Modern düşünce, ne vaat ettiyse tersini yaptı. Onun için modernleşme tarihini bu açıdan okumak ve değerlendirmek zorundayız. Değilse, serap içinde yüzmemizi isteyenlerin arzusunu yerine getirmeye devam ederiz.
“Coğrafi Keşifler” modern tarihin ilk eylemi ve başlangıcı olarak kabul ediliyor. Aslında ilk yalan demek daha doğru olur. Çünkü yapılanın coğrafi keşifle ilgisi yok. Sefere çıkan gemilerine aldıkları Müslüman kılavuzlar, onları bildikleri topraklara götürdüler. Bildikleri bir yerin keşfedilmesi söz konusu olabilir mi? Zaten bilinen, yani keşfedilmiş bir yere gidildi.  Peki, yapılan nedir? Daha önce gidenlerin keşfettikleri yerleri işgal ve talan etmek. Gittikleri ülkelerin bütün değerli varlıklarına el koydular. İnsanlarını, ya katlettiler ya da köleleştirdiler. Bir başka yalanla da kamufle ettiler: “Vahşi insanlara medeniyet götürdük.”
Din’i, egemenlik ve sömürü aracına dönüştüren kiliseyi etkisizleştirmek için yola çıktıklarını söylediler. Din’i asli hüviyetine kavuşturacaklarına Dindışı, seküler bir hayata yöneldiler. Din’in yerine yeni kutsallar ürettiler. İnsanı merkeze alarak Tanrının yerine oturttular. Bilimi kutsadılar ve Dindışı, hatta Din karşıtı bir ideolojiye dönüştürdüler. Egosu ve bencilliği kabaran güç sahipleri Dünyayı böylece sömürgeleştirdiler. Kendilerini efendi, diğer İnsanları köle gördüler.
Milliyetçilik adlı bir canavar üreterek Dünyayı etnik çatışma cehennemine çevirdiler. Yeryüzündeki bütün toplumların birbirine kin ve nefretle bakmasına ve düşman olmasına yol açtılar. ‘Toplumların kendi kaderlerini tayin etme hakkı’ namıyla süslü ve ayartıcı söylemler icat ederek ‘Bir Arada Yaşama’ imkânını ortadan kaldırdılar. Yüzyıllar boyu kapı komşusu olanları, acı ve sevinci paylaşanları birbirlerini katleden vampirlere dönüştürdüler.
Eşitlik, özgürlük, adalet gibi kavramların arkasına sığınarak insanları ayarttılar. Kalkınma, gelişme, ilerleme, refah, ekonomik gelişmişlik, geri kalmışlıktan kurtulma gibi umut ve beklenti besleyen kavramlarla zihinleri iğfal ettiler.
Denizaşırı ülkeleri sömürgeleştirmekle yetinmediler, gözü dönmüş bir biçimde Dünyanın geri kalanına da göz diktiler. İslam Dünyasını önce ırkçılık ve dinî ayrımcılıkla zehirlediler. Sonra böldüler, parçaladılar ve paylaştılar. Sadece Osmanlı topraklarından elli iki devlet, yani elli iki sömürge çıkardılar. Bütün kaynaklarını kendi ülkelerine refah olarak taşıdılar.
Sonra dönüp Bağımsızlık için savaşmalarını öğütlediler. Ellerinde kalanı alarak silahlarını bu toplumlar üzerinde denediler. Sömürgeler, sözde bağımsızlıklarını elde ettiler; gerçekte dolaylı yeni bir sömürge tipine geçiş yaptılar.
Bu defa kültürel baskı yoluyla bağımlı toplumlar oluşturdular. Bu bağlamda kullandıkları en önemli alan ve araç Eğitim oldu.
Aynı tornadan çıkmış insanlardan oluşan toplumlardan oluşan bir dünya tasarladılar. ‘Modern Eğitim’i ayartıcı bir söyleme dönüştürüp tek form olarak dayattılar. Batı dışındaki bütün kültür ve medeniyetleri aşağıladılar, tahrif ve asimile ettiler. Müslümanları, diğer Din ve inanç mensuplarını, etnik kökenleri farklı toplulukları bir arada yüzyıllarca tutmuş olan İslam Medeniyetini tamamen etkisizleştirmek için her yola başvurdular.
Bilimi kutsallaştıran bir eğitim tasavvuru ile bilim üreten Batılıları Dünyanın efendileri olarak empoze ettiler. Bütün toplumları kendi tarih, felsefe, inanç ve kültüründen kopardılar; yerine Batı’ya ait olanları geçirdiler. İnsanlık Batı’nın ürettiklerinden ibarettir algısını bilinçaltına yerleştirdiler.
Bu eğitim sayesinde Dünyanın en ücra köşesindeki insan; Aristo’yu, Eflatun’u, Galile’yi, Vasco Do Gama’yı, Ameriko Vespuçi’yi, Luther’i, Dekart’ı, Aguste Comte’ı öğrendi. Önde gelen Batılı müzisyenleri, şarkıcıları, futbolcuları, siyasetçileri, yazarları tanıdı. Ama aynı insanlar kendi toplumlarında, inanç, medeniyet, kültür ve ilim havzalarında büyük işler başarmış, insanlığa büyük hizmetler üretenleri ne bildiler ne tanıdılar!
Özgür Eğitim-Sen, modern eğitimin bu kirli yüzünü bilen bir kuruluş olarak varlığını sürdürüyor. Ayartıcı özgürlük söylemini üretenlere karşı, insanın gerçek anlamda özgürleşmesinin mücadelesini yürütüyor. Siyasetin, gücün, büyümenin, gösterişin tuzağına düşmeden doğruların yanında dik durmaya çalışıyor.
Sendikaların düzeni içeriden makyajlama misyonunu aşarak, alternatif Hak Arama Düzeni için bir model oluşturmaya çabalıyor. Aynı zamanda modern eğitim yerine; hak, adalet ve insan merkezli tasavvuru inşa eden bir sistemin öncülüğünü yapmak istiyor.
Buna şiddetle ihtiyacımız olduğu çok açık.

Bundan dolayı Özgür Eğitim-Sen’e daha çok destek vermeliyiz.

18.03.2013