Kuruluş amacı ve uygulamalarıyla İslam’ın kökünü kazımak isteyen Devlet, en büyük darbeyi Müslümanlara vurdu. Buna rağmen Müslüman kitleler, devletin kendilerine ait olduğu fikrini hiç terk etmediler. Böyle olduğu içindir ki, devletle ters düşmemeyi temel bir strateji olarak her dönemde benimsediler.

Doğal olarak; kendilerine ait gördükleri bir devlette “İktidarı ele geçirmek” veya“iktidara ortak olmayı” son derece makul bir talep saydılar. İslam’a, Müslümanlara ve topluma hizmetin en kestirme ve yegâne yolunun da buradan geçtiğine kendilerini inandırdılar.

Bu inanç nedeniyle, tek parti diktası sona erip şartlar elverişli hale geldiğinde iktidara talip oldular. Büyük bir iştiyakla arzuladıkları iktidar için her dönemde çok çabaladılar.

Siyasi bir hareket içinde olanlar, doğrudan iktidara talip olurken; kitlesel İslamî guruplar (cemaatler) iktidardan pay almayı, yani iktidarla dolaylı bir ilişki kurmayı tercih ettiler.

Milli Görüş Partileri örneğinde görüldüğü üzere; İslami iddiaları olan siyasi partilerden uzak durdular, “Ehven i şer” saydıkları Demokrat ve Adalet gibi Partileri desteklediler.

Ak Parti; söz konusu iki tutumu tek çatıda birleştiren bir yapı olarak ortaya çıktı. Seçim sonrası koalisyondansa, partinin yapısını koalisyon biçiminde tasarladı. Siyasi dağınıklığı ortak hedefler etrafında toparlamayı başardı.

Kimliğini de toplumun çoğunluğunun eğilimlerini yansıtan, hem Dinî hem modern çağrışımları olan Batı kaynaklı bir kavramla oluşturdu: “Muhafazakâr Demokrat”.

Hangi iç ve dış odaklarla birlikte hareket edeceğini bu kimliğe karşı çıkmayacak, destek verecek kesimler olarak belirledi. Dışarıda küresel güç odaklarıyla; içeride de aynı odakların uzantıları, yandaşları, paralel yapıları ve karşıtı olmayanlarla birlikte hareket etti.

Bu bağlamda liberaller gibi seküler kesimler ile iktidar gücünden pay almak isteyenİslamî guruplarla sıkı ilişkiler geliştirdi. Bir bakıma onlarla ortak oldu ve hükümetleri döneminde hisselerine düşeni almalarını sağladı.

Güçlü iç ve dış bağlantılara sahip; hoşgörü, diyalog ve ılımlı İslam konseptiüzerinden küresel sistemle paralel hareket etmeyi temel strateji olarak benimseyenGülen Hareketi iktidarın bu aşamadaki en büyük ortaklarından biri oldu. ABD ve AB’nin desteğini de alarak birlikte önemli birçok işe imza attılar. En önemlisi, askeri vesayeti etkisizleştirerek normalleşmeye geçişi sağladılar.

Hal böyleyken, iktidarın, zorunlu müttefikleri olan devlet ve küresel hegemonyadan bağımsız hareket etmesi düşünülemez. Zira işleten mekanizma olarak hükümet, devlet sisteminin kurallarına uymakla yükümlüdür. Diğer yandan da desteğini alarak iş başına gelebildiğinden küresel sistemle uyumlu hareket etmek zorundadır.

Buna rağmen, Ak Parti iktidarı, devletin; tekçi, ulusalcı, baskıcı karakterini değiştirmeye yönelik önemli adımlar attı. Ulusalcılık yerine küreselci eğilimleri besleyen postmodern kültürü güçlendirecek düzenlemeler yaptı. Küresel güçler, çıkarları açısından zorunlu gördükleri bu değişime tam destek verdiler.

Nitekim Ak Parti İktidarı bu destek sayesinde içerideki katı, baskıcı, totaliter gücü birçok kez alt etmeyi başardı ve etkisizleştirdi.

Buraya kadar olan biten; büyük ölçüde küresel sistemin, kısmen de Türkiye’deki kimi kesimlerin çıkarına olan gelişmelerdi. Ama içeride ve dışarıda çözüm bekleyen birçok temel sorun henüz yerinde duruyordu.

Bu arada, küresel sistemle birlikte harekete ederek güç elde eden TayyipErdoğan; zaman zaman zihninin derinliklerinde duran düşüncelerini dışa vurmaktan kendini alamadı. Özellikle uluslar arası adaletsizlikleri, çifte standartları, İsrail vahşetini dillendirmesi, Suriye ve Mısır’a duyarlı davranması büyük tepki çekti.

Birçok damarı küresel basınç düzeyine göre işlerken, bir damarının zaman zaman farklı basınçla kabarması müttefiklerini ürküttü. Birçok kez bu kabarmalar tekrar edip uyarılar da etkisiz kalınca, kontrol dışına çıkan bu davranışların sisteme zarar verebileceği endişesiyle tedbir almaya yöneldiler.

Tayyip Erdoğan’ın başında olmadığı bir Ak Parti’nin Türkiye’yi yönetmesi için karar aldıkları ve uygulamak üzere düğmeye bastıkları anlaşılıyor.

Gülen Cemaati de bu tekneye su taşımakla görevlendirilmiş gibi duruyor.

Son gelişmeler; Türkiye’de, İslam Ülkelerinde ve Dünyada küresel hegemonyaya diş bileyenlerin sempati duyacağı söylemleri nedeniyle Tayyip Erdoğan’ı gözden çıkardıklarını işaret ediyor.

Garip bir tecelli ve ilginç bir zamanlama!

Ak Parti ve Tayyip Erdoğan; gösterdiği adaylarla duyarlı insanların tepkisini çekmişken, yolsuzluklar ayyuka çıkmışken, Kürt Meselesi rölantiye alınmışken, ahlaki yozlaşma tavan yapmışken, maddi güç en büyük put haline getirilmişken, riyakârlık bütün değerleri çürütmüşken ve sayısız olumsuzlukla karşı karşıya olduğumuz bir sırada bu gelişmeler ortaya çıktı.

Tayyip Erdoğan, müttefik olduğu küresel sistemin kötülükleriyle mücadele ettiği için hedef haline getirildi ve saldırıya uğruyor.

24.12.13