siyasi-partiler

 

Önceki yazımı şöyle bitirmiştim:

 “Bunca darbe yiyen Türkiye toplumu olanlardan ders çıkarmamış olacak ki, hala moderniteyi ve ulus devleti kutsallaştıran siyaset erbabına prim veriyor. Seçime hazırlanan Türkiye’de iktidar da muhalefet de aynı çizgide kalmakta ısrar ediyor. Hepsi modernlikte ve milliyetçilikte yarışıyor.”  

Türkiye’deki siyasi partiler görünürde farklı görüşlerini toplumun hafızasına kazımak için çabalıyorlar. Kamuoyu bu farklılıklar üzerinden değerlendirme yaparak tarafını seçmeye çalışıyor. Oysa partilerin gözden kaçırmaya özen gösterdikleri hem de esasa dair birçok ortak noktası bulunmaktadır. Hatta ortak görüş ve uygulamalarının farklılıklarından daha fazla olduğu bile iddia edilebilir.

Bunun için adil bir yaklaşımla madalyonun iki tarafına yakından bakmak gerekir. Ancak o takdirde işin gerçeğini tesbit etmek mümkün olabilir. Tek tarafa bakanlar tarafgirliği ve bağnazlığı gerçeğin önüne geçirdiklerinden doğruyu göremezler.

Bu bağlamda partilerin başlıca ortak yönlerini sırlamaya çalışalım:

On dokuzuncu yüzyılın en güçlü, sihirli ve ayartıcı sözcüğü Milliyetçilik günümüzde de toplumları birbirine kırdırmayı sürdürüyor. Yeryüzündeki sonu gelmeyen çatışmaların pek çoğunun itici gücü, birbirini besleyen milliyetçi akımlardır. Böyle olmasına rağmen, milliyetçilik Türkiye’deki tüm siyasi partilerin vazgeçilmezleri arasındadır.

CHP, Türk Milliyetçiliği ideolojisini devlet siyasetinin temeli haline getiren ve savunan partidir. MHP, CHP’nin milliyetçiliğinin bir miktar inanç sosu eklenmiş halinden başka bir şey değildir. Ak Parti ise, inançların baskın olduğu bir milliyetçiliği sahiplenmektedir. Oy yüzdeleri düşük diğer partilerin neredeyse tümü farklı tonda milliyetçi eğilimlere sahiptirler.

HDP ile ilgili olarak konuyu diğerlerinden farklı kılan ise, hak talebini öne çıkarmasıdır. Önce şunu belirtmek gerekir ki; özellikle Türk milliyetçilerinin maksatlı olarak çoğu zaman yaptığı gibi hak talebinde bulunmayı Kürt Milliyetçiliği saymak doğru değildir. Eğer etnik anlamda Türklerin gasp edilmiş bir hakkı olsa ve birileri bunu talep etse, onlara da Türk Milliyetçisi demek aynı şekilde yanlış olur. Buna rağmen, Kürt siyasetinin içinde bulunanların bir kısmının, aradaki ince ve hassas çizgiyi koruyamayarak hak talebini milliyetçiliğe haklılık kazandıran bir gerekçe haline getirdiği bilinmektedir. Sonuçta, şu veya bu şekilde milliyetçiliği (ırkçılık da denilebilir) ortak payda edinmemiş bir siyasi parti yoktur.

Partilerin ortak ve temel özelliklerinden biri de modern paradigmayı benimsemiş olmalarıdır. İster merkezde, ister sağda ya da solda olsun modernleşmeyi reddeden, hatta kurtuluş olarak görmeyen bir partiden söz etmek nerdeyse mümkün değildir. Bu yönüyle tümü, küresel sömürü düzeniyle entegre olmakta sakınca görmemekte, hatta gerekli saymaktadırlar. Başka bir anlatımla; bağımlı kalmayı, neoliberal politikalarının uygulama alanı olmayı kaçınılmaz ve tek çare gibi tasvir etmektedirler.

Partilerin ortak yanlarından biri de her konuyu çıkar, fayda açısından ele almalarıdır. Değerler hiyerarşisinin tepesine pragmatizmi oturtmuşlar, manevi ve ahlaki değerleri hiçe saymaktadırlar. Yerine getiremeyecekleri vaatleri sıralamayı çıkarları için meşru görmektedirler. Onlara göre yalanı sözünde durmamak ve emanete sahiplenmemek siyasetin gereğidir.

Küresel sistem ve yerel uzantıları; güce dayalı devasa ve uyum sağlamayanı ezen, dışlayan bir çarkı döndürmektedir. Adalet ve eşitlik söylemini öne çıkaran partiler bile güç (para ve iktidar) sahiplerinin bu çarkına uymak zorunda bırakılmaktadır. Dolayısıyla güç odaklarının taleplerini karşılamadıkları taktirde varlığını sürdürememek gibi bir durumla karşı karşıya kalmaktadırlar. Öyle olunca, onlar da direnmektense teslim olmayı seçiyorlar.

Milliyetçiliğin parçaladığı toplumlara bu kez sihirli ve kutsallaştırılmış bir kavram haline getirilerek dayatılan demokrasi siyasi partilerin ortaklaştığı olmazsa olmazları arasına geçmiş bulunmaktadır. Demokrasi; tek, vazgeçilmez, alternatifsiz, yegâne çare olarak mutlaklaştırılmaktadır. İdealize edilmekte, adaleti, eşitliği, birlikte yaşamayı mümkün kılacak bir sistem olduğu iddiası yüksek perdeden dillendirilmektedir.

Ayrıca tüm partilerin; modern eğitimi, seküler hukuku, batılı hayat tarzını, kapitalist ekonomiyi ve diğer alanlarda özünde birbirinden farksız öneri ve görüşleri savundukları sır değildir.

Bu kadar çok benzerlik karşısında gerçekte farklı oldukları çok az şey kalmıyor mu?

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here