Abdurrahman Örnek yazdı…

 

“ Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsınız” diyor peygamberimiz(a.s),  elit escort , mecidiyeköy escort , şişli escort , porno izle ya da Yunus Emre’nin “Yaratılanı sevmek yaratandan ötürüdür” deyişi ile yeniden kendimize gelmemiz lazım. İnsanları kendine özgü karakter ve kişilik yapıları içinde kabul etmek gerekir. Ama bugün  tam tersi insanları kendi karakter ve kişilik yapıları içine hapsederek,  toplumsal hayattan uzaklaştırmak, onarılması mümkün olmayan travma ve dışlanmışlığa itiyor. Biz ve onlar diye kullandığımız kutuplaştırıcı dil , karşılıklı çatışmaya dönüşmektedir. Bizim toplumsal hafızamız karşıt ideolojilerin çatışmasına yabancı değildi. Fakat yeni bir ötekileştirme kültü ile karşı karşıyayız. Yani benzerlerimiz tarafından ötekileştirilmek. Maalesef bizim geleneğimize ait olmayan bu ötekileştirici dili, bugün acımasızca ve yargısız infaz yaparak birbirimize karşı kullanıyoruz. “Kişi sevdiğine incinir” sözünü  çabuk çıkardık literatürümüzden.  Bugün yaptığımız bir yanlış karşısında bizleri uyaran dostlarımıza karşı  hemen alınganlık gösteriyoruz. Oysa bu alınganlık hastalığından bir an önce kurtulup ötekileştirmeyi ortadan kaldırmalıyız. Aslında dostluk geleneğimize indiğimizde,  birbirimize olan kini ve nefreti eritebiliriz. Birbirimizin niyetini okumaya harcadığımız zamanımızı, birbirimizi anlamaya harcarsak,  nefret ve kinden uzaklaşarak sevgi dilini pekiştirebiliriz. Bizim geleneğimizde her zaman, insanın insana ihtiyacından dolayı bir araya gelinmiş ve iyilik çalışmaları yapılarak iyilikler  çoğaltılmış, kötülükler ise karşı durularak azaltılmıştır. Ötekinden korkarak değil de ötekini severek ya da değer vererek birbirimize sahip çıkabiliriz. İnsan sürekli ötekine güven duyabilen bir varlıktır. İşte o güven ve güzellik kırılganlığın tamiratını da içinde taşır. Mortha Nussbaum  “İyi bir insan olarak dünyaya bir biçimde  açık olabilmemiz gerekir. Kontrolümüz ötesindeki belirsiz şeylere de güvenebilmemiz gerekir” der.

Ötekini sevmedikçe, karşılıklı güven duymadıkça ilişkilerimiz hiçbir zaman makul şekilde gelişmez. Ötekileştirdiklerimize sürekli kuşkuyla bakmak bir süre sonra bilinçaltımızda  vazgeçemediğimiz bir paranoyaya dönüşüyor. Hepimiz aynı dili konuşuyoruz ama birbirimizi dinlemeyecek kadar da uzağız. Bir süre sonra öteki üzerinden kendi günah ve suçlarımızı arındırma çabasına giriyoruz. Günümüzün bu ötekileştirici ahlak anlayışının temel taşlarından biri olan kendi çıkarımızı, dostluğun önünden kaldırabilirsek, kendimize dönmüş olacağız. Sürekli karşıdakini sorgulamaktan ziyade , kendimizi de  sorgulamamız gerekmektedir. Savunmacı bir refleksle değil de ötekine güven duyabilmenin ahlakıyla hareket edebilirsek birbirimizi daha çok seveceğimize inanıyorum. Biraz ötekinin makosenleriyle yürürsek, birbirimizi tahkir ve tahrik ederek değil de insani ahlak, erdem ve vicdanın izinde yürüyerek; haksızlığa ve acımasızlığa uğramışlarla, duygudaşlığa girersek;  birlik ve beraberlik için daha çabuk iyileşmiş oluruz. Ötekini sürekli olarak kategorileştirmeden,  adil bir bakış açısıyla anlamaya çalışarak, sevgi dilini hakim kılabiliriz. Ötekiyle söz dili ile değil de kalp dilimizi konuşturarak iletişime geçebilirsek, ötekini yabancılaşma paranoyasına karşı koruma altına almış oluruz. Böylece ötekinin ruhuna dokunduğumuz gün, kendi ruhumuza da dokunmuş oluruz. Kendimizi ne kadar arınmış olarak tanırsak ötekini de o kadar tanımış oluruz. Ötekine karşı gösterdiğimiz dışlayıcı tavır, sürekli ötekinde ki dürüstlüğü, erdemi ve ahlaki tavırları, sanki yıkıcı unsurlarmış  gibi algılamaya gider.Oysa başkalarına gerçekten ilgi duyup onların fikirlerine değer vermek,bazı şeyleri kaybetme korkusuyla değil de her an yeni fikirlere açık olma düşüncesiyle, ötekinin düşüncesi yapıcı ise onun düşüncelerinin de gelişmesine katkıda bulunmaktır.(E.Fromm)Bizi yanlış algılardan uzaklaştırır.

Gerçek dostlar ve dostluklar sahte dost ve dostluklarla ötelendikçe, gerçek duygularımızın yerini sahte duygular alıyor ve böylece ötekileştirme bir düşmanlığa dönüşmüş oluyor. Ötekini sevmek kendini inkar etmek değildir. Tam tersi iyinin peşinde  olmaktır. Bu hayatta; sadece kendimiz için değil başkaları için de yaşamayı göze alabilirsek, başkalarına yapılan kötülüğe  kendimize yapılıyormuş gibi karşı koyabilirsek;  hem de kınayıcıların kınamasına aldırmadan, kınayıcıların kınamasından korkmadan ötekinin acısını ve iniltisini dindirebilirsek işte o zaman öteki bizim bir parçamız olmuş olur. Zaten bizim geleneğimizde  ötekinin hikayesine bulaşılmadan yaşanılmaz.  Gerçek gülümsemeyi sahte gülümsemeden ayırt edebilirsek işte o zaman doğrulmuş oluruz. Ötekileştirilen insanların düşüncelerini küçümseyebilirsiniz ama kendisini asla. Eğer karşınızdakini  dikkate almazsanız bir süre sonra hem kendinize hem de başkalarına yabancılaşmış olursunuz(A.Gruen). Son olarak ötekileştirilmiş insanların çekingenliği güven veren ilişkilerin dışına itilmişlikleridir. Bize yakın ama kendimizden uzaklaştırdığımız insanların inci gibi düşüncelerini ve bembeyaz düşlerini görebildiğimiz sürece insan kalacağız. Yine önderimiz peygamber(a.s)’ın şu hatırası ile bitirmek istiyorum yazımı. Peygamber (a.s) sahabesi ile dolaşırken bir köpek leşine rastlarlar. Bütün sahabe pis kokuyor diyerek burnunu tutarken, Peygamberimiz(a.s) “bakın inci gibi dişleri var” diyor.Yani güzel gören , güzel düşünür, güzel düşünen hayattan lezzet alır.(Said Nursi) Selam ve Dua ile

 

Abdurrahman ÖRNEK

AKADEMİK EĞİTİMCİLER DERNEĞİ BAŞKANI

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here