Caddenin tek alkoliği ile sadece benim aram iyiydi. Bildiğin kankaydık yani. Sonra kurtuldu o dertten gerçi. Hamdolsun. Caddenin en asabi abisinin de tek samimi olduğu kişiydim.

 

Caddeye haftada bir gelen dilenci de topladıklarını benim yanımda biriktirirdi. Pastaneden aldığı bayat tatlılardan ikram edip, halimi hatırımı sorardı. Dili de ne güzel dualı. Her müşterisine ettiği dualardan değil ama. Orijinal ve özge oldukları söyleyiş şeklinden belliydi. İçinden dökülürdü kelimeler ve kapıdan çıkana kadar da devam ederdi. Günlük gelen dilencilerle de aramız iyiydi. Bazen beni boş geçer, ama dualarını yine deederlerdi.Hapçı bir çocuk vardı. O veâlem arkadaşı da koca caddede benim yanıma gelmişlerdi geçenlerde. Biraz hukukumuz vardı eskiden. Biryerlere yolculuk yapmıştık onlarla. “Abiyirmi liraya ihtiyacımız var, çok hem de!” dediler. Sokak zibidisine de para mı verilirdi. Hele de böyle ite kopuğa. Verdim.  Beş altı ay sonra geri getirdi sağ olsun.  O zamana kadar gördüğü her yerde nerdeyse ikiye bükülüp selam verir, kazara yanımdan geçmişse de binbir özür diler, hemen getireceğini söylerdi. Kızmazdım. Arkası gelmemesi kâfiydi bu isteklerinin. Zaten unutmuştum bile. Helal de etmiştim gerçi.

 

Yine bu tayfadan başka bir genç geldi geçenlerde. Durumunu anlatıyordu lafı çoğaltıp. Gözüm arada kollarına kaydı. Çocuğun kolları bildiğin harita. Hem de keskin dağları bayağı da belirgin. Çok da tanışıklığımız yok üstelik. Hani adam tırsıyor da böylesi tiplerden. Kaşlarımı çattım iyice. Sert görünmek gerekti böylelerine. Para işi yok kardeşim,dedim. Uzattı gene lafı. Alışırdı. Daha önce de ufak bir isteği görülmüştü zaten. Muhabbetimiz de yoktu. Yine, para işi yok, dedim. Tamam, dedi delikanlıca. Giderken de lafı oturttu ya, bozuntuya vermedim. Birkaç defa ardı ardına “Allah razı olsun” dedi. İçim rahattı ama. Yani haklı olduğumu içim de tasdikliyordu.

 

Ortaokul aklıma geldi de. Sınıfın hani böyle kenar mahalle öğrencileri vardır. Elbise ve çantalarından da bellidir zaten.  En samimi arkadaşım da onlar arasından olurdu. Severdim böylesi çocukları. Hani benim de ozamanlar üstüm başım düzgün.  Anam en pahalı takımı aldırtmış babama. Taksit taksit de ödüyordu. Saçlara da limon sürmeyi yeni öğrenmişiz. Saçlar, takım elbise derken fiyakalı da olmuşuz hafiften. Ama en samimi arkadaşlarım yine de böylesi çocuklar olurdu. Onların evlerine bile gider, annelerinin elini öpüp, öğlen yemeğinde makarna yerdik.

 

Oturduğumuz mahallede de durum farksızdı. En çok özürlü kızımız Emine’yi sever, at arabacı Ali Amca’yla muhabbet eder, yalnız başına kalan,şimdi rahmetli olmuş Ayşe Teyze’mle balkondan balkona konuşurduk.

 

 

Bütün bunlar bir seçim miydi, bizzat özel bir çabanın eseri miydi bilmiyorum.

 

Ama ortalama insan tipleriyle bir türlü frekanslarımız uyuşmadı. Olduğundan farklı olan, yaşayan, gösteren kimselere kanım hiç ısınmadı.

 

Yukardakiler mi?

 

Onların hepsi hayatın kendilerine biçtiği rolleri oynayan kimselerdi.

 

Belki uç tiplerdi.

 

Ama hepsi de neyse oydular.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here