Çok uzun zamandır eğitim-öğretim konusu hayatımızın en merkezi noktasını işgal etmektedir. Bir birey olarak her birimiz/kendimiz, çoluk çocuğumuz ve yakın çevremiz için tüm enerjimizi, tüm maddi ve manevi birikimlerimizi bu konu için harcıyoruz. Bugün bu harcama kalemi aile bütçesinde en temel kalemini oluşturduğu gibi devlet bütçesi ve işleyişi açısından da bu noktaya gelinmiştir ve bu durum hem aile büyükleri için hem de devlet yöneticileri için bir övünç meselesi olarak görülmektedir.

Her birimiz için dolayısıyla toplum yapımız için de hayati öneme haiz hale gelmiş bu eğitim öğretim işi hakkında konuşabilmek, ortak bir kanaate varabilmek, ortak bir noktada buluşabilmek için bu alanın kendisinin gerçekte ne olduğu, neler yapıldığı ve alanın temel kavramları hakkında bilgi sahibi olmamız yanında, bu kavramlara benzer anlamları yüklememiz lazım. Dil ve konuşma, anlamanın ve kültür inşasının bir aracı ise zaten bu ortak anlamlılığın oluşmasını zorunlu kılar. Bu kavramalar; eğitimöğrenme/öğretme, öğrenim/öğretim, okul, öğrenci, öğretmen ve derskelimeleri ve bunların eş anlamlılarıdır.

İnsanlık tarihi boyunca, eğitim-öğretimin nasıl olacağı ile ilgili farklı görüşler, anlayışlar ve uygulamalar olagelmiştir. Bu anlayış ve uygulamaların en yaygı olanı öğrenme/öğretme ile eğitim temelli anlayışlardır. İlgili kelimeler de ister istemez bu anlayışlar çerçevesinde bir anlama veya önceliklere sahip olabilmektedir.

Öncelikle bu iki temel anlayış konusunda bir değerlendirmede bulunmak gerekir. Eğitim merkezli anlayışlardan başlayalım.

Eğitim merkezli anlayışlarda temel öğe/özellik öğrenciye istenilen davranışların kazandırılmasıdır. Bu “istenilen davranışlar” öğrenci ve ailesi dışındaki kişi ve yapılar/ kurum ve kuruluşlar tarafından belirlenir. Bunların öğrenciye nasıl/ ne şekilde, hangi araçlarla, kimler tarafından, hangi sürede verileceği de yine öğrenci ve ailesi dışındaki kişi ve yapılar/ kurum ve kuruluşlar tarafından belirlenir. Bu seçilmiş, istenilen davranışlar ve davranışlara alt yapı oluşturacak araç ve aletler, fikirler/ malumat yani adına “ders” denilen şey, okul/medrese/ mektep denilen mekânlarda, öğretmenler ve “uygun çevreler” tarafından bir süreç içinde öğrenciye yükleme yapılması yolu ile uygulamaya konulur.

Bu modelde (modelin hangi versiyonu olursa olsun) öğrenci edilgen pozisyondadır. Öğrenci, bilinçsiz, bilgisiz, ölçme yeteneği olmayan ve zihni/hafızası boş bir varlık/ obje olarak tasavvur edildiğinden ona istenilen davranışların kazandırılması için “ders” denilen bu yüklemelerin yapılması “bir insanlık ülküsü”, “bir vatandaşlık görevi”, “devletin vatandaşına karşı sorumluluğu” olarak kabul edilir. Yani öğrencinin zihni boş bir havuz olarak addedildiği için bu boş havuza gerekli şeylerin dolumu yapılır. Böylece bu amaca ulaşmak için her zaman ve zemine göre yeni yeni yöntemler, programlar, müfredatlar, alet ve araçlar belirlenir. Öğrenciye bir taraftan bu ders denilen şeylerin yüklemesi yapılırken bir taraftan da istenilen davranışların ortaya çıkması için gerekli egzersizler uygulanır, etkinlikler yapılır. Bunların sonuçları modern ölçme ve değerlendirme yöntemleri ile test edilir. Bu modelin pek çok versiyonu bulunsa da işin özü bu şekildedir. Günümüz dünyasının öğrenme modeli eğitim merkezli modellerdir. Bu egemen bir model olarak dünyanın her coğrafyasında birbirine benzer şekilde uygulanmaktadır.

Günümüz dünyasında öğrenme merkezli anlayışlarla ve uygulamalarla karşılaşmıyoruz. Teorik ve akademik düzeyde bu konu ile ilgili yapılmış ilmi çalışmalara da rastlamıyoruz. Hatta çerçevesi çizilmiş, ilkeleri belirlenmiş sistematik bir modelden ve bütünlüklü bir uygulamadan söz etmemiz de mümkün değil. Bu öğrenme merkezli modeller/ uygulamalar, genel olarak Aydınlanma ve ulus devletler öncesi dönemlerin öğrenme modelleri olarak görünüyor. Öğrenme merkezli anlayışın, temel bazı farklılıkları nedeniyle Nizamiye medreseleri öncesi döneminin uygulamaları olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü Nizamiye Medreseleri öğrenme merkezli eğitim-öğretim anlayışlarından uzaklaşılmasının ve eğitim merkezli modellere geçişin ilk örneklerindendir. Gerçi Antik Yunan da Eflatun’un devlet modelinin temelini oluşturan eğitim anlayışı da benzer şeye tekabül etmektedir.

Öğrenme merkezli modellerin en belirgin özelliği; birincisi, sivil olmasıdır. Otoritenin/iktidarın/devletin yönlendirme ve kontrolünden bağımsız olarak gerçekleşiyor olmasıdır. İkincisi, “ne” öğreneceğine, “kim”den öğreneceğine, “ne zaman” öğreneceğine kişinin kendisinin karar vermesidir. Üçüncüsü, Toplumun tümünü değil sadece talep eden az sayıdaki muhataplarla sınırlı olmasıdır. Dördüncüsü, Belirlenmiş bir zamanda, belli bir takvime göre çalışan bir kurum içinde gerçekleşmemesidir. Beşincisi, öğrenilen şeyin öğrenene doğrudan ekonomik bir getirisi olmamasıdır. Diploma/icazet ile iş/ çalışma alanı ve ücret arasında doğrudan bir ilişkisi sözkonusu değildir. Altıncısı (belki de en önemlisidir), böyle bir faaliyet, bir meslek sahibi olmak için yapılmadığı gibi bu modelde teknik anlamda bir meslek, zanaat öğrenimi de gerçekleşmez. Bir zanaat öğrenme, bir meslek sahibi olma iş ve çalışma ortamının doğal süreçlerinde, usta-çırak ilişkisi içerisinde kendiliğinden oluşur. Kişi hem kendi ve ailesinin geçimini sağlar hem de bir meslek sahibi olur ve bu uğraşısı eğitim- öğretim faaliyeti olarak görülmez.

Ayrıca Selçuklu (beylikler dönemi dâhil) Osmanlı’da iki modelden de izler taşıyan melez eğitim-öğretim faaliyetlerinin mevcut olduğunu ifade etmemiz gerekir. Bu örneklerde eğitim-öğretim öğrenme merkezli olmasına rağmen sistem, devletin/iktidarın kontrolünde, onun öncelikleri, beklentileri, ideolojisi esas alınarak, onun müdahale ve yönlendirmesine açık bir şekilde gerçekleşir.

Bu anlayışların/modellerin kritiğine geçmeden önce günümüz eğitim- öğretim yapılarının üzerine inşa edildiği temel terimlere/kavramlara bir göz atmamız gerekir. Ancak daha önce var olanı daha iyi anlayabilmemiz ve bir kıyaslama yapabilmemiz için bir önceki uygulamaya bakmamız, bu uygulamadaki kelime ve terimlerden de haberdar olmamız gerekir.

Örneğin Osmanlı ve Osmanlı öncesi dönemde bu faaliyetleri ifade etmek için hangi kelimeler/terimler kullanılmıştır? Bu terimleri Osmanlı için Ferit Develioğlu’nun Lugat’ından/ Osmanlıca Türkçe sözlüğünden ve Abdülhamit döneminde neşredilen Şemsettin Sami’nin Kamus-i Türki’sinden, Osmanlı öncesi dönemi de Kaşgarlı Mahmut’un Divan-ı Lugati’t-Türk’ünden ve Kutadkubilik’inden takip edeceğiz.

Bu sözlüklerden öğreniyoruz ki, Osmanlı döneminde eğitim ve öğretimle ilgili olarak bugün yaygın olarak kullanılan, “eğitim”, “öğrenme/öğretme”, “öğrenim/öğretim”, “okul”, “öğrenci”, “öğretmen” gibi Türkçe kökenli kelimeler kullanılmamış, bunların yerine; “tâlim”, “terbiye”, “tahsil”, “tedvin”, “tedris”, “ders”, “medrese”, “mektep”, “talip/talebe”, “tilmiz/telamiz”, “müderris”, “muallim” gibi Arapça kökenli kelimeler kullanılmıştır. Ancak sadece resmi literatürde değil halk dilinde de aynı kelimelerin kullanıldığına şahit oluyoruz. Bu dönemde toplumun eski Türkçe’deki eğitim- öğretim ile ilgili kelimelerden haberdar olmadıklarını görüyoruz.

İslam öncesi hatta Selçuklu öncesi dönemde Türk yurtlarında bugünkü anlamda bir eğitim öğretim sistemi mevcut olmadığı için doğrudan bu alanla ilgili kelimelere rastlamıyoruz. Kadim Türkçede öğrenme ile ilişki kurabileceğimiz “”, “egit”, “igid/igit”, “igitmek”, biti/ bitig/ bitid kelimelerine rastlıyoruz. Bu kelimelerden “igid/igit”, “igitmek” kökü daha çok hayvanların “iğdiş” edilmesi, hayvan ve köle, cariye, halayık yetiştirmek ile ilgili olarak kullanılıyor. “eğ” “eğ-mek” kökü, eğip bükerek kıvamına getirmek anlamındadır. “Ağaç yaş iken eğilir” sözü kökün eğitim ile ilgili boyutunu gözler önüne sermektedir. Kelime “egitken” formunda Tanrı için de kullanılır. Biti/ bitig/ bitid kelimeleri ise yazmak ile ilgilidir. Bazıları “eğitim” kelimesinin “egü/edgü” kökünden geldiğini söylerler ancak bu kök de hayvanlar için kullanılır. “Öğretim” kelimesinin kaynağı olarak ise “ö”, “öğ”, ö-mek” kökü gösterilir. Bu kelimelerin, “akıl”, “anlayış”, “anlama” anlamı mevcut, ancak “öğrenme”nin “öğür” ile ilişkisi olduğu ifade edilir. “Öğür”, “evcil hayvan sürüsü” demektir. Çünkü o dönemde eğitilmesi gereken ve insanın hizmetine sokulması gereken canlı hayvanlardır. Bu dönemde hayvanların eğitiminden, evcilleştirilmesi sürecinden söz edebiliriz.

Türkiye Cumhuriyeti, kendisini devamı olduğu Osmanlı devletinden ve bu devletin kültürel kodlarından ve geleneklerinden ayrıştırarak bir ulus devlet olarak kurulduğunda ilk icraatı, dilde ve eğitimde geçmiş ile bağlarını koparması olmuştur. Eğitim- öğretimin, öz Türkçe bir dil kullanılarak batılı bir yaklaşımla yeniden yapılandırılmasına karar verilmiştir. Bu nedenle eğitim öğretim ile eski terimler terkedilerek yenileri oluşturulmaya çalışılmıştır. İşte şu an eğitim öğretim ile ilgili olarak kullanılan kelime ve kavramlar bu dönemin ürünüdür. Biliyoruz ki bu kelimeler, Cumhuriyetin ilk yıllarındaki Türk dilini “öztürkçeleştirme” çalışmaları çerçevesinde eski Türkçedeki köklerinden esinlenerek türetilmişlerdi veya uyarlanmışlardı. (uygulamalar ve ortaya çıkarılan örnekler bu işlemlerin çok zaman doğal dil türetişlerinin kuralları dışında gerçekleştiğini göstermektedir.) “Okul” kelimesini bu anlamda bir örnek olarak zikredebiliriz. “Oku” kelimesi kadim Türkçe bilinmekte ve “çağırmak”, “duyurmak” anlamında kullanılmaktadır. Ancak “okul” kelimesinin kadim Türkçede “çağırmak”, “duyurmak” anlamına gelen, “oku” ve “okumak”tan değil Fransızcadaki “ecole ve schola’dan uyarlandığı anlaşılmaktadır. Çünkü “Türkçede, fiile “L” veya “la” ekleri yapılarak kelime türetilemez. Bu kural sadece isimlerle sınırlıdır” denilmektedir.

“Eğitim” ve “öğretim kelimeleri için hangi kök anlam tercih edilirse edilsin dili öztürkçeleştireceğiz diyenlerin zihninde “eğitim” tüm “aydınlanmacı” akımlarda olduğu gibi bir şartlandırma, boş olduğu varsayılan öğrenci zihninin istenilen davranışlar için istendik fikirlerle/malumatla doldurma süreci olarak algılanıp tasarlanmıştır. Zaten uygulamalar da bunu teyit etmektedir.

Kelimelerin anlam dünyası ve çağrışımı onu kullanan açısından elbette etkilidir ve zihni yönlendirici bir işleve sahiptir. Ama daha önemlisi, eğitim-öğretim faaliyetlerini bu kelimelerle ifade edenlerin nasıl bir eğitim sistemi inşa etmek istediklerinin, nasıl bir insan/vatandaş yetiştirmek istediklerinin de en temel göstergesidir. Dolayısıyla bu zihniyet sahipleri açısından eğitim-öğretim, “Ağaç yaş iken eğilir” atasözünde ifade edildiği gibi öğrenciyi istenildiği gibi eğip bükerek, istenilen kalıba sokulma işi olarak düşünülmüş olmalıdır. Uygulamaya bakarak en azından böyle bir eğitim modelinin öngörülmüş olduğunu söyleyebiliriz.

Günümüzde eğitim-öğretim, toplumun tümünü ve hayatın bütün aşamalarını kapsadığı için eğitim-öğretimin her aşaması için o aşamaya özgü bir kelime kullanılmaktadır. Bunlar genellikle farklı köklere ait kelimeler olmaktadır. (Tabii ki Türkiye ve günümüz Türkçesi hariç.) Bu durum İngilizce ve Arapça’da net olarak gözlenmektedir. İngilizce’de eğitim öğretim faaliyetleri ile ilgili olarak; “education”, “instruction”, “teaching”, “study”, “learn” kelimeleri kullanılmaktadır. Education; eğitim; instruction ve teaching; öğretim, study; öğrenim, learn, öğrenme anlamlarına gelmektedir. Dikkat edilirse her bir kelime farklı bir köke aittir. Örneğin, “education” kelimesi Latince “educare”den gelir. Education, e-duc-at-ion şeklinde ayrıştırılabilir. Bu kelimenin kökü “duc”tür. “Duc”; dük, efendi demektir. Buna göre education efendileştirme, efendi kılmaanlamına gelir.

Aynı şey Arapça için de geçerlidir. Yalnız Arapça’da, dilin özelliğinden dolayı, aynı şeyi anlatan pek çok kelime vardır. Arapça’da bu işler için, “tâ’lim/te’lîm”, “teallüm”, “terbiye”, “tahsil”, “tedvin”,” teskif”, “tezhib” “dirase/tedris”, “ders”, “medrese”, “mektep”, “talip/talebe”, “tilmiz/telamiz”, “müderris”, “muallim” gibi kelimeler kullanılır. “Terbiye”kelimesi İngilizce’deki education gibi efendileştirme, efendi kılma anlamına sahiptir; “rbb/rby” kökünden gelir: “baba, efendi” demektir. “Rab” da bu kökten gelir. Tâ’lim/te’lîm”, “teallüm “muallim” kelimeleri, “ilm” kökünden gelmekte ve “bildirmek”, “öğretmek”, anlamı ile ilişkilidir. “Ders/tedris/ medrese/dershane” ise “drs” kökünden gelmekte, dövmek, kazımak, silmek, bir şey öğrenmek, iz kalmak, ezberlemek anlamındadır. “Tahsil”, toplamak, elde etmek, “tehzib”; budamak, kırpmak, işlemek, öğretmek, öğretim, “teskıf”ise doğrultmak, düzeltmek, etrafını çevirmek, becerikli olmak, eğitmek anlamlarına gelir.

Eğitim- öğretim üzerine düşünmeye devam edeceğiz inşallah.