Geçtiğimiz pazar günü çok kıymetli bir büyüğümü kaybettim. Allah rahmet eylesin.

Kanlı canlı olan adam öylece yatmaya başlıyor bir anda.

Konuşan dilleri konuşmaz, gören gözleri görmez, tutan elleri tutmaz, yürüyen ayakları yürümez oluyor.

Özene bezene taradığı saçları dağılmış, beğenerek aldığı kıyafetleri makasla kesilmiş, binbir meşakkatle aldığı ev ve arabası orta malı haline geliyor.

Herkesten sakladığı mahrem yerleri açılmış, kötü kokusu fark edilmesin diye gül kokuları sürülmüş, üzerine toprak atmak için yarışanları engelleyemez oluyor.

Ölüm gerçekten çok önemli bir mesaj.

İnsan ölümü yakınen hissetse nefes alamaz, yemek yiyemez duruma gelir, gelmeli de.

Eğer ölüm sonrası yerinden emin değilse – ki hiç kimse değildir- kara ve derin düşüncelere dalmalı.

Gecesi gündüz, gündüzü gece olmalı. Ağız tadı acı, şekeri biber olmalı.

Geçmiş yazılarımdan birinde ölüm ile ilgili şöyle bir yazı yazmıştım.

Dünya hızla dönmeye devam ediyor.

İhmal etmeden, istikrarla, sekmeden, bıkıp usanmadan dönüyor hem de.

Üzerindeki bütün fanileri yaşlandırarak, yıpratarak, savurarak dönüyor.

Zengin-fakir, genç-yaşlı, kadın-erkek diye ayırım yapmadan dönüyor.

O dönüp dururken kimler gelmiş kimler geçmiş diye şöyle hafızalarınızı zorlasanız tanıdığınız onlarca canlının artık nefes almadığını fark edersiniz.

Mezarlıktaki yazıları okuduğunuzda ise uzak yakın ölümlerin her türlüsü ile karşılaşırsınız.

Kaldı ki unutulup, ismi cismi hatırlanmayanlar sadece milyarlarca insan değildir. Nice medeniyetler, nice imparatorluklar, nice devletler de bu baş döndürücü dönüşe karşı koyamadan tarihin tozlu sayfalarına gömülüp gitti.

Evet, ölüm en büyük ibret, en güzel derstir düşünen için.

İnsan, günlük meşguliyetler, bitip tükenmeyen iş güç yüzünden kendisi için en önemli olan gündemi es geçiyor.

Okulumu bitireyim, prestijli bir iş bulayım, güzel-yakışıklı biriyle evleneyim, ev-araba alayım, taksitleri ödeyeyim, borçlarımı kapatayım, işimi büyüteyim diye diye ömür sermayemizi tüketiyoruz.

Dünyaya meyletmek ve dünyayı sevmek içten gelen bir duygudur. Yani suyun akış yönüne doğru akıp giden bir duygudur.

Ahiret inanç ve bilinci ise ancak dışarıdan yüklenebilecek bir duygudur ve akışa karşı yüzmekle eşdeğerdir.

Ölümü ve ahireti düşünebilen kişi donanımlı kişidir, uyanık kişidir, farkındalığı olan kişidir.

Bu sebepledir ki siz siz olun kendinizi akışa bırakıp sıradanlaşmayın.

Dünyaya gönderilerek büyük bir imkân verildiği halde bir ot gibi yaşayıp bir ot gibi ölüp giden insanlardan olmayın.

Ahiret ve hesabı düşünerek diğer insanlardan ayrışın ve insanlara ölümü nasihat eden birer tebliğciye dönüşün.

 

Selam ve dua ile.