Kanaat-i acizanem odur ki hepimiz iyi yapabildiğimiz iş(ler)i yapmalıyız.
İyi yapabildiğimizden kastım elbette
herkes nefsine hoş gelen iş ne ise onu yapsın değil… Keşke hobimiz işimiz olsa hiç değil… Ehliyet, liyakat, hasbilik ve ‘önceliğim ne olmalı?’ sorularını sorduktan sonra yaratılış amacına (kulluk bilincine) uygun olarak iyi yapabildiğimiz en öncelikli şeyi yapmalıyız.

Oysa bizde durum pekte böyle görünmüyor.

Genelde tüm hayat boyunca elimizde olan işler, yani geçim kapımız olan mesleklerimiz bile “iyi yapabildiğimiz” kendi tercihimiz olan işler değil. Babamızın para, annemizin okumamışlık kompleksi ya da birilerince üzerimize iliştirilmiş tercihler ve işler olmakta.

İçinde bulunduğumuz topluluk, tabii olduğumuz cemaat, savunduğumuz fikir bile; henüz hayran çelebi olduğumuz yaşlarda, ya da arkadaş hatırına çiğ tavuk yenir kıvamında olduğumuz bir sırada elimize tutuşturuluvermiş şeylerse, gerisini siz düşünün.

Bu nedenle özde liberal, dilde radikal arkadaşlarla karşılaşabilmekteyiz sıkça.
Ya da tam tersi de mebzul miktarda var piyasamızda.

İçinde bir partiye ölesiye taraftar olan, ama arkadaş/çevre baskısı sebebiyle apolitik biriymiş gibi bir ömür kendini kasanlar. Bıraksan kıtır, kıtır keseceği adamları “insan hakları aktivisti” numarası çekme adına savunmak zorunda kalan sahte Şanar Yurdatapanlar. Gerçekte Mutezile birine bile toz yutturacak kadar akıl merkezli düşünen, hisseden ama sevdiği hocaya ayıp olmasın diye geleneksel ehli sünnet havarisi olan arkadaşlar.

İş ve aile ortamında hanımlarla gırgırın göbeğini çatlatan ama sohbet ortamında kadın erkek ilişkileri söz konusu olduğunda en ’takva’ çizgiyi en sert dille savunanlarımız.

Evinde eşi ve çocukları ile ayrı, Akraba ortamında ayrı, Mahalle ve lise arkadaşları ile ayrı, Bürokrasi ve iş çevresi ile ayrı, Sohbet ve cemaat ortamında apayrı bir kişiliği yaşayan arkadaşların bu şekilde olmalarından dolayı sadece onları değil, onları böylesi bir sahteciliğe iten teşvik eden anlayışı, kişi ya da yapıları da yargılamak gerekiyor.

Özünde edebiyatla, şiirle ilgisi mikroskopla görülebilir miktarda olsa bile, canciğer bir arkadaş hatırına edebiyat dünyasına duhul edenlerimiz… Hatır için dernek, hatır için vakıf, hatır için sendika, hatır için sohbet, hatır için taraftarmış gibi yapmalarımıza dair çarpıcı çokça misal sıralanabilir.

Ve bu tablonun kaçınılmaz sonucu olarak; ‘Kardeşim, ben bunu yapamam, ben buna layık/ehil değilim’ dediği halde üzerine zorla iş yıkılanlarımız.
“Yaparsın, yaparsın, şundan da mı kötü yapacaksın” gazı ile başlanılan/yapılan ve kaçınılmaz olarak düşük kalite ya da başarısızlıkla sonuçlanan, heba olan, israf olan, adamlar, zamanlar ve işler ve hayatlar…

Birde esas itibari ile müşterek ilgi ve sevgimizin birleştiği ama öncelik sıralaması sebebiyle heder olan işlerimiz var ki bence bunlar yukarıda saydıklarımdan kat, kat fazla. Yani benzer duyarlılıklar taşıyan insanların öncelikler konusunda sürüklenmesi sebebiyle ortaya çıkan verimsiz hasatlar.

Temel olarak referans ve kaygılarımız bir. Ama öncelikler sıralamasında hoca, abi, arkadaş ve cemaat baskısından dolayı, bir türlü kendi öz tercihimize fırsat bulamamaktayız. Senin birikimin, ehliyet, liyakat ve gönül dünyanda yapman gereken öncelikli iş ne, buna bakılmayabiliyor.

Durup dururken yazmıyorum bunları, bir yere bağlayacağım becerebilirsem.

 

Ekim ayında ANTEP PRESS`in kuruluşunun üçüncü yıl dönümünü yaşayacağız.

Yaz aylarında memlekette olmamı çıkartırsak, bu üç yılın iki buçuk yılında bu sitede yayınlanan haberlerden yaklaşık 10 Bin haber benim elimden geçti diyebilirim.

Ancak ben yukarıda vurgulamaya çalıştığım Öncelikler tercihi nedeniyle haberciliğe ‘dur’ demiş bulunmaktayım. Yani artık Antep Press’e günlük olarak bir mesai harcamıyorum. Bunun okuyucularımız tarafından bilinmesini istedim.
Yazı, yazarlık konusu zaten hiç haddim olmadı. Üç yılda kırık dökük 15 yazı yazmışım. Gerçekten yazmam gereken bir husus olursa yine yazabilirim bu ayrı bir husus.

Geçen bu süre zarfında yazılarım ve yaptığım haberlerden dolayı pişman olduğum, özür dilemem gereken biri ya da birileri benim gönül dünyamda yok. Yani asla bilerek hiç kimsenin hakkına tecavüz etmedim hamdolsun. Kuruş para ilişkisine zaten girmedik… Ancak indi ilahide hesabı sorulmayacak hiçbir iş yoktur mülazahası ile yine de herkesten helallik istiyorum.

Antep Press üzerinde söz hakkı olan ve gönül ilişkisi bulunan dostların beni anlamasını umuyorum. Sitemiz etkin olma ve okunma noktasında istatistik olarak hiçte fena sayılmayacak bir noktadadır. Bu işe zaman ayırabilecek arkadaşları yeni bir yönetim ve kadro oluşturulması noktasında katkı vermeye davet ederek hepinizi muhabbetle selamlıyorum…

 

28.09.2012