarını İslam’ın hükümranlığında gören, aynı zamanda Türklerin de toplumsal değerlerini temsil eden bir bütünlük içinde hareket edenŞeyh Said, bu hareketin bedel ödemiş ilk ve gerçek önderidir. Misakı Millinin ‘Osmanlı İslam Ekseriyeti’ olarak ortaya koyduğu kırmızı çizginin, yani Türklerin ve Kürtlerin Birliğini İslam dairesinde sürdürmek için kendini feda etmişti.

Öcalan bu mirasa sahip çıkacağını ima ediyor. Bu, gökte arayıp yerde bulduğumuz bir hazine değerindedir. Bu hareketin bedel ödeyen, başarıyı direnç ve sebatta görenisimsiz kahramanı Müslümanları ancak memnun eder. Geleceği inşa etmede ümitlenmemizi sağlar.

01.04.2013